| [Ana Sayfa] | [Amaç] | [Fotoğraflarla Gerçekler] | [Çalışma Odası] | [Strateji] | [İletişim Odası] |
MAKALE 1 : KÂZIM KARABEKİR’İN NAHÇIVAN ve ÇEVRESİNDEKİ FAALİYETLERİ (1918)
MAKALE 2 : KARS VE ÇEVRESİNDE ERMENİ MEZALİMİ (1919)
MAKALE 3: KÂZIM KARABEKİR PAŞA'NIN ERMENİLER ÜZERİNE HAREKÂTI (1920)
Muhammet ERAT*
MAKALE 1
KÂZIM KARABEKİR’İN NAHÇIVAN ve ÇEVRESİNDEKİ FAALİYETLERİ (1918)
1918 Yılı Başlarında Türk Ordusunun Doğudaki İleri Harekâtı
1917 Bolşevik İhtilali’nden sonra Rus ordusunda “milli birlikler” oluşturulmaya başlanınca, Ermeni ve Gürcüler de hemen kendi “milli askeri birlikleri”ni oluşturma yoluna koyuldular. Bu çerçevede kısa bir süre sonra Ermeni ve Gürcü askeri birlikleri meydana getirildi. Rus ordusunun dağılma ve çözülme hareketi arttığı ölçüde, Ermeni ve Gürcü askeri birliklerinin teşkili de hız kazandı. 1917 yılı Kasım ayında Petrograd’taki Sovyet Bolşevik liderlerinin isteğinin aksine olarak Kafkas-Rus-Türk cephesindeki Rus asıllı askerlerin büyük gruplar halinde evlerine dönmeleri artarak devam etti. Böyle bir durumdaki Rus ordusunda artık disiplin kalmadığı gibi cephe gerisindeki askerler de başı boş dolaşmakta ve “Bolşevik” propagandasına kapılarak birçok yolsuzluk yapmakta idiler. Doğu vilayetlerinden çekilen Ruslar, harekâ t bölgesinde pek çok miktarda yiyecek, giyecek ile savaş araç ve gereçleri bırakmışlardı. Geri çekilen bu askerlerinden bir kısmı Ermeni çeteleri ile birleşerek, Müslüman köylerini ve kasabalarını basmaktan ve yağma etmekten, kadın, erkek ve çocukları öldürmekten geri kalmıyorlardı.
Erzincan Mütarekesi’nden sonra (18 Aralık 1918) cepheden ayrılan Rus birliklerinin yerini Ermeni birlikleri almaya başlamıştı. Bu arada iç güvenliği korumak bahanesiyle bir “Ermeni Milis” teşkilatı da kurulmuştu. Mahalli idarelere de Rus askeri makamları tarafından Ermeni memurlar tayin ediliyordu. Bunun sonucunda da şehir ve kasabalarda yönetim tamamen Ermenilerin eline geçmişti.
Brest-Litovsk Andlaşması’na göre sınır hattı 1877-1878’deki gibi olacaktı. Dolayısıyla Kars, Ardahan ve Batum sancaklarından Rusları çekilmeleri icap ediyordu. Bu şekilde Rus kuvvetlerinin, andlaşma hükümlerine göre, Doğu Anadolu’dan çekilmeleri sonucunda, bölgede bir Ermeni Devletinin kurulması için bütün hazırlıklar yapılmakta idi. Zaten Taşnak Komitesi, doğu illerinde Türk bırakmamak suretiyle büyük Ermenistan’ı kurmayı tasarlıyarak bu hususta bir plan hazırlamış bulunuyordu. Ermeniler, bu planları çerçevesinde doğu bölgesinde faaliyetlerine hız vermişlerdi. Diğer taraftan Lenin ve çevresindeki Ermeni Bolşevikler de, Rus askerleri bölgeden çekilmeden Ermenilerin idareyi ele almalarını arzu etmekte ve buraların Türklerin hakimiyetine geçmesini istememekteydiler. Neticede onların bu isteği yerine getirilmiş oldu ve Ermeniler bölgeye büyük ölçüde hakim olmaya başladı.
Ne var ki, Doğu Anadolu’da Rusların çekilip yerlerine Ermenilerin hakim olmasından sonra bölge halkı büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. Ermeniler savunmasız ve masum halka karşı çeşitli tecavüz hareketlerine giriştiler. Ermeniler, daha önce kendilerine yapılan bazı haksızlıkların karşılığını almak için bu tecavüzlere başvurduklarını ifade ediyorlardı. Bunun sonucunda da Türk askeri kuvvetlerinin, savunmasız halka karşı girişilen bu katliamı durdurmak için ileri harekâ ta geçmesi son derece haklı ve zaruri idi.
Zaten, III. Ordu Komutanı Vehip Paşa da, Başkomutan Enver Paşa’dan aldığı emir üzerine, 12 Şubat 1918 tarihinde harekâ tın başlaması için bütün hazırlıkları tamamlamıştı. Bu arada daha önce Vehip Paşa’nın isteği doğrultusunda Kâ zım Karabekir Paşa, III. Ordu’nun sağ kanadında ve Erzincan karşısındaki I. Kafkas Kolordusu Komutanlığına tayin edilmişti. Kurmay Albay Kâ zım Karabekir’in tayininin İradesi 28 Ocak 1918 tarihinde çıktı. Karabekir, kışın zor şartlarında bir ay yolculuk yaptıktan sonra Kolordu karargâ hının bulunduğu Refahiye’ye ulaştı ve hemen görevine başladı. I. Kafkas Kolordusu, Erzincan batısındaki dağlarda Refahiye ve Kemah doğusundaki geçitleri kapıyordu. Bu kolordunun 36. Tümeni Kemah ve 9. Tümeni kolordu karargâ hı olan Refahiye’nin doğusunda, 10. Tümeni de burada ihtiyatta idi. Kâ zım Karabekir komutasında olan I. Kafkas Kolordusu’nun 1918 yılı Ocak ayındaki askeri gücü şu şekilde idi: 1178 subay ve memur, 25.000 insan, 94 makineli tüfek ve 53 top.
Doğudaki ileri harekâ tın safhalarına geçmeden önce III. Ordu’nun kuruluşuna bir göz atmak yerinde olacaktır. 1917 yılı sonları ve 1918 yılı başlarında III. Ordu’nun kuruluşu şöyle idi:
I. Kafkas Kolordusu: Albay Kâ zım Karabekir Komutasında, 9., 10. Ve 36. Tümenler.
II. Kafkas Kolordusu: Yakup Şevki Paşa Komutasında. 5., 11. Ve 37. Tümenler.
IV. Kolordu: Ali İhsan Paşa Komutasında. 5. Ve 12. Tümenlerle Van Gölü Güney Müfrezesi, Milis kuvvetleri.
Türk ordusu, 12 Şubat 1918 tarihinde Erzincan Mütarekesi ile tesbit edilen sınır hattını aşarak Erzincan istikametinde ilerlemeye başladı. III. Ordu Komutanı Vehip Paşa’nın emirleri doğrultusunda harekete geçen I. Kafkas Kolordusu Komutanı Kâ zım Karabekir, 13 Şubat 1918’de Erzincan’ı zaptetti. İleri harekâ tına hızla devam eden Türk kuvvetleri 12 Mart 1918’de Erzurum’u Osmanlı hakimiyetine kattı. Erzurum’u aldıktan sonra aynı süratle ilerleyen III. Ordu’nun I. Kafkas Kolordusu kuvvetleri 13 Mart’ta Hasankale’yi, 16 Mart’ta Tortum’u, 17 Mart’ta Narman’ı ve ardından Hınıs ile Kötek’i işgal etti. Böylelikle Türk askeri kuvvetleri Mart ayı sonlarında 1914 sınırını geçmeye başladılar.
Diğer taraftan II. Kafkas Kolordusu, kuzeyde Bayburt-Of hattında ileri harekete geçmişti. IV. Kolordu da Van gölü güney müfrezesini takviye ederek ilerlemeye başlamıştı. Elviye-i Selâ se topraklarına girerek Kars’a doğru ilerleyen III. Ordu birlikleri 5 Nisan’da Sarıkamış’ı ve 25 Nisan’da da Kars şehrini zaptetti. Türk ordusunun bu ileri harekâ tı sırasında Kâ zım Karabekir Paşa, geçtiği bölgelerin birçoğunda Ermenilerin yaptığı mezalim ile karşılaştı. Halkın içinde bulunduğu perişan ve sefil durumu yakından gördü. Bu herekâ t neticesinde 40 yıl sonra bu bölge tekrar Osmanlı hakimiyetine girdi. I. Kafkas Kolordusu Komutanı Kâ zım Karabekir, bu cephedeki başarılarından dolayı birçok nişan ve madalya aldı ve Tümgeneral rütbesine yükseltilerek Paşa oldu.
Bu arada daha önce 14 Nisan’da Türk askeri kuvvetleri Batum şehrini de zaptetmişti. Bu suretle Nisan sonlarında Elviye-i Selâ se’nin tamamı Türk birlikleri tarafından işgal edilmiş oldu.
Ordu Komutanlığı, İran’daki durum nedeni ile Gümrü-Culfa demiryolunu bir an evvel ele geçirmek, Ermenilerin zulmü altında yok olmaya mahkû m olan İslâ mlara yardım etmek, her gün çeşitli nedenlerle yok olmakta bulunan esirleri kurtarmak ve ordunun disiplini ile çok alakalı bulunan, yanı başındaki anarşiye son vermek üzere 15 Mayıs 1918’de Nahçıvan hizasına kadar demiryolu hattının küçük müfrezelerle işgalini Kâ zım Karabekir Paşa‘dan istemişti.
Ancak bu arada Gümrü’nün durumu henüz tam olarak belli olmadığından piyade kuvvetlerinin güneye inmesi uygun görülmedi ve 16 Mayıs sabahı Avcı Taburunun iki bölüğü Tazekent’te kalarak bir bölüğü Ağın’ın doğusuna, süvariler de Nahçıvan ve Talın-Kırmızlı hattına gitmesi Kazım Karabekir Paşa’ya emrolundu.
Diğer taraftan I. Kafkas Kolordusu Kumandanı Kâ zım Karabekir Paşa’nın komutasında ileri harekâ tına devam eden Türk ordusu 16 Mayıs 1918 günü Gümrü ve civarını tamamen Türk hakimiyetine aldı. Kâ zım Karabekir, 20 Mayıs sabahı Kızılçakçak istasyonundaki karargâ htan Gümrü’ye hareket etti. Karargâ hını Gümrü’nün iki kilometre kadar güneyindeki bölgeye yerleştiren Karabekir, ertesi gün öğleden sonra Gümrü kasabasını dolaşarak teftiş etti. Savaş sırasında meydana gelen hoş olmayan manzaraların ortadan kaldırılması için gereken emirleri verdi. Ermeni ahaliye korkmamalarını söyledi ve askerlere yardım ederek iyi bir temizlik yapılmasını Ermeni Belediye Heyeti’nden istedi.
Gümrü’nün Türk hakimiyetine geçmesinden sonra güneyde Ermenilerin 23 Mayıs’ta Serdarabad bölgesinde faaliyete geçtiklerini görüyoruz. Ermenilerin uçaklarını orada bulunan Türk müfrezesi üzerinden uçurmaları neticesinde Kâ zım Karabekir, Ağın’a gelen Avcı Taburu ile Zihni Bey müfrezesini takviye etmek zorunda kaldı. Daha önce verilmiş olan emir gereği, Avcı Taburu, Gümrü’nün güney köylerinde halkın elindeki silahları toplamakla görevlendirilmişti. Ancak, ortaya çıkan bu yeni durum karşısında, yani Ermenilerin Serdarabad bölgesinde kuvvetli bir hale gelmesi neticesinde, bu bölgede bulunan Süvari Alayını bu taburla takviye etmeyi daha uygun bulan Karabekir, silah toplama işine de 9. Fırka’dan bir Alayın memur edilmesini emretti.
Ermeni generallerinin Gümrü’deki müzakerelere gelmemesinin yanı sıra 25 Mayıs’ta Ermeniler, I. Kafkas Kolordusu’na taarruz etmeye başladılar. Bunun üzerine, 25 Mayıs 1918’de Zihni Bey müfrezesine, Avcı Taburunun katılmasından sonra, cephesindeki Ermenilere şiddetli bir darbe vurarak Serdarabad’ı işgal etmesi ve büyük bir kısmıyla orada kalmayarak bunun beş kilometre kuzeyindeki Serdarabad’a hakim sırtlara çekilmesini emreden I. Kafkas Kolordusu Kumandanı, 36. Fırkaya da Danagirmez ve Mirek civarındaki Ermenilere taarruz ederek Başabaran’ı işgal etmesini emretti.
Ancak, bu arada Ermenilerin kuvvetli bulunduğu, Karakilis bölgesindeki Türk kuvvetleri muvaffak olamayarak, geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Grup Kumandanlığı, Kâ zım Karabekir’den Karakilis’in zabtı için Kolordusundan bir fırka ile hareket etmesini ve başarılı olamayan II. Kolordu’nun 11. Fırkasını emrine almasını emretti.
Serdarabad bölgesindeki Ermeniler de Türk birliklerini geri püskürttükleri için orada bulunan müfreze Alagöz sırtlarına çekilmek zorunda kalmıştı. Bu nedenle Karabekir 9. Fırkayı yorgunluğuna rağmen hemen, 28 Mayıs akşamı Karakilis’in batısına Kışlak köyü civarına çekti. Kendisi de Gümrü’ye geldi.
Diğer taraftan Culfa istikametine gönderilmiş olan Osmanlı treni Nahçıvan’a vardığı gün, Nahçıvan’ın güney ve kuzeyinde demiryolu üzerinde infilak sadaları işitilmiş ve icra edilen tahkikatta Ermeni çete reisi Antranik kuvvetleri tarafından hat üzerindeki köprülerin tahrip edildiği anlaşılmıştır. Halbuki bu durum barış antlaşmasının hükümlerine aykırı idi. Ayrıca, Kamarlı yakınlarında görülen 2.000 kadar silahlı Ermeni ahali, Türk keşif koluna, yine antlaşma hükümlerine rağmen sınır haricine çıkmayacaklarını ifade etmişlerdir.
Bu arada bölgede Ermenilerle Türkler arasında bu askeri ilişkiler devam ederken diğer taraftan 26 Mayıs 1918’de Ermenistan ile beraber Gürcistan, 28 Mayıs’ta da Azerbaycan kendi bağımsız devletlerini ilan ettiler.
4 Haziran 1918’de bu yeni bağımsızlığa kavuşan devletlerle yani Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’la Batum’da Osmanlı Devleti ayrı ayrı barış andlaşmaları imzalandı. Gürcistan ile imzalanan andlaşma ile Türkiye, Batum şehri ve sancağından başka Ahıska ve Ahılkelek nahiyelerini almak suretiyle sınır hattını 1828 yılındakine ulaştırdı. Bu durum ise Brest-Litovsk Barış Andlaşması’na aykırı idi. Ermenistan ve Azerbaycan ile Türkiye arasındaki sınır hattı 1877-78 yılındaki sınır hattı oldu. Bundan sonra da diplomasi sahasında Kafkaslarda savaş durumu sona ermiş ve ikili ilişkilerin başlamasına zemin hazırlanmış oluyordu. Ermenilerle yapılan antlaşmanın önemli maddeleri şunlardır:
3. madde: Gümrü - Culfa demiryolu hattından istifade edilecek.
1 numaralı ek; en ziyade müsaadeye mazhar olan millet muamelesi, serbest transit hakkı, asgari gümrük tarifesi, fazla mahsullerin resmi komisyonlar vasıtası ile çıkarılması.
2. ek; yeni sınırın iki tarafında 15 kilometre genişliğinde serbest bölge bulunması.
Esirler adedi adedine kafileler halinde teslim edilecek, Ermenistan’da yerleşmek isteyen Türkler kalacaklar, firari subaylar teslim olunacak.
Ermenistan hükümeti, askerini barış zamanındaki mevcuda indirecek, bunun mevcudu ile yerleşim bölgeleri Osmanlı hükümeti ile birlikte kararlaştırılacaktı. 3. Ordu Komutanı, terhisin en kısa bir zamanda yapılmasını, Ermenistan’da bulunacak asker sayısının barış zamanındaki mevcudunun bir tümeni geçmemesini istiyordu.
Belirlenen bu hususların tayin ve tesbiti için 3. Ordu Komutanı, Grup Komutanı Yakup Şevki Paşa’yı, Ermeni hükümeti de General Korganof’u tayin etmiştir.
9. Ordu’nun Kuruluşu
Türk ordusunun Mayıs ayı içinde Dilman ve Rumiye bölgelerindeki Ermeni ve Nasturilere karşı giriştiği harekâ t başarılı olamadığı için, burada bulunan birlikler geri çekilmişlerdi. Bu nedenle İngilizlerin İran içlerindeki ileri hareketini durdurmak ve Dilman-Rumiye bölgesindeki Ermenileri tesirsiz hale getirmek için Kuzey İran’da daha büyük kuvvetlerin kullanılmasını zaruri kılıyordu.
Bu durumu gören Osmanlı Genelkurmayı 9 Haziran 1918 tarihinde gönderdiği emirle aşağıdaki teşkilatın kurulmasını istemişti:
1 - I. Kafkas Kolordusu ile IV. Kafkas Kolordusu’ndan oluşan 9. Ordu kuruldu. I. Kafkas Kolordusu, 9. ve 10. Kafkas Tümenleri ile 15. Tümen’den oluşacaktı. Komutanı Kâ zım Karabekir Paşa idi. II. Kafkas Kolordusu karargâ hı 9. Ordu karargâ hını vücuda getirecek ve Yakup Şevki Paşa da 9. Ordu’nun Komutanı olacaktı.
IV. Kolordu ise 5. ve 12. Tümenler ile mürettep süvari tugayından oluşacak. Ayrıca 11. Tümen de bu kolordu emrine girecekti.
2 - VI. Kolordu 3. ve 37. Tümenler ile müstakil olarak 5. Kafkas ve 36. Tümenler’den oluşacak. Rumeli müfrezesi merkezi Batum’da olan Esat Paşa’nın Komutasındaki 3. Ordu’da kalacaktı.
Bunun yanısıra 3. ve 9. Ordular, Şark Orduları Grubu ile 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa’nın Komutasına verilmişti. Bu gruba 6. Ordu da verilerek İran ve Irak’ta harekâ t yapmak planlanıyordu.
Şark Ordular Grubu Komutanlığı’nın 11 Haziran 1918 tarihinde 9. Ordu Komutanlığı’na verdiği emre göre, ordunun vazifesi şu idi:
“İngilizlerin İran’daki ileri harekâ tını durdurmak ve Bolşeviklere yardımlarına engel olmak; Rumiye gölü ile Hazar Denizi arasındaki bölgeyi kontrol etmek; Gerektiğinde 6. Ordu ile müştereken Bağdad’ı zabtetmek; Fakat ilk önce Dilman-Rumiye bölgesindeki Ermenileri temizlemek”.
Bunun üzerine 9. Ordu Komutanlığı’nın verdiği emir gereğince, Kâ zım Karabekir Komutasındaki “I. Kafkas Kolordusu birlikleri, Kafkas cephesinden Culfa istikametinde hareket etmek üzere hazırlanmaya başlamış ve bir kısmı da harekete geçmişti.
IV. Kolordu kuruluşunda olup geçici olarak ordu emrinde bulunan 11. Kafkas Tümeni Karakilis cephesinde intizar halinde kalacaktı.
I. Kafkas Kolordusu ile IV. Kolordu arasında hatt-ı fasıl Aras nehri idi”.
Osmanlı Ordusu’nda güneye doğru ilerlemek için bu planlar yapılırken, diğer taraftan Ermeniler de faaliyetlerine aralıksız devam ediyorlardı. 21 Haziran 1918’de General Antranik komutasında 5.000 piyade ve 5.000 süvariden oluşan bir kuvvet, Culfa köprüsündeki Türk birliğini atarak Hoy istikametinde ilerliyordu. Bunun üzerine Culfa istikametinde gönderilen müfreze 23 Haziran’da Hoy kuzeyinde Antranik kuvveti karşısında geri çekilmek zorunda kaldı.
Antranik kuvvetini durdurmak için 12. Tümen’in büyük kısmı 24 Haziran’da kuzeye doğru yürütüldü. Bu şekilde İngilizler ile birleşmek isteyen 10.000 Ermeni askeri Aras nehrinin kuzeyine atılmış oldu.
Şark Orduları Grubu Komutanlığı’nda Yapılan Değişiklikler
Şark Orduları Grubu Komutanı daha önce istifa ettiğinden bu görevi 3. Ordu Komutanı Esat Paşa vekil olarak idare ediyordu. 3 Temmuz 1918’de yapılan değişiklikle, Şark Orduları Grubu Komutanı Ferik Vehip Paşa, Ordu Grubu Komutanlığı tahsisatıyla Karargâ h-ı Umumi emrine verildi. Bunun üzerine 6. Ordu Komutanı Mirliva Halil Paşa, Şark Orduları Grubu Komutanlığı’na getirildi.
Bunun yanısıra IV. Kolordu Komutanı Mirliva Ali İhsan Paşa, “Kolordu Kumandanlığı selahiyetini haiz olmak üzere” 6. Ordu Komutanlığı’na ve 13. Kolordu Komutanı Miralay Hüseyin Selahattin Bey, IV. Kolordu Komutanlığı’na tayin edildi.
Musul’dan İstanbul’a gelen yeni Şark Orduları Grubu komutanı Halil Paşa’ya verilen emir şöyle idi: “Batum-Tiflis yolundan faydalanılarak Hazar denizinde hakimiyet tesis, Bakû -Enzeli deniz yolunun kurulması, buradan Kazvin-Hemedan yolundan Disful-Şuster üzerinden Basra Körfezine doğru ilerleyerek Irak’taki bütün İngiliz kuvvetlerini kuşatmak”. Görüleceği üzere, Halil Paşa’ya verilen bu görev, çok geniş bir sahayı kapsamakta ve aynı zamanda çok büyük bir askeri harekâ tı da gerektirmekteydi. Bu nedenle hedeflenen bu gayelerden ancak bazıları gerçekleştirilebildi. Eldeki imkâ nsızlıklar ve harici sebeplerden dolayı da bazı hedeflere ulaşılamadı.
9 Temmuz 1918 tarihinde Şark Ordular Grubu’nun kuruluşu şöyle idi:
a. 3. Ordu: 6. Kolordu (3.ve 36. Tümenler), 5. Kafkas tümeni ve Rumeli müfrezesi ordu emrinde.
IV. Kolordu: (5., 11. Ve 12. Tümenler).
Türk ordusunun Nahçıvan ve Güney Azerbaycan’daki askeri harekâ tına geçmeden önce, Ermenilerin bu tarihlerde Türkler karşısındaki durumunu daha iyi anlamak için Kâ zım Karabekir Paşa Başkanlığı’ndaki Türk heyeti ile Ermeniler arasındaki müzakereler hakkında kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır.
Kâ zım Karabekir Paşa Başkanlığındaki Türk Heyeti ile
Ermeni Heyeti Arasındaki Müzakereler
Ermeni Kolordusu Kumandanı Nazarbekof, 1918 yılı Haziran ayı başlarında Vehip Paşa’ya yaptığı müracaatta, barış andlaşmasının şartlarını görüşmek için bir komisyon teşkiline karar verdiğini ve bu komisyonun Türk tarafının temsilcileri ile şu meselelere karar vereceklerini yazmaktadır:
1-Her iki taraf askerlerinin belirli hudutlara çekilmelerinin tanzimi.
2-Göç eden Müslüman ve Hıristiyan halkın yerlerine iadeleri.
3-Şose ve demiryollarının askeri nakliye için tanzimi.
4-Halkın, mal, emlak ve canlarının temini.
Ermeni temsilcileriyle barış müzakerelerinde bulunmak üzere Osmanlı tarafını Miralay Kâ zım Karabekir başkanlığında Erkanıharp Binbaşı Hüseyin Avni Bey, Yüzbaşı Halit Efendi ve Mülazım-ı Evvel Selahattin Efendi olmak üzere dört kişilik bir komisyon temsil etmiştir. Ermeni tarafını da General Tirakoyof, Miralay Keşmişef, Kaymakam Vekilof, Erivan Milletvekilleri Mıgırdıç Munisyan ve Yuri Tamaşef’den oluşan beş kişilik bir heyet temsil etmiştir.
19 ve 20 Haziran 1918 tarihlerinde görüşen heyetlerin vardıkları kararlardan bazıları şunlardır;
1- Gümrü’de bulunan Ermeni hasta ve yaralı esirler, subay ve erler Erivan Şimendifer Komiseri ile Erivan’a gönderilecektir.
2- Kısmen Ruslar zamanında ve diğer bir kısmı da Mavera-yı Kafkas Hükümeti’yle ve Ermeni Cumhuriyeti nezdinde bulunan Osmanlı esirleri 22 Haziran 1918 tarihinde trenle Erivan’dan Gümrü’ye getirilecektir.
3- Erivan’da mevcut olup Ermeni Kolordusu Kumandanı Nazarbekof’un 10.6.1918 tarihli mektubuna ek Şimendifer Komiseri Mühendis Malhasof’un listesinde Osmanlı Kumandanına verileceği yazılı olan “malzeme-i muharrike ve müteharrike” (lokomotif ve vagon) 22 Haziran 1918 tarihinden itibaren ayın sonuna kadar Gümrü’de Osmanlı Kumandanlığına teslim edilecektir.
4- Ermeni Komisyonu, Ermeni Kolordusu Kumandanı General Nazarbekof’a bütün çetelerin dağıtılmasına kati emir vermesi için telgraf yazacaktır.
5- Ermeni ve Gürcü Cumhuriyetleri arasındaki hudut tesbit edilinceye kadar Başabaran bölgesindeki Osmanlı askeri Pıtak Geçidine kadar geri çekilecektir.
6- Osmanlı ve Ermeni kumandanlıkları postalarını Gence ve Tiflis’e göndermek üzere Karakilis-Delican-Kazak yolundan istifade edeceklerdir.
7- Sulh Andlaşması’nın 11. maddesi gereğince Karakilis-Delice-Kazak şosesinden dahi askeri nakliyat için istifade edilecektir.
Osmanlı ve Ermeni Komisyonları arasındaki bu Protokoller, ancak Temmuz ayı başında sona erebildi. Bundan sonra da Ermeni Müzakere Komisyonu Gümrü’den ayrıldı. 13 Temmuz 1918 tarihinde artık Türk tarafını temsil eden Kâ zım Karabekir Paşa’nın da buradaki vazifesi sona ermişti. Karabekir’e göre, Ermeni ordusu ve sayıca çok olan çeteleri birbiri ardınca devam eden darbelerle sarsılmış olduklarından, artık Osmanlı Hükümeti’nin istediği şartlarla sulhü kabul etmekle, Erivan ve Eçmiyazin’in (birincisi siyasi, ikincisi dini merkezleri) kumanda ettiği I. Kafkas Kolordusu tarafından işgalini önlemiş oldular.
Bu arada Kâ zım Karabekir Paşa, Sarıkamış, Kars, Gümrü kalelerinin ve Karakilis’in zaptındaki üstün başarılarından dolayı 28 Temmuz 1918’de Livalığa terfi ettirildi.
Kolordu Teşkilatında Bazı Değişiklikler
ve Nahçıvan’a Doğru Harekâ t
1 Ağustos 1918 tarihinde Kolordular teşkilatında ve Cephelerde yine bazı değişiklikler yapıldı. Kâ zım Karabekir Paşa’nın emrine I. Kafkas Kolordusu 9. ve 11. Fırkaları verildi. Nahçıvan ve Azerbaycan, Karabekir’in kumandası altındaki I. Kafkas Kolordusu’na, Gümrü havalisi ve Kafkas Azerbaycan’ı da II. Kafkas Kolordusuna verildi.
Bu arada Ermeni çete reisi Antranik IV. Kolordu’nun 9. Ordu ile irtibatını keserek kolorduyu tecrit etmek, muhtemelen Rumiye-Uşnu bölgesinde sıkışıp kalan Ermenilere yol açmak istiyordu.
Culfa’dan Aras nehrini geçerek Hoy güneyine kadar ilerliyen Ermeniler, Dilman bölgesinden gönderilen kuvvetler tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Ancak bu Ermeni kuvvetleri ile Hoy ve Eroğlu civarında muharebeler devam ettiği sırada Rumiye bölgesindeki Ermeni ve Nasturiler de Dilman güneyindeki 5. Tümen cephesine taarruz ederek tümeni Kuşçu-Aligâ n-Barzilyan hattına çekilmeye mecbur etmişlerdi.
Bu durum karşısında IV. Kolordu Komutanı, “Hiç olmazsa Kolorduyu, Aras boyundaki Ermenilerin ihdas ettiği müşkülattan kurtarmak için bir tümenin sürat ve tekmil kuvvetiyle Nahçıvan-Culfa mıntıkasına gönderilmesini, şimdilik faik kuvvetlere karşı çarpışılmakta ise de bu tümen gelmediği takdirde vaziyetin gayrı müsait bir şekil almasının muhtemel olduğunu, binaenaleyh Rumiye gölünün garp sahasının eşkıyadan temizlenmesinin ancak Aras boyunun diğer kıtalar tarafından teminiyle mümkün olabileceğini” 9. Ordu Komutanlığı’na bildirdi.
Ordu Komutanı bunun üzerine, “IV. Kolordu’ya yardım etmek ve Rumiye gölü garp sahasındaki eşkıyanın tamamen temizlenmesine imkâ n vermek ve aynı zamanda Aras vadisini ve demiryolunu eldi ederek I. Kafkas ve IV. Kolordu kuruluşuna ithal edilmiş olan 11. Kafkas Tümeni’nin Nahçıvan-Culfa mıntıkasına gelmesini tensip ve tümenin 29 Haziran’dan itibaren mıntıkasını 36. Tümene teslim ederek hareketini emretti”.
11. Kafkas Tümeni bu sırada doğrudan doğruya 9. Ordu Komutanlığı emrinde bulunacaktı.
11. Kafkas Tümeni’nin Nahçıvan ve Culfa istikametinde ilerlemesi üzerine karşısında bulunan Ermeniler de Nahçıvan’a çekiliyordu. Bu ileri harekâ t üzerine, Antranik'in Nahçıvan’a gittiği ve 3.000 piyade ve 500 süvari kadar tahmin edilen düşmanın Nahçıvan’da savunma için hazırlanmakta olduğu yolundaki haberlerin gelmesinden sonra, 11. Tümen, Ermenilerin iyi bir hazırlık yapmalarına meydan vermemek için daha süratli bir şekilde hareketine devam etti.
Tümen, 18 Temmuz 1918’de düşmanın hazırlamış olduğu mevzilere yanaştı ve ertesi gün taarruz etti.
Bir taraftan 11. Tümen Nahçıvan’a taarruz ederken diğer taraftan, IV. Kolordu’nun 12. Tümeni de Aras nehri kuzeyine geçerek bu taarruza iştirak etti.
Düşman Nahçıvan’ın batı ve kuzey sırtlarında, bahçe kenarlarında inatçı bir şekilde savunma yapıyor ve savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Bu nedenle 19 Temmuz günü Nahçıvan’ın zabtı mümkün olmadı.
Ertesi gün Türk askeri birlikleri taarruzlarına devam ettiler. Bu son taarruz sonucunda Ermeniler artık dayamayıp mağlup oldular ve saat 6’da Nahçıvan 11. Kafkas Tümeni tarafından zaptedildi.
12. Tümen takip müfrezesi de Ermenileri kuzeye doğru çekilmeye mecbur ve Culfa istasyonunun 8 kilometre kuzey doğusundaki Ermeni Culfası'nı işgal etti.
Bu şekilde Nahçıvan-Culfa bölgesindeki çeşitli sınıflardan oluşan ve daha önce haber alınmış olan miktardan bir misli fazla tahmin edilen Ermeni kuvvetleri, iki gün süren şiddetli muharebeler sonucunda mağlup edildi. Ermeni kuvvetleri, küçük kısmı Aras boyunda olmak üzere doğu yönünde dağlara doğru kaçtı.
Nahçıvan’daki bu muvaffakiyetten sonra 4 ağır makinalı tüfek, 1 top ve pek çok silah ile ganimet ele geçirildi.
Nahçıvan ve Culfa’nın alınmasından sonra 11. Kafkas Tümeni, ordu emri gereğince, bir alayı Culfa’da, diğer bir alayı Şahtahtı’nda ve geri kalan kısmı da Nahçıvan’da olmak üzere istirahate çekildi.
Ancak, bundan sonra da 11. Tümen, doğu ve güneydoğuya karşı emniyet tedbirleri almasının yanısıra, keşif kolları vasıtasiyle de düşmanla teması muhafaza ediyordu.
İngilizlerin İran içlerindeki ileri harekâ tı üzerine Başkomutanlık Vekâ leti, 9. Ordu’nun Kuzey İran’a hareketine karar vermişti. Bu amaçla Şark Ordular Grubu Komutanlığı, 21 Temmuz 1918’de 9. Ordu Komutanlığı’na, “11. Kafkas Tümeni’ni müteakip (I. Kafkas Kolordusu’nun) 9. Kafkas Tümeni ile 15. Tümen’in hemen Şimali İran’a tahrikinin ve bunun için demiryolunun tamirine intizar edilmesi”ni emretmişti.
9. Ordu Komutanlığı da verdiği cevapta, Kuzey İran’a istenilen büyüklükteki bir harekatın yapılabilmesi için, çok geniş bir sahaya dağılmış olan ordu birliklerinin güneye kaydırılması ve yeni bazı tedbirlerin alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
Ancak Şark Ordular Grubu Komutanlığı, gelen bu cevaba da şu görüşü ileri sürerek istenilen harekatın bir an önce yapılması üzerinde durmuştur: “9. Ordu’nun güneye yöneltilmesinin maksat ve hedefi (asli vekâ let emrinde de tasrih edildiği üzere) İngilizlerin İran dahilinde ileri harekâ tını durdurmak ve Bolşeviklerin İngilizler tarafından muavenet göstermelerine mani olmak ve bilahare 6. Ordu ile müştereken Bağdat’a doğru ilerlemektir”. Ayrıca, “bu hedef ve maksadın şimdilik hiçbir gû na tebeddülat ve tadilata uğramamış olduğu” da hatırlatılır. 9. Ordu Komutanlığı, Kuzey İran’a (Tebriz’e) gönderilecek olan birliklerin daha çok iaşe problemi ile karşı karşıya kalacakları endişesiyle, bu meselenin hallinden sonra harekete geçilmesini istemektedir.
Şark Ordular Grubu Komutanı, yerinde iaşesi mümkün olmadığı anlaşılmakla beraber, Tebriz’de bir tümen bulundurulmasını çok ehemmiyetli görmektedir. Bu nedenle “11. Tümen’in Tebriz’e sevkini, mütebaki kıtalarla da demiryolu ve hududun tarassut ve korunması için vaziyete göre münasip tertipler alınmasını ve bildirilmesini” 9. Ordu Komutanlığı’ndan istemiştir.
Bunun üzerine Kars’ta bulunan 9. Ordu Komutanlığı’nın 1 Ağustos 1918 tarihinde verdiği emirle birlikler şu vaziyette bulunacaklardı:
36. Tümen (106. Alay eksik); Ahılkelek’ten Şagali İstasyonu’na kadar olan bölgeyi;
15. Tümen (106. Alay emrinde olarak), Şagali (dahil) İstasyonu’ndan Alagöz Dağı’na kadar olan bölgeyi “örtecek ve temin edecekti”.
Kâ zım Karabekir Paşa Komutasında bulunan I. Kafkas Kolordusu, 9. Kafkas Tümeni ve Kolordu birlikleriyle Alagöz Dağı’ndan Culfa’ya kadar olan bölgeyi işgal, sınır hattını ve demiryolunu “örtecek ve temin edecekti”.
9. Kafkas Tümeni’nin büyük kısmı Şahtahtı - Serdarabad arasında bulunacaktı.
Bütün askeri birlikler bölgelerindeki iaşe maddelerini toplamağa devam edeceklerdi.
11. Kafkas Tümeni, bu emrin ulaşmasından itibaren I. Kafkas Kolordusu emrine girecek. Nahçıvan - Culfa - Marant yolu ile Tebriz’e gidecek ve bir alayı Marant’ta bulunacaktı. Bu tümen aynı zamanda Maraga, Meyane, Erdebil ve Karabağ istikametlerini keşif ve tarassut edecekti.
11. Kafkas Tümeni’nden ilk alay Tebriz’e ulaşınca, Tebriz ve havalisinde bulunan IV. Kolordu birlikleri kendi kolordularına katılmak üzere bölgeden ayrılacaklardı.
1 Ağustos 1918 tarihinden itibaren artık Kâ zım Karabekir Paşa’nın emri altında bulunan 11. Fırka, Cavid Bey (Karabekir’in eski Erkâ nıharbiye Reisi) kumandasında olarak Ağustos ayı ortalarında Tebriz’e vardı. 11. Tümen, ilk kademesiyle 16 Ağustos’ta ve son kademesiyle de 20 Ağustos’ta Tebriz’e ulaşarak şu şekilde yerleşti:
34. Alay; Keşif ve güvenlik vazifesiyle Tebriz’in 7 km. güneydoğusunda Tahran yolu üzerinde tahkim edilmiş mevzide ve ileri birlikleriyle Kızılca Meydan bölgesinde.
18. Alay; I. Kolordu ile aradaki boşluğu kapatmak ve irtibatı sağlamak maksadıyle Marant bölgesinde.
33. Alay; Tebriz’de. Tümen karargâ hı ve bağlı birlikleri Tebriz’de.
Kâ zım Karabekir de bu şartların oluşmasından sonra, karargâ hını 7 Ağustos 1918’de 9. Fırka mıntıkası olan, aylardır sabretmeleri ve mücadele etmelerini tavsiye ettiği Nahçıvan’da kurdu. Karabekir bu dönemde, üst makamlara yaptığı tekliflerde hep Nahçıvan ile Kafkas Azerbaycan’ı arasındaki Zengezor dağlık bölgesinin işgaliyle Türklük bölgelerinin birbirine bağlanması lüzumunu dile getirmiştir. Ancak Osmanlı Genelkurmayı önceliğin İran’a verilmesi ve harekâ tın bu istikamette yapılmasını arzu ettiğinden Karabekir’in bu istekleri yerine getirilememiştir.
Kâ zım Karabekir Paşa’nın Nahçıvan’daki Faaliyetleri
1. Kafkas Kolordusu Kumandanı Kâ zım Karabekir Paşa, Nahçıvan’a gittiğinde orada bulunan okulları teftiş ediyor. Okul öğrencilerine İstiklal Marşı’nı öğretiyor. Kâ zım Karabekir Nahçıvan’a geldiğinde mektep öğrencilerine kendi yazdığı bu marşı öğretiyor ve öğrenciler bunu hemen ezberliyor.
“Ya istiklâ l ya ölüm
Ya istiklâ l ya ölüm
Vatanım, milletim, sancağım, evim
İstiklâ lsiz yoktur yerim.
Zincir vurdurur mu Türkler boynuna
Varlığı fedadır vatan yoluna
Biz tarihin Türk dediği yılmaz milletiz
Hür yaşar, hür ölür, nurlu ümmetiz”
Kâ zım Karabekir’in teftiş ettiği bu mektebin adı Orta Mektep’tir. Karabekir, bu okulun adını Rüşdiye olarak değiştiriyor. Okul öğretmenlerinden birisi yapılan merasimde yaptığı konuşmada Kâ zım Karabekir’in yardımlarından dolayı minnettarlığını dile getiriyor ve teşekkür ediyor. Karabekir’in bu ziyaretinden sonra okul idaresi aldığı bir kararla okulun adını “Nahçıvan Kâ zım Karabekir Paşa Rüştiye Mektebi” olarak değiştiriyor. Okulun bu yeni adı bir levhaya yazılarak okulun girişine asılıyor. Kâ zım Karabekir Paşa, bu ziyaretinde ayrıca okulun “Fahri Muallimi” kabul ediliyor.
Bu arada Azerbaycan’ın son dönemde yetirdiği büyük şair Hüseyin Cavid de bu okulda muallim olarak bulunmaktadır. Karabekir’in okulu ziyareti münasebetiyle yapılan merasimde Hüseyin Cavid, Kâ zım Karabekir Paşa’nın hayatı hakkında bir konuşma yapıyor. Yaptığı konuşmada Karabekir’e iltifatlarda bulunan Hüseyin Cavid aynen şunları söylemiştir:
“İkimizde 1882’de doğmuşuz.
İkimiz de şair olduk.
Kelam ile kılıç, muallim ile asker;
Sen hem kelam hem de hançer;
Vatan için şanlı bir asker”.
Kâ zım Karabekir Paşa, Nahçıvan’daki karargâ hına geldiğinde büyük bir miting yapılır. Burada Karabekir’in söylediği şu söz çok mâ nidardır: “Bu bayrak İslâ miyetle milliyetin birliğini gösteren bayraktır. Bu bayrak dünya durdukça dalgalanacaktır”.
Kâ zım Karabekir Paşa, ayrıca tiyatroyu açıyor ve ilk olarak Abdülhak Hamid’in Duhter-i Hindu oyununu sahneliyor.
Kâzım Karabekir’in Nahçıvan’a Yardımları
Bu arada yukarıda da belirtildiği gibi, Türk ordusu bölgeye gelmeden önce Nahçıvan ve çevresi, Ermeni çeteleri tarafından sürekli olarak tecavüze maruz kalıyordu. Nahçıvan’da kurulan Türk-Müslüman Milli Komitesi, geçici devlet gibi kendini idare etti. Erivan’dan gelen Taşnaklar her zaman Müslümanları taciz ediyorlardı. Bu arada Ermenilere Rusların silah yardımı söz konusu idi. Buna mukabil bölge Müslümanlarının da bazı topları vardı. Ermeni komiteleri ve çeteleri köylerde masum ve savunmasız halka karşı zulme başladılar. Bölgedeki Müslümanların bayrağı üzerinde “İnna Fetahnaleke Fethan Mübine” â yet-i kerimesi yazılı idi.
I. Kafkas Kolordusu Komutanı Kâ zım Karabekir Paşa, daha doğuda Ermeniler üzerine ileri harekâ tına devam ederken, Nahçıvan’dan gelen heyetle görüşerek onlara yardım sözü vermişti. Bununla da yetinmeyen Karabekir, kendisinden yardım isteyen Nahçıvanlılara bir mektup göndermişti. Nahçıvan’da büyük memnunlukla karşılanan Karabekir’in bu mektubu aynen şöyledir:
“Nahçıvan Milli Komite Sadr-ı Cenablarına,
Ermeni alçaklardan gördüğünüz zulüm ve vahşilikleri beyan eden mektubunuzu aldım. Elem ve kederinizden pek müteessir oldum. Lakin Ermenilere karşı mevcudiyyet gösterip elinize silah alarak onlarla vuruştuğunuzdan pek memnun oldum. Allah Muhammed deyip artık Bayezid’e kadar geldik. Bundan sonra Ermenilerin peşini bırakmayıp takip edeceğiz. Bu denilerin â lem-i İslâ ma yaptıkları fenalıkların intikamını alacağız. Nitekim almaktayız. Size düşen vazife daha bir müddet sabrederek bu alçaklara karşı mukavemette sebat göstermektir. Ümid ederim ki bunda da muvaffak olacaksınız. Ordu-yu Hümayun sizin uğrunuzda çalışmakta faiğ olmayacak. Yukarıda arz ettiğim vechile daha bir müddet sabretmek lazımdır. Baki cümlenize ve Nahçıvan ehline selamlar ederim. 12 Nisan 1918”.
Karabekir’in gönderdiği bu mektup bölge halkı için büyük bir dayanak noktası teşkil ediyor. Mektup, sureti çıkarılarak her yere gönderiliyor. Camilerde okunuyor, duvarlara afiş olarak asılıyor. Mektubun gelmemesi halinde halk Ermenilere teslim olmakla karşı karşıya kalacaktı.
Bu arada Nahçıvan’a Hüsnü Bey adında bir zabit geliyor, gençleri topluyor, eğitiyor. Osman Nuri Bey askerleri harbe talim ettiriyor. Halil Bey Şahtahtı’nda bulunuyordu.
Türk ordusunun bölgeye gelmesiyle Nahçıvan çok rahatladı. Çünkü bu dönemde Ermenilerin, Antranik ordusuyla geleceği gözlenmekteydi. Ermeniler demiryolunu söktürerek bütün silahların teslim olunmasını istemektedirler. Ancak, I. Kafkas Kolordusu Komutanı Kâ zım Karabekir’in maddi ve manevi desteğini arkasına alan Milli Komite bunu kesinlikle reddetmiştir. Nitekim, kısa bir süre sonra Türk askeri birlikleri Nahçıvan’a girdi.
Karabekir, buradaki faaliyetleri ile bölge halkına büyük moral vermeye çalışmış ve bölgenin her zaman Türk hakimiyetinde kalacağını ifade etmiştir. Hatta burada bir toplantıda şu görüşünü de dile getirmekten kaçınmamıştır: “Nahçıvan, Türkiye’nin bir eyaleti olmayacaktır. Nahçıvan, müstakil devlet olmalıdır.”
Kâ zım Karabekir Nahçıvan’a geldiğinde burada bulunan gençlere ayrıca kendi yazıp bestelediği “Türk Yılmaz Marşı”nı öğretiyor. Bu marşın bir bölümü şöyledir:
“Göğsü imanlı, temiz vicdanlı
Türk hiç yılar mı, Türk hiç yılar mı?
Türk yılmaz, Türk yılmaz
Cihan yıkılsa Türk yılmaz.
Düşmana salsa, tek bile kalsa
Türk hiç yılar mı, Türk hiç yılar mı?
Türk yılmaz, Türk yılmaz
Cihan yıkılsa Türk yılmaz”.
İngilizler’in Nahçıvan’dan ayrılmalarından sonra Ermenilerle karşı karşıya kalan bölge halkı toplanarak şu karar vermiştir: “Ermenileri kıralım. Hür yaşarız, hür ölürüz”.
Bu arada Brest-Litovsk Antlaşması’na göre Elviye-i Selâ se’de yapılan halk oylamasında Kars, Ardahan ve Batum halkı Osmanlı Devleti’ne katılma kararı almıştı. Bu kararın Sultan Vahideddin’e sunulması üzerine, Padişah 15 Ağustos 1918’de Kars, Ardahan ve Batum’un Osmanlı Devleti’ne ilhakını kabul etti. Bundan sonra bölgede yapılan yeni düzenlemeye göre, 14 Eylül 1918 tarihli kararname ile merkezi Batum olan Batum vilayeti teşkil edildi. Batum, Kars, Ardahan ve Nahçıvan ile çevresi, Batum ve Kars Sancakları olarak düzenlendi. Bu idari yapılanmaya göre Kars Sancağı; Nefs-i Kars, Ardahan, Göle, Çıldır, Şuregel, Akbaba, Zaruşat, Sarıkamış Horasan, Kağızman, Posof, Oltu, Tauskert ve Nahçıvan kazalarıyla 65 nahiyeden meydana geliyordu.
Kâ zım Karabekir Paşa Tebriz’de
İngiliz kuvvetlerinin Tebriz’e yaklaşmaları ve halk arasında Osmanlı askerleri aleyhinde yapılan propagandanın artmakta olduğu haberleri üzerine Kâ zım Karabekir, Karargâ hını 2 Eylül’de Tebriz’e nakletmek zorunda kaldı.
5 Eylül’de Tebriz’e yaklaşan İngiliz müfrezesi Kâ zım Karabekir Paşa’nın emri altındaki askeri birlikler tarafından mağlup edilerek Kaplan Dağlarının doğusuna kadar takip olundu. Bu takip sırasında İngilizlerin iki uçağı da açılan ateş sonucu düşürüldü.
1918 yılının Eylül ayı içerisinde Şark Orduları Grubu birlikleri, Güney Kafkasya, Kuzey İran içine dağılarak Batum, Bakû , Tebriz, Gümrü ve Rumiye gölü batısında 5 grup halinde idi. Bir yandan Bakû ’ya ikinci taarruz hazırlıkları yapılırken, diğer yandan Reşt’teki İngiliz kuvvetlerine de taarruz etmeye karar verildi. Bu gaye ile 11. Tümen’e bir takviyeli alayla Meyane’yi tutması emredildi. 10. Tümen deTiflis-Gümrü üzerinden Tebriz7e nakledilecekti.
Bunun neticesinde 9 Eylül 1918’de Meyane, 11. Tümen müfrezesi tarafından işgal edildi. Daha sonra da Meyane’nin 65 km kuzeyindeki Serab mevkii de ele geçirilmiş oldu.
24 Eylül’de, diğer cephelerdeki askeri durumlar da dikkate alınarak Kuzey İran’da savunmada kalmaya karar verildi. Ancak, Irak cephesinde yapılacak bir İngiliz taarruzuna IV. Kolordu ile yardım edilecekti. Bu sırada 12. Tümen henüz 6. Ordu emrine hareket etmemişti.
Eylül sonlarına doğru 12. Tümen 9. Ordu emrinde bırakılarak, 5. Tümenle, IV. Kolordu karargâ hı 6. Ordu emrine verildi. Diğer taraftan Bakû ’da bulunan 15. Tümen’in Batum’dan demiryolu ile İstanbul’a gönderilmesi emredildi. Yalnız bu tümenden bırakılacak bir alayla bir dağ bataryası, Erdebil yolu ile Reşt istikametinde gönderilerek I. Kafkas Kolordusu emrine girecekti. 11. Tümen de Tebriz’de toplanarak, Meyane ve Erdebil’de sadece küçük müfrezeler bırakıldı.
Siyasi ve askeri durum, değişik bir boyut kazanmakta olduğundan, İran içlerinde küçük birlikler bırakılmasını, 9. Ordu’nun toplanmasını zaruri kılıyordu. Bu nedenle Reşt istikametinde yapılacak hareketten de vaz geçildi. Bundan sonra da İran’da 9. Ordu’ya ait eşya ile yiyecek ve sairenin kuzeye nakline başlanıldı. 3 Ekim’de de Batum Antlaşması’na göre, harici bölge olan Ermenistan’da daha önce Türk birlikleri tarafından işgal edilmiş olan yerlerin boşaltılmasına başlanıldı.
6 Ekim 1918 tarihinde Grup Kumandanı Halil Paşa Tebriz’e geldi. Halil Paşa, Karabekir’den Tahran üzerine harekete geçmesini istedi. Bunun üzerine Karabekir de bu harekâ tın maddi imkâ nsızlığını ve o günkü dahili ve harici şartlar çerçevesinde bu planın felaketle sonuçlanacağını izah etti. Gerçekten de o günlerde müttefikimiz olan Bulgarlar, mağlubiyeti kabul ederek İtilaf Devletleri ile masaya oturmak istiyorlardı. 29 Eylül’de Bulgarların I. Dünya Savaşı’ndan çekilmesinden sonra, Almanların da cephelerdeki durumu iyi olmadığından onlar da 3 Ekim’de savaştan çekilmişlerdi. Ayrıca Filistin Cephesinde Türk Ordusu geri çekilmeye başlamıştı. Kâ zım Karabekir Paşa’nın genel durumu geniş bir şekilde dile getirmesinden sonra Halil Paşa, kendisine hak vererek fikrinden vazgeçmiştir.
Osmanlı Ordusunun Güney Azerbaycan ile Nahçıvan’dan
Geri Çekilmesi ve Halkın Ermeni Zulmüne Maruz Kalması
Batum’daki 3. Ordu Karargâ hı İstanbul’a gönderildikten sonra, Kafkasya’da bu orduya ait birliklerin emir ve komutası 9. Ordu’ya verildi. 11 Ekim’de 9. Ordu, sağ yanı İran’da Meyane; sol yanı Batum’da olmak üzere 1.000 kilometrelik bir sahaya yayılmış bulunuyordu. Böyle geniş bir alana yayılan ordunun geri çekilmesi ihtimali karşısında alınacak tedbirlerin bir an önce alınması gerekiyordu. Bu nedenle, 9. Ordu Komutanı, 11 Ekim’de Başkomutanlık Erkâ nıharbiye Reisliğinden bu konuda açıklayıcı bilgi istemişti. Başkomutanlık Erkâ nıharbiye Reisi, İran ile Üç Sancağın boşaltılması şimdilik sözkonusu değilse de birliklerin terhis ihtimaline karşı işgal edilen arazideki yiyecekten bir aylıktan fazlasının ve birliklere lüzumu olmayan eşyanın Erzurum gibi uzak ve emin bölgelere sevk edilmesini bildirdi. Başkomutanlık ayrıca, Brest-Litovsk antlaşmasının tanınmaması ihtimaline karşı da Üç Sancak’taki fazla maddelerin 1293 (1877-1878) sınırı gerisine alınmasını emretti.
21 Ekim’de de Şark Orduları Grubu Karargâ hı ile Baş Menzil Müfettişliği lağv edildiğinden Kafkasya’da en büyük komuta merkezi 9. Ordu Komutanı oldu.
Kâ zım Karabekir, 22 Ekim 1918 tarihinde İran’ı tahliye emrini aldığından bu bölgeyi boşaltarak kuzeye doğru çekilmeye başladı.
Bölgede bulunan Türk ordusunun geri çekileceğini haber alan Ahıska, Ahılkelek, Gümrü ve Iğdır ile beraber Nahçıvan kazalarında bulunan Müslümanlar, 9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa’ya başvurarak, şu isteklerde bulunmuşlardı:
1 - Osmanlı hükümeti askerini arazimizden çekmesin,
2 - Askeri geri çekmek mecburiyeti varsa, Müslümanları korumak için her kazada, bir murahhas ile yeterli miktarda muhafız asker bıraksın,
3 - Bunların hiç biri yapılmazsa, “kazamıza gelecek Hıristiyan ahalinin bizi mahv ve ifna etmemesini ve Hıristiyan askerlerinin de gelmemesini ve sulh-u umuminin nihayetine kadar bizi kendi halimize ve müstakil bırakarak Gürcü veya Ermeni hükümetlerinin dahi bizi şimdilik taht-ı emir ve esaretlerine almamalarının temin edilmesi”.
Ancak 9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa'nın, bölge halkının bu isteklerini Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya iletmesinden sonra, gelen cevapta geri çekilmenin şart olduğu ve her hangi bir yardımın yapılmasının mümkün olmadığı yönünde idi.
Bunun yanısıra Nahçıvan ve Iğdır ahalisi namına Kars Mülkiye Müfettişi Hilmi Bey’e müracaat eden bir heyet, ordunun geri çekilmesinden sonra “kendilerinin kimsesiz ve müzaheretsiz kalacaklarından”, daha önce yaşanmış olaylardan dolayı Ermenilerle eskisi gibi barış ortamında yaşamanın imkâ nsız olacağından bahsederek ve Ermenilerin yaptığı mezalimden örnekler vererek, son gelişmelerden dolayı “pek şımarmış ve ümidlenmiş olan Ermenilerin o havalide akl-ı selim dairesinde hareketlerinin (sağlanması) ve bu suretle İslam unsurunun düçar-ı gadr ve i’tisaf olmamalarının temini” için yardım istemişlerdi. Ancak ne yazık ki bu başvurudan da Nahçıvan ve havalisi Müslümanları olumlu bir netice elde edememişlerdi.
Bu nedenle bölge halkı çareyi kendi arasında işbirliği yaparak bir hükümet kurulması yolunda çalışmalarına başladı. Neticede 3 Kasım 1918’de merkezi Iğdır olmak üzere Aras Türk Hükümeti kuruldu. Bu hükümetin sınırları başta Nahçıvan olmak üzere, Revan’ın güneyinden, Şerür, Eçmiyazin ve Sürmeli, Iğdır bölgesini kapsıyordu. Aras Türk Hükümeti, 30 Kasım 1918 tarihinde merkezi Kars olan Milli Şura Hükümeti’ne iltihak ederek bölge Müslümanlarının hak ve hukukunu korumaya gayret etti.
Türk ordusunun bölgeden ayrılmasından hemen sonra, bölge Müslümanlarının Türk yetkililerine anlatmaya çalıştıkları olması muhtemel Ermeni tecavüzünün örnekleri hemen ortaya konmaya başlandı. Ermenilerden Panu adındaki bir şahıs komutasında 1.200 mevcudlu askeri kuvvetiyle Nahçıvan taraflarında 5 Aralık 1918 tarihinden itibaren Müslümanlara karşı mezalime başlamıştı. Bu Ermeni çetesi, Ago adlı bölgede ve Recep Elyas (İlyas), Dörtköy sancağı göçmenlerinden 516 ve Elmalı bölgesinde 688 ve Yedibasar’da Milli Aşireti’nden genç kadınları ayırdıktan sonra ellerine geçirdikleri 2.000 kişiyi harman yerinde toplayarak tamamen katl ve ayrıca 40 kadın ve çocuktan oluşan bir grubu da bir odaya hapsederek yakmışlardır. Bu mezalimi gören halk bütün eşyalarını bırakarak bölgeden kaçmaya başlamıştır.
Diğer taraftan I. Kafkas Kolordusu Kumandanı Kâ zım Karabekir Paşa, 31 Ekim’de, yani Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ertesi günü, Nahçıvan’da iken Kolordu karargâ hının lağvolunduğunu ve 9 ile 11. Kafkas Tümenleri doğrudan doğruya 9. Ordu emrine alındığını öğrendi. Ayrıca Karabekir’e İstanbul’a hareket etmesi gerektiği de bildirildi.
Kâ zım Karabekir Paşa, Nahçıvan’dan ayrılırken halk çok üzülür. Paşa’ya gitmemesi için yalvarır. Halk hep bir ağızdan “gitmeyin, bizi Ermenilerin insafına bırakmayınız”. Kâ zım Karabekir de halkın bu durumu karşısında çok duygulanır. Ancak emir gereği İstanbul’a dönmesi gerektiğinden bölgeden ayrılmak zorunda kalır.
Mondros Mütarekesi’nin İmzalanması
ve Kâ zım Karabekir’in İstanbul’a Gelmesi
1 Kasım’da Kâ zım Karabekir’e Mondros Mütarekesi’nin pek ağır olan şartları tebliğ edildi. Aynı günün akşamı da İstanbul’a gitmek üzere Kars’a hareket etti.
Kâ zım Karabekir Paşa, İstanbul’a geldikten sonra devlet erkâ nı ile yaptığı görüşmelerde, özellikle Harbiye Nazırı Abdullah Paşa ile olan mülakatında, tahliye olunacak doğu bölgesinde İtilaf Devletlerinin heyetlerinin bulunmaması halinde Ermeni ve Gürcülerin Müslümanları katledeceklerini ısrarla vurgulamıştır. 30 Kasım 1918 tarihinde gerçekleşen bu görüşmede Karabekir, ikinci olarak, İstanbul basınının Ermeni katliamlarından bahsetmeleri hususu üzerinde durmuştur. Basının bütün sorumluluğu kaçan İttihad ve Terakki erkâ nına yükleyerek milleti kurtaracaklarını zannettiğini belirten Karabekir, “Ermenilerin Erzincan, Erzurum, Van, Elviye-i Selâ se ve daha doğularda (Nahçıvan, Ahıska, Ahılkelek ve diğer bölgelerde) yaptıkları İslam katliamları kat kat fazla olduğu gibi, yeniden başlayacakları (katliamın) da tam bir imha” olacağını kaydetmiştir. Abdullah Paşa, Karabekir’den Ermenilerin Doğu’da ve Kafkasya’da Müslümanlara karşı yaptığı katliamlar hakkında bildiklerini yazıya dökerek kendisine vermesini istedi. Nitekim Karabekir de, bu görüşmenin ertesi günü yani 1 Aralık 1918 tarihini taşıyan bir arizayı Harbiye Nezareti’ne vermiştir. Elviye-i Selâ se’deki Ermenilerin yaptığı mezalimden bahseden Karabekir, bu yazısında şöyle demektedir: “Karargâ hımın lağvı olan 31 Teşrinievvel 34 (31 Ekim 1918) tarihine kadar hâ lâ Ermenistan dahilinde İslâ mlara mezalim yapılmakta idi. Geçtiğim yerlerin ahali-i İslâ miyesi elim teessür ve feryatlarla maruz kalacakları ikinci fecayiden olsun kurtarılmalarını Hükümetimizden istirham ediyorlardı”. Ayrıca Ahıska ve Ahılkelek bölgesindeki duruma değinen Karabekir, Erzurum, Erzincan ve civarındaki Ermeni mezaliminden de bahsederek, bu bölgeye arzu eden çeşitli milletlerden oluşan heyetler gönderilmesini istemekte ve “fecayiin mahallinde tetkiki dahi pek faideli olacağını” üzerinde ısrarla durmaktadır.
Kâ zım Karabekir Paşa, bundan sonra 23 ve 29 Aralık 1918 tarihlerinde de Harbiye Nezareti’ne yazdığı yazılarda da Doğu’da ve Kafkaslarda Ermenilerin Müslümanlara yaptığı katliamlar hakkında bilgi vermiştir. Ayrıca Ermeni Müzakere Komisyonu ile ve Nazarbekof ile yapılan muhabereler hakkında da teferruatlı açıklamada bulunmuştur.
SONUÇ
Rusya’da Bolşevik İhtilali’nin çıkmasından sonra Doğu Anadolu’da bulunan Rus askerlerinin büyük bir kısmı geri çekilmeye başlamıştı. Ancak bu geri çekilme olurken, Rusların boşalttıkları bölgeler Ermeni hakimiyetine geçiyordu. Bu nedenle bir süre sonra bölgenin neredeyse tamamı Ermeni kontrolüne girdi. Ermenilerin eline geçen Doğu Anadolu’nun büyük kısmı ile Güney Kafkasya’nın bir bölümünde, Müslümanlara yönelik tecavüzlere başlandığını görüyoruz. Bu tecavüz ve mezalim gittikçe arttığından Erzincan beri batısında bulunan Türk ordusunun ileri harekâ ta geçmesine neden oldu. Mevsim şartları olumsuz olmasına rağmen, aylardır Ermeni zülmü altında inleyen bölge halkının artık dayanacak gücü kalmadığından, büyük bir katliamla karşı karşıya kalması sonucunda 3. Ordu birlikleri ileri harekâ ta geçmişti. I. Kafkas Kolordusu Komutanı Kâ zım Karabekir Paşa’nın ileri istikameti üzerinde olan Erzincan, Erzurum, Sarıkamış ve Kars kısa bir süre denilebilecek zaman içinde Ermenilerden geri alınmıştı.
Elviye-i Selâ se’deki kırk yıllık esarete son veren 3. Ordu birlikleri, ileri harekâ tını daha sonra Gümrü üzerine ve kuzey ile güney bölgelerin kaydırdı. Osmanlı Başkomutanlığı’nın amacı İran içlerine kadar ilerlemek, Irak’ta İngilizlere üstünlük sağlayarak Bağdat’ı geri almak ve Kafkaslarda daha ileriye gidebilmek idi. Bu amaçla bölgede bulunan askeri birlikler içerisinde çeşitli düzenlemeler yapıldı. Şark Orduları Grubu Komutanlığı kuruldu. Ayrıca bu amaçları gerçekleştirebilmek için I. Kafkas Kolordusu ile IV. Kolordu’dan oluşan 9. Ordu kuruldu. I. Kafkas Kolordusu’na ileri hareket alanı olarak Nahçıvan ve Azerbaycan bölgesi verilmişti. Bu nedenle I. Kafkas Kolordusu Komutanı Kâ zım Karabekir Paşa, güneye doğru yani Nahçıvan ve Güney Azerbaycan’a doğru ileri harekâ tına devam etti. Bu arada Kolordunun emrinde olan 11. Tümen Nahçıvan’ı işgal etti. Kâ zım Karabekir Paşa da 7 Ağustos’ta karargâ hını Nahçıvan’da kurdu. Karabekir, daha önce de Nisan 1918’de Nahçıvan’dan gelen heyetlerle görüşerek onlara mücadelelerine devam etmelerini ve her türlü yardımda bulunacağını, ancak biraz sabretmelerini söylemişti. Karabekir’in bu manaları içeren mektubu Nahçıvan’a ulaştığında büyük bir sevinçle karşılanmıştı. Sonuçta Nahçıvan ve çevresi Ermenilerden kurtarılarak Türk ordusunun hakimiyetine girmişti. Kâ zım Karabekir Paşa, Nahçıvan’a geldiğinde, bölge halkı tarafından merasimle ve büyük bir sevinçle karşılandı. Okulları teftiş etti. Hatta teftiş ettiği bir okula kendi adı kondu. Burada merasimler yapıldı. Karabekir, Nahçıvan’da kaldığı kısa süre içinde birçok askeri faaliyetlerinin yanısıra halkın eğitimi ile de ilgilendi. Daha sonra Tebriz’e geçen I. Kafkas Kolordusu Komutanı Kâ zım Karabekir, buradaki Ermeni ve İngilizlere karşı mücadele etti ve muvaffak oldu.
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın 21 Ekim 1918 tarihli emri üzerine bölgeden geri çekilmek zorunda kalan Karabekir’in Nahçıvan’dan ayrılması esnasında, halk onu bırakmak istememiş “bizi Ermenilere teslim etmeyin” yolundaki yakarışlarına muhatap olmuştu. Ancak, İstanbul’dan gelen emir gereği Karabekir, Nahçıvan’dan ayrılarak Kars-Batum-Trabzon üzerinden İstanbul’a geri gelmişti. Fakat İstanbul’a gelen karabekir, bölge halkının içinde bulunduğu durumu yakından bildiği için bunu Harbiye Nazırı Abdullah Paşa’ya hem şifahi ve hem de yazılı olarak bildirmiş ve gereken yardımın yapılmasını istemişti.
Sonuçta Türk ordusunun bölgeden ayrılmasından sonra Ermenilerle karşı karşıya gelen Nahçıvan ve çevresi Müslümanları, kendilerini koruma yoluna başvurdular. Bunun akabinde 3 Kasım 1918 tarihinde merkezi Iğdır olan Aras Türk Hükümetini kurdular. Bu hükümet sayesinde varlıklarını sürdürmeye çalıştılar. Bölgede her mahallin kendi başına hükümet kurarak hukukunu muhafazası zorlaştığı için güç birliğine gidilmesi gerekiyordu. Bu nedenle Aras Türk Hükümeti de 30 Kasım 1918’da merkezi Kars olan Milli Şura Hükümeti’ni katılarak bölge Müslümanlarının hak ve hukukunu koruma yoluna gitti.
MAKALE 2
KARS VE ÇEVRESİNDE ERMENİ MEZALİMİ (1919)
Muhammed Erat*
Osmanlı Ordusu'nun Kafkaslar'dan Geri Çekilmesi
Kars, Ardahan ve Batum Sancakları'ndan meydana gelen Elviye-i Selâse, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda tazminat karşılığı olarak Ruslara verilmişti. Rus hakimiyeti ve zulmü ile geçen "Kırk yıllık kara günler" 1918 yılında sona erdi. Kars, Türk ordusunun ileri harekâtı sırasında 26 Nisan 1918'de zapt edildi. Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Kars, Batum ve Ardahan ile beraber Kafkasların önemli bir kısmı Osmanlı hakimiyeti altında bulunmaktaydı.
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 11. maddesine göre, İran'ın kuzeybatı kısmındaki Osmanlı kuvvetlerinin derhal savaştan önceki hudut gerisine çekilmesi gerekmekteydi. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, 21 Ekim 1918'de 9. Ordu Komutanlığı'na verdiği emirle, bu yerler hariç işgal ettiği yerleri boşaltmasını istemişti. 11. maddeye göre, Batum, Kars ve Ardahan sancaklarının boşaltılması meselesi ise, İtilaf Devletleri temsilcileri tarafından "vaziyet mahallinde tetkik edildikten" sonra gündeme gelebilecekti. Buna rağmen İngilizler, 11 Kasım 1918'de Osmanlı Devleti'nden bu bölgenin (Elviye-i Selâse) hiç vakit kaybedilmeden boşaltılmasını istediler. Osmanlı Hükümeti, askerinin hiç olmazsa 1918 kışını geçirmek üzere Elviye-i Selâse'de kalmasına izin verilmesini istedi. İngilizler, bu isteği kabul etmeyerek, bölgenin boşaltılması gerektiğini ısrarla dile getirdiler. Bunun üzerine Osmanlı Hükümeti, Harbiye Nezareti vasıtasıyla bir teşebbüste bulunduysa da, İngilizlerin bu bölgeyi işgal talebine karşı gelmedi. Bunun yanısıra Batum, Kars ve Ardahan sancaklarındaki yiyecek, silah ve cephanenin Anadolu'nun iç bölgelerine taşınmasını sağlamak için boşaltma süresini mümkün olduğu kadar uzatmaya çalıştı ve bunda da başarılı oldu.
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın hükmü gereğince Ahılkelek, Nahcivan, Iğdır, Gümrü ve Karakilise 5 Aralık 1918 tarihine kadar boşaltıldı. Bu arada Türk ordusunun boşalttığı Batum'u İngilizler, 24 Aralık 1918'de işgal ettiler.
Ermeniler sadece 1919 yılında değil, Rusların !917 yılında Doğu Anadolu'dan geri çekilmeye başlaması ile birlikte, bölge halkına karşı düşmanca bir tavır alıp, tecavüz ve katliamlarına başlamışlardı. Ermenilerin bu baskı ve tecavüzleri, bölgenin Osmanlı ordusu tarafından zapt edilmesi ile sona ermişti. Ancak, 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanması ve Türk ordusunun Kafkaslar'dan geri çekilmeye başlaması ile birlikte savunmasız halka karşı tekrar tecavüze başladılar. Nitekim, bu sırada 9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa da, Harbiye Nezareti'ne verdiği raporlarda, Ermenilerin yaptıkları bu zulümlere geniş yer vermiştir. Ermenilerin bu yıkıcı faaliyetleri çerçevesinde, Iğdır halkından 2.000 kişi Ermeni zulüm ve baskısı yüzünden Türk topraklarına sığınmak üzere yolda iken, Iğdır'ın kuzeyinde Sarıçoban köyü yakınlarında saldırıya uğrayarak bir kısmı şehit edilmiştir. Aynı zamanda, Ermeni Hükümeti jandarmaları Müslümanların para, eşya ve yiyeceklerini zorla alarak birçok kişiyi öldürmüşlerdir. Bunun yanısıra, Ermeni birlikleri, Vedi, Sadarak dolaylarında zulümlerinden kaçan 500-600 Müslümanı, perişan bir halde Doğu Bayezid'e gelmekte iken katletmiş ve çeteci Yapun da, Nahcivan'ın kuzeyinde Almalı köyünden 688 ve batısındaki Auş köyünden 516 kişiyi toplayarak öldürmüştür. Yine aynı bölgede, genç kadınları ayırdıktan sonra 200 kişiyi toplayarak katletmişler ve 40 kadın ve çocuğu bir odaya hapsederek yakmışlardır.
Bu arada Osmanlı askeri birlikleri, 26 Aralık 1918'de, iç kale ile askeri depolarını Millî Şûrâ kuvvetlerine teslim ederek Kars'tan çekildi. Böylece bölgeyi Ermenilere vermeye gelen İngilizlere karşı mahalli Kars Hükümeti, düzenli ve askeri bir teşkilat kurduğunu göstermek istedi. Bu şekilde organize olan mahalli birlikler, doğuda Ermeni ve kuzeyde Ahıska cephesinde Gürcü kuvvetleri ile beş ay mücadele ederek onların ilerlemelerine engel olmaya çalıştı. Ancak bu arada İngilizler bölgeye yönelik planlarını tatbik etmede hiç vakit kaybetmediler. İngilizler, bu planları çerçevesinde 12 Nisan 1919'da aniden Kars Parlamento binasını basıp hükümet üyelerini tutuklayarak, Tiflis ve Batum üzerinden Malta adasına sürgüne gönderdiler. İngilizler, 13 Nisan günü de Kars'ı resmen işgal ettiklerini ilan ettiler.
Müdafaasız Halka Yönelik Başlayan Ermeni Zulmü
Yukarıda da ifade edildiği gibi, Osmanlı ordusunun bu bölgeden ayrılmasından sonra, Ermeni ve Gürcülere karşı yöre halkını mahalli birlikler korumaya çalıştı. Ancak İngilizlerin Kars'ı resmen işgalinden sonra, mahalli halk önemli ölçüde Ermenilere karşı müdafaasız kaldı. Çünkü mahalli birliklerin gücü Ermenilere her yerde yetecek kadar fazla değildi. Zaten bundan sonra da Ermeniler, Müslüman halka yönelik türlü şekillerde zulüm ve tecavüzlere başladılar. Müslüman nüfusun yok edilip bitirilmesine yol açan bu zulüm ve baskılar; tohumluk istemek, sebepsiz yere vergiler tahsis etmek ve silahları toplamak gibi en basit bahanelerle başlamış ve daha sonra zaman zaman katliam boyutuna ulaşmıştır.
Ermeniler, Müslümanlara zulüm ve katliam tatbik etmeden önce şu şekilde bir hazırlık yapmaktaydılar:
İlk önce zulüm ve katliam yapılacak bölgedeki Hıristiyanlar bir bahane ile o bölgeden uzaklaştırılmakta, sonra da Müslümanların yaşadığı köyler ve mahalleler, ani bir şekilde top ve makineli tüfeklerle basılarak halk katledilmektedir. Katliamdan kurtulmayı başarabilenlerin ise bütün eşyaları, hayvanları yağma edilmekte ve köyleri tahrip edilmektedir.
Ermeniler, bu planları çerçevesinde Yukarı Karaurgan, Yeniköy ve Bardız taraflarındaki Hıristiyanları önce o bölgeden uzaklaştırmışlar, sonra da Müslümanlar üzerine taarruza başlamışlardır.
Aşağıda örneklerle izah edileceği üzere, Ermeniler, bu şekilde icra ettikleri mezalim sonucu Kars ve çevresinde birçok köyü tahrip edip, binlerce kişiyi de vahşice katletmişlerdir.
Bu arada şu hususu da vurgulamakta fayda mülahaza etmekteyiz. İngilizler, işgal ettikleri bütün yerleri kısa bir süre sonra Ermenilere terk etmişlerdir. Mesela, İngilizlerin Kars'ı 13 Nisanda resmen işgal etmesinden üç gün sonra, Ermeni Generali Osebyan askerleriyle birlikte şehre girmiş ve Taşnak Ermenilerinden General Korganof şehre vali olmuştur. Aynı şekilde Kağızman da işgal edildikten kısa bir süre sonra şehir Ermenilere terk edilmiştir.
Ermeniler, Kars ve çevresinde Müslümanlara zulmetmek için 1919 yılının Mayıs ayı sonu ile Haziran ayı başlarında yaklaşık 40 vagonluk bir trenle Kars'a asker sevk etmişlerdir. Daha sonra Kars Kalesi'ne kendi bayraklarını çekerek "şadlık etmeye" başlamışlardır.
Ermeniler, daha önce Kars'taki Milli Şura askerlerinden olup terhis edilen 100 Müslüman askerini şehirden toplayarak, zulüm ve işkence ile öldürmüşlerdir.
Kars ve havalisinin İngilizler tarafından Ermenilere terk edilmesi üzerine Ermeniler, Müslümanlara yönelik katliama başlamıştır. Bunun üzerine Müslümanlar da sürgü kollarını taşıyan bir treni sınırdaki istasyonda basarak büyük ölçüde yağma etmişler ve "İslâm memleketindeki bu eslihayı Ermeni arazisine bırakmayacaklarını" ifade etmişlerdir.
1919 Haziranı'nda Karaurgan'da bulunan bir Ermeni bölüğü, Sarıkamış'tan gelen 100 hane Müslüman göçmenin 9 inek, 6 at, 200 kile zahireleriyle mevcut para ve yiyeceklerini alıp, hepsini bir ahıra doldurarak kadınların üzerlerini aramış ve kıymetli eşyalarını alıp, göçmenlerin gözleri önünde taksim etmiştir.
Paslı köyünden Molla Mehmed, "Türkiye ile haberleşmede bulunuyor" iddiası ile Kaleensesi'ne götürülerek, sağ iken kafasının derisi yüzülmüş ve elleri kesilip, işkence edilerek feci bir şekilde öldürülmüştür.
Diğer taraftan, İngiliz subayları tarafından sevk ve idare edilen altı bin kişilik bir Ermeni kuvveti, Nahcivan ve havalisini işgal etmiştir. Ermeni çete reisi Antranik ise beraberinde bulunan yüz kişilik bir Ermeni kuvvet ile bu gruptan ayrılarak, top ve makineli tüfekle Diyadin bölgesinde ve sınırın karşı tarafında bulunan Müslüman köylerine taarruz etmiş, fakat Mollaömer'de yenilerek geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Iğdır'ın tahliyesi üzerine şehre gelen Ermeniler, "vahşiyane harekât ve mezalim" yapmışlar ve oradaki Müslümanların gençlerini toplayarak bilinmeyen bir yere sevk etmişlerdir. Ayrıca götürdükleri bu insanların evlerinde işe yarar ne varsa hepsini zorla alarak gitmişler ve diğer ahalinin de madden ve manen zarara uğramasına sebep olmuşlardır.
Ermenilerin yaptığı bu zulüm, Mütareke Komisyonu'na memur İngiliz Generali Reeds'e iletilerek dikkati çekilmiş ve General bu hususta gereken yerlere tebligatta bulunacağını ifade etmiştir.
Kağızman Şurası dağıtıldıktan sonra şehre gelen Ermeniler, ilk önce şehrin etrafında yollarda gördükleri Müslümanların eşya ve mallarını gasbetmişler, eşraftan bazılarını katletmişler ve halkın ileri gelenlerini bir yere toplayarak onları da öldürmüşlerdir.
Ermeniler, Ardahan'ın Göle nahiyesinin Çullu köyünü topa tutmadan önce askerini çekerek, erkek olan on beş yaşından altmış yaşına kadar olan nüfusu katletmiş, kız ve gelinlerini esir edip, mal ve davarlarını da toplayıp götürmüşlerdir. Göle'nin Çatak-ı Ulya ve Çatak- Süfla köylerine dahi asker sevk ederek mal ve davarlarını toplayıp, kadınların ırzına tecavüz etmişlerdir.
Ayrıca Ermeniler, Göle'de bazı şakîleri ortaya çıkarıp, bunların yol kesmek, adam öldürmek ve köylerde bulunan Müslümanların ırz ve namusunu lekelemek gibi birçok zulmü yapmalarına müsaade etmişler ve hatta yardımcı olmuşlardır. Buna ilaveten köylülerden mal, davar ve vergi istemişler -hem de bire on olmak üzere-, halk da veremediği için askerler zulmetmiş ve köyleri bombalamışlardır.
Ermeni Zulmünün Artması
Ermenilerin masum ve savunmasız Müslüman halka yönelik baskı, zulüm ve katliamlarını 1919 yazında yoğunlaştığını müşahede ediyoruz. 1919 Haziranı'nda Kars'a bağlı Hacıhalil köyündeki Müslümanları 500 atlı ile kuşatarak, 8.000 koyun, 500 sığır ve 200.000 liralık nakit para ve değerli eşyalarını almışlar ve aile reislerinden 8 kişiyi de katletmişlerdir. Bunun yanısıra, Küçükyusuf, Hacı Mahmud, Alaköyü, Sanoköyü ve Ağadeve köylerine de hücum ederek halktan 30 kişiyi öldürüp, evlerini yağma ile hayvanlarını Kars'a götürmüşlerdir. Bu cinayetler, General Osebyan ve Vali Korganof'un emri ile tatbik edilmiştir.
Ermeniler, Temmuz ayının başlarında sınıra yakın bir yerde olan Gülantep(!) ve Kızılhamamlı köylerine baskın yaparak, Müslümanların ileri gelenlerini katletmişlerdir. Bu baskında kullanılan top ve tüfeklerin sesleri sınır üzerindeki Karakilise köyünden de duyulmuştur.
Bu arada Temmuz ayı içinde, Erzurum'da bulunan İngiliz Subayı Rawlinson, sınırın Zivin bölgesinde bulunurken Ermenilerin yöredeki askeri hareketlilikleri hız kazanmıştı. Rawlinson, sınırdaki gözlemlerini 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'ya yazarken şu hususları ifade etmişti: "Ermeniler muntazam asker olmayıp çapulculardan ibaret insanlardır. Her türlü kötülüğü yapmaktadırlar Hatta Kars civarında 40.000 kadar Müslüman göçmeni toplamışlardır". İngiliz Subayı Rawlinson, İngiliz askerinin bölgeden çekilmesinden müteessir olduğunu, hatta İtalyanların geç gelmeleri durumunda bir Osmanlı birliğinin sevk edilebileceğini bile kaydetmiştir. İngiliz subayının bu düşüncelerine mukabil, İngilizlerin Ermenilere yönelik politikası farklı olmuştur.
Ermeniler, Akçakale'ye bağlı dört köyü 4 Temmuz'da basarak, bir köyün halkının tamamını ve öteki köylerden altmışar adamı bilinmeyen bir yere götürüp öldürmüşlerdir. Bozkuş köyünden bir Müslümanın kardeşi ile eşini ve kızını alıp götürmüşlerdir.
4 Temmuz'dan 10 Temmuz 1919'a kadar Karakurt bölgesinde bulunan Müslüman köylerine piyade, top ve makineli tüfekle tecavüz ederek köyleri yağma etmişlerdir. Bu bölgeye hücumları sonucunda Zaraphane, Başköy, Armutlu, Hopveren, Kalabaş, Akkoyunlu, Kömik, Kazıkkaya köyleri ahalisinin bir kısmını katletmişler, mal ve hayvanlarını gasbetmişlerdir. Halk da bunun üzerine dağlara çekilmeye mecbur olmuştur. Kaçmayı başarabilenlerin bir kısmı sınırın Türk tarafına sığınmıştır.
5 Temmuz 1919'da Karakurt'un 7 kilometre kuzeyindeki Mescitli köyüne ve güneyindeki Kelyantepe köyüne baskın yaparak ahalisinin bir kısmını katletmişlerdir.
5 ve 6 Temmuzda Ermeniler, General Şolkonikof kumandasında Erivan civarında bulunan büyük bir Türk kasabası olan Büyük Vedi'ye saldırmasına rağmen, mağlup olarak geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu saldırıda 800 kişi ölmüş ve 1.200 kişi de yaralanmıştır. Türklerin eline 2 top, 6 makineli tüfek ve bir hayli ganimet de geçmiştir. Ele geçirilen harekâta memur generalin gizli emrinde, "Müslümanların tümüyle imha ve Aras'a döküleceği" yazılı olması Ermeni yöneticilerinin bölgede etnik-dini temizlik yapmakta olduklarını göstermesi bakımından dikkat çekici bir husustur.
6 Temmuzda Karakurt'taki Ermeniler, Alakilise Müslümanlarını top ve tüfekle kuşatmışlar. Bunun üzerine civardaki Müslümanlar Alakilise'ye yardıma gitmek istemişlerse de, Ermeniler tarafından Mescitli yakınlarında yolda tecavüze uğramışlardır. Bu saldırıya ateşle cevap veren Müslümanlarla Ermeniler arasında meydana gelen çarpışma 3 günden fazla devam etmiştir. Ancak, bu çarpışmada Müslümanlardan 11 kişi şehit olmuştur.
Ermeniler, 7 Temmuzda Alakilise köyünü de top ve makineli tüfek ateşiyle bombardıman ederek 11 kişiyi şehit etmişlerdir.
8 Temmuzda 4 top ve 2 mitralyöz ile Başköy ve Gülantep köylerine taarruz eden Ermeniler, Müslümanlara bir hayli zayiat verdirmişlerdir. Müslümanlar da dağlara kaçarak canlarını kurtarmaya çalışmışlardır. Köylerini terk eden Müslümanlar sınır civarında çadırlarda barınmaya mecbur olmuşlardır.
13 Temmuzda Gazikaya, Çürükler, Armutlu ve Başköy köylerine baskın yaparak Müslümanların mallarını yağma ve hayvanlarını gasbetmişler, ahaliden birçoğunu da katletmişlerdir.
19 Temmuzda Ermeni ve Rumlardan oluşan 150 kişilik bir askeri birlik, beraberlerinde iki top, iki makineli tüfek olduğu halde Bulaklı köyüne ani bir taarruz yaparak burasını işgal etmiştir. Köylünün mal ve eşyasını yağma eden Ermeniler, ayrıca Müslümanlardan iki kişiyi şehit etmiş ve iki kişiyi de yaralamışlardır.
Diğer taraftan Kars'ta Yusuf Paşa Camii'nin imamını ezan okurken taşlayarak dövmüşler ve ezan okumasını engellemişlerdir. Kars ve Kağızman bölgesindeki camilerde ezan okunmasına bu şekilde engel olmaya çalışan Ermeniler, ezan okuyanları tartaklamışlardır.
Ermeniler Ergine, Benekli, Savçakkulu ve diğer bazı köylerin ahalisini köylerinden çıkararak, eşyalarını ve hayvanlarını yağma etmişlerdir. Bununla da yetinmeyen Ermeniler, bu insanlara zulüm yaparak Ermeni köylerine dağıtmışlar ve boşalan köylere de kendi ırkdaşlarını yerleştirmişlerdir.
Bu insanlık dışı faaliyetleri çerçevesinde Ermeniler, Temmuz 1919'da Kars'ta Müslümanların ileri gelenlerini ve yaşlılarını yakalayarak geriye sevk etmişlerdir. 100 civarındaki Müslüman'ı "Osmanlı teb'ası"ndandır diyerek ellerinde tutup bilinmeyen bir yöne doğru göndermişler ve büyük çoğunluğunu da casuslukla suçlayarak öldürmüşlerdir.
Ermeniler, yine aynı ay içerisinde, bu defa Kars ve Sarıkamış civarındaki Müslüman gençlerini toplayarak bilinmeyen bir yöne doğru götürmüşlerdir. Ayrıca Kurudere'yi basarak 5 erkek ve 3 kadını şehit ettikten sonra 33 erkek, 1 gelin ve 1 kız ile 440 hayvanı alıp gitmişlerdir.
Sınırın karşı tarafında Ermeni zulmü bir taraftan devam ederken, diğer taraftan Erzurum'da 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa da Müslümanlara yapılan bu zulmü yakından takip etmekte ve gerekli teşebbüslerde bulunmaktadır. Bu amaçla Kâzım Karabekir Paşa, İngiliz subayı Rawlinson'dan sınırın diğer tarafında cereyan etmekte ve umum halk üzerinde pek derin tesir yapmakta olan bu elim duruma acilen bir son verilmesini, sorumlularının cezalandırılmasını ve kendisinin de bu hususta bilgilendirilmesini rica etmektedir.
Ermeniler, 1919 Temmuzunda savaş vergisi adı altında Müslüman halkın at, erzak, araba ve hayvanlarını zorla toplamaya teşebbüs etmişlerdir. Ancak, bu vergiyi vermeyi kabul etmeyen Akçakale çukurundaki 8 Müslüman köyü üzerine 300 piyade, top ve makineli tüfek sevk ederek ahaliyi dağıtmış ve halkını da Allahu Ekber Dağı'na çekilmeye mecbur etmişlerdir.
Ayrıca bu ay içerisinde Merdenik civarında Sucivank köyüne 3 top ve 40 nefer piyade ile taarruz eden Ermeniler, halkın bir kısmını katlederek mal ve eşyalarını yağma etmişlerdir.
Bu arada Zarşat, Göle, Çıldır, Şuregel, Akbaba, Kurudere ve Tahtküldür Müslüman ahalisinin Ermenilere haraç vermekten canları çok yanmıştır. Mallarını zorla alıp birçok hakarete maruz kalmakla beraber, eli silah tutan adamlarını da birer birer kaybetmişlerdir.
Özellikle Çıldır, Zarşat, Akbaba ve Şuregel yakınlarındaki bazı Müslüman köylerini yağma ve tahrip edip ahalisini de katletmişlerdir.
Ermeniler, Kağızman civarında bulunan Müslüman köylerine de baskınlar yaparak birçok günahsız ve masum insanı öldürmüşlerdir. 10 Temmuzda Müslümanlara karşı kullandıkları topların sesi sınırdan bile duyulmuştur.
Diğer taraftan, Hamamlı, Hopveren ve Şadvan köylerini basarak ahalisinin bir çoğunu öldürmüşlerdir.
Zek köyü üzerine bir Ermeni subayı kumandasında 10 Ermeni askeri gelerek nakil vasıtalarının hepsini halktan vermesini istemiş ve bir çoğunu zorla toplamışlardır. Ahali buna itiraz edince de bunu bahane eden Ermeniler, ahalinin hepsini katletmişlerdir.
Ermeniler, diğer taraftan Iğdır bölgesinde 10 Temmuz-15 Temmuz arasında Müslüman köylülerinden silahlarını teslim etmelerini teklif etmişler. Bu teklife olumlu cevap veren Sürmeli, Gelgel, Karabulak, İncesu, Harabe köyleri Müslüman ahalisi silahlarını teslim etmişler. Maalesef Ermeniler, bunların silahlarını aldıktan sonra halkın ileri gelenlerini toplayarak katletmişlerdir. Bu hadise üzerine o bölgede bulunan 70 köy ahalisi korkarak Ermenilerin tekliflerine karşı teminat istemişler. Bunun üzerine Ermeniler, bu köylere tecavüz ederek birçok köyleri yerle bir edip ahalisini de öldürmüşlerdir.
Ermeniler, 20 Temmuzda Kars civarında Berdik köyü Müslümanlarının 93 öküz, 30 inek, 50 koyunlarını; Kaluköy Müslümanlarının 4 öküz, 10 koyun ve birçok eşyalarını gasbetmişlerdir. Bu köylerin yanısıra Şuregel, Kinegi, Karakaş köylülerinin de bütün hayvanlarını alıp götürmüşlerdir.
Karakurt'un güneydoğusundaki Zaraphane adlı köye 30 Temmuz'da yüz kişiye yakın bir Ermeni kuvveti baskın yaparak, köyü işgal ile makineli tüfek bile kullanarak, dağlara kaçmakta olan Müslümanları şehid etmiştir. Köyde kalan sekiz kadın ve yedi çocuğu yanlarında götürdükleri gibi, köylünün bütün eşyalarını, ayrıca 45 öküz ve 320 koyunu da alıp gitmişlerdir.
Kars ve çevresinde bulunan köy ve kasabalarda Ermeni zulmü Ağustos ayında da aynı şekilde devam etmiştir. Bu ay zarfında Ermeniler, Sarıkamış civarındaki Karahamza köyü halkının tamamını katlederek ortadan kaldırmışlardır. Sarıkamış Ermeni Müfreze Komutanı Şimşekyan'ın Saatviran köyü ahalisinin imhası hakkında verdiği emrin Gülantepli Süleyman adındaki şahsın eline geçmesi ve böylelikle köy ahalisinin zamanında haberdar olması sonucunda muhtemel bir katliam önlenmiştir. Bu köy ahalisinden yalnız sekiz kişiyi yakalayarak katletmişlerdir.
12 Ağustosta sınıra yakın Tavus köyünün 150 kişi olan Müslüman ahalisini Ermenilerin yok etmesi üzerine, civar aşiretlerden Abdülmecit Bey 800 atlı ile Ermenilere saldırarak, 3 subayla 200 Ermeni'yi öldürmüştür. Bu çarpışmada ayrıca Müslümanlar, Ermenilerden kaması alınmış iki top ile bir makineli tüfek ve otuz sandık cephane almaya muvaffak olmuşlardır.
Yine aynı gün Ermeniler, Iğdır bölgesinde Molla Ömer güneyindeki Tavusgölü köyüne baskın yaparak ahalisinin hepsini öldürmüşlerdir.
Ermeniler, 12 Ağustos 1919'da Yukarıkatırlı ve civarındaki Müslüman köylerine tecavüze ve halkını katle başlamışlardır. Ayrıca, Müslüman köylülerinin zahirelerini daha harmanlarda iken gasp edip, tarlalarda ekin biçmelerine engel olmaya çalışmışlardır. Bunu yaparken de top ve tüfekle saldırmaktan geri kalmamışlardır. 20 Ağustos 1919'da Şatagan köyü doğusundaki tarlalarda ekin biçmekte olan ahaliye top ve makineli tüfekle taarruz ettikleri, sınırın Türk tarafından bile müşahede edilmiştir. 19 Ağustos 1919'da ise iki cepheli bir uçağın uçtuğu ve sınırın diğer tarafındaki yaylalarda bulunan ahaliye bomba ile tecavüz ettiği tespit edilmiştir.
Ermeniler saldırdıkları köy ve kasabalardan topladıkları kadınlara işkence etmekten geri kalmamışlar ve namuslarına da tecavüz etmişlerdir. Ayrıca topladıkları Müslüman kadınları, askerleri ile birlikte çıplak bir halde gezdirmişlerdir. Ermenilerin yaptığı bu mezalimi ve özellikle kadınlarının çıplak bir halde gezdirildiğini gören halk, galeyana gelmiş ve göç etmekten, sınırın Türk tarafına iltica etmekten vazgeçerek, çarpışarak mertçe ölmeyi tercih etmiştir. Müslümanlar bu şekilde Ermenilere karşı koyarak, savaşmak suretiyle hayat ve namuslarını korumaya azmetmişlerdir. Daha önce göç eden Müslümanlardan bu durumu gören bazıları da geriye dönerek diğer Müslümanlara yardım etmişlerdir. Bu maksatla bölge halkı ile Ermeniler arasında Iğdır, Kağızman, Sarıkamış ve Merdenik taraflarında yoğun çarpışmalar olmuştur.
Ermeniler ayrıca, insanlara yaptıkları bu zulüm ve tecavüzlerin yanısıra ticaretlerine engel oldukları gerekçesiyle Müslümanlara ait dükkânları da açtırmamışlardır.
10-20 Ağustos arasında Kağızman'daki Müslümanları katle başlayan Ermeniler, halkın bir kısmını da camiye doldurarak öldürmüşlerdir. Bu felaketi görerek kurtulup kaçmak isteyenlerden, büyük kısmı aç ve çıplak kadın ve çocuk olmak üzere 200 kadar insan, ancak Çukurçam ve Kükürtlü Dağı'na sığınabilmiştir. Canlarını Ermenilerin elinden zor kurtulabilen bu insanlar, bundan sonra taş diplerinde ve mağaralarda hayat sürmeye mecbur olmuşlardır.
Ermeniler, Kızılhamamlı ve Kağızman yakınlarındaki Çürük köylerine de saldırarak yağma ve katliam yapmışlardır. Burada da halka karşı top ve makineli tüfek kullanmışlar ve top sesleri sınırdan işitilmiştir.
Ermeni ordusunda bir Tümen Komutanı olan Arşak adlı kişinin (Sarıkamış'ta) Eyüp Paşa denilen aşiret reisine gönderdiği mektupta, Ermeni mezaliminin itirafı olarak şu ifadeler yer almaktadır:
"... Binaenaleyh vaktin hulûlüyle Hükümet-i Osmaniye'nin aynı fecayi'ine(!) mütekabilen harekette bulunmak mecburiyeti hasıl olmuştur. Hükümet-i Osmaniye elyevm fiilen cezasını görmektedir. Bu havalide mütekabilen bazı taarruzat ve tecavüzat vuku bulmuş ise de bunlar da bir kaç müşevvikin teşvikiyle icra edilmiştir...".
Anlaşılan o ki, Ermeniler bölgede yapılan katliamları birkaç "müşevvikin" üzerine atıp sorumluluktan kaçmak istemektedirler. Ancak belgelerden de anlaşılacağı üzere, katliamların hemen hemen hepsinde Ermenilerin yetkili karar organlarının büyük sorumlulukları vardır.
Ermeniler, 1 Eylül 1919 günü Hamamlı köyünü basarak Kurban Ağa'nın 32 nüfustan ibaret akrabalarını feci bir surette öldürmüşlerdir.
2 Eylülde Merdenik'te 500 piyade ve 10 toptan ibaret Ermeni kuvveti, Korvat(!) köyüne tecavüz ederek, birçok Müslüman'ı katledip, üç-dört Müslüman köyünü de yakıp yıkmışlardır.
3 Eylül'de 300 piyade, 8 makineli tüfek ve 4 top ile Malakan Yaylası'na ve Büyükkumru köyüne saldırmışlardır. Ermeniler burada da birçok Müslüman'ı katlederek, geri kalan ahaliyi firara mecbur etmişlerdir.
Kağızman eşrafı toplanarak bilinmeyen bir yere götürülmüş, bunlardan Mehmed Bey adındaki bir şahsın cesedi Kars'ta Küçük Zaim Köyü civarında bulunmuştur. Ermeniler, bu şahsın vücudunun bazı yerlerine açtıkları ceplere ellerini sokarak işkence ile öldürmüşlerdir. Yine bu sıralarda Ermeniler, Lavustan, Toptaş ve Kelpikür köyleri halkından 800 kadar Müslümanı evlere doldurup yakmak suretiyle vahşiliklerine bir örnek daha katmışlardır.
Ermenilerin bu tecavüzlerine karşı halk zaman zaman mukavemete çalışmıştır. Fakat, ellerinde yeteri kadar silâh ve cephane olmadığı için ciddi bir karşı koyma sözkonusu olmamıştır.
Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi, nüfus ve parası olmayan Ermeniler, İngilizlerin kılavuzluğuyla Kars, Ardahan, Iğdır ve Kağızman bölgesini işgal etmelerine rağmen bu yerlerle yetinmek istememektedirler. İngiltere ve Fransa'nın yardımını sağlayan Ermeniler "Sivas'a" diye şiirlerle, hayallerle âdeta sarhoş olmuşlardır.
Ermenilerin Elviye-i Selâse'de Müslümanlara yönelik yaptıkları katliam ve tecavüzler sadece Türk yetkililer tarafından dile getirilmemekte, ayrıca bölgede bulunan yabancı subayların da dikkatini çekmektedir. Nitekim, Erzurum'daki İngiliz Subayı Yarbay A. Rawlinson, 4 Temmuz 1919'da Kâzım Karabekir ile görüşmesinde, Kars temsilcisinden aldığı raporda 41 Müslüman göçmenin o bölgeye toplandığını ve kötü muameleye uğramalarının muhtemel olduğunu, meseleyi tahkik için Kars'a gideceğini ifade etmiştir. Bu amaçla Rawlinson, kısa bir süre sonra hadiseyi yerinde araştırmak için Kars'a gitmiştir. Buradaki incelemeleri sonucunda İngiliz subayı Rawlinson, Kars, Sarıkamış, Kağızman taraflarında Ermenilerin Müslümanlara büyük zulüm ve katliamlar yaptıklarını tespit etmiştir. Ayrıca, bağlı olduğu yere de verdiği raporda bu hususu yazdığını Kâzım Karabekir'e ifade etmiştir. Rawlinson, İstanbul'daki İngiliz Umumi Karargâhı'na 25 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum'daki İngiliz Yüzbaşısı Flecır vasıtasıyla gönderdiği telgrafında; Oltu'dan Bâyezid'e kadar olan cephede Ermenilerin katliam yapmakta olduklarını itiraf etmekte ve "artık hiçbir kontrole tâbi olmayan zulümkâr Ermeni milletinin tedibi için" acilen İtilaf Devletleri'nin asker sevk etmesi gerektiğini kaydetmektedir. Tabii bu arada İngiltere ve dolayısıyla İtilaf Devletleri'nin Elviye-i Selâse'de istediği bir ortam oluştuğu yani karışıklık ve asayişsizlik olduğu ve Türkiye'nin de müdahale edemediği için, onların müdahalesine bir zemin hazırlandığı da gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husustur.
Ermenistan Başbakanı Hatizof'un, İngilizlerin Ermenilere yaptığı yardımları kaydetmesi bakımından şu sözleri çok anlamlıdır: "Çok şükür Ermeni davası her yerde hüsn-i kabûl görmüştür. Yedi vilâyet Ermenistan'a verilmiştir. Bu iş Paris'te kararlaştırılmıştır. Bir emr-i vakidir. Askerimiz her yerde âlicenab hâmimiz İngilizlerin cesur askerleri tarafından kıymetli yardımlar görmektedir. Meselâ bir yerin askerimiz tarafından işgal ve ilhakı gerekince oraya derhal yeteri derecede İngiliz subay ve askeri giderek Müslümanları iğfal ve iknâ ederek ondan sonra bize durumu haber veriyorlar. Askerimiz (de) onların açtıkları yolda resm-i geçit yaparak hemen en zor yerlere kolayca sahip olabiliyorlar" .
Zulümden Zarar Gören Halkın Göç Etmesi
Bu arada sınırın öbür tarafındaki Ermeni zulmü ve baskısı o kadar ileri bir seviyeye ulaşmıştı ki, buralarda bulunan halk kurtuluşu sınırın Türk tarafına göç etmekte buluyordu. Nitekim, Iğdır bölgesinden Sürmeli, Karabaçlı, Yağlıca köylerinden ve Zilan aşiretinden 87 haneden 555 nüfus hududun Türk tarafına göç etmiştir. Ermeniler, bu göç edenlere yolda zayiat verdirdikleri gibi, birçok mal ve hayvanlarını da gasbetmişlerdir.
Ermeniler, diğer taraftan Susuz'a bağlı Bendivan köyüne top kullanarak saldırmışlardır. Köyden altı kişiyi parçalara bölerek katletmişlerdir. Dört kişiyi de kendilerine kılavuzluk yapmaları amacıyla alıp götürmüşlerdir. Fakat bunlar bir daha geri gelmemiştir. Bu şahıslardan Abdal oğlu Hûdeda'nın cesedi daha sonra Kars'ta bulunmuştur. Bu katliam üzerine köy halkı, Ardahan'ın Cincilop köyüne göç etmek zorunda kalmıştır. Ancak bu köy de Ermeni zulmünden etkilendiği için, köyde sadece yaşlı bir kadın ile kızı yaşamaktadır. Buraya göç eden halk, ancak Halit Paşa'nın Türk ordusuyla beraber bölgeye gelmesiyle kendi köyüne dönebilmiştir.
Hatta halk, sınırın Türk tarafındaki yakın yerlerine değil, daha içerilere doğru göç etmiştir. Bu amaçla, 1919 yılı Aralık ayında Ermeni zulmünden namusu ve canını kurtarmak için, Batum ve Erzurum yoluyla Trabzon'a yüzlerce Karslı aile göç etmiştir. O dönemde Trabzon'da yaşayan vatandaşların bile maişet ve mesken problemi ile karşı karşıya olduğu düşünülürse, Kars ve civarındaki Ermeni zulmünden kaçarak gelen göçmenlerin hangi şartlar içinde olduğu daha iyi anlaşılmış olur.
Zor Durumda Olan Müslümanların Amerika Birleşik Devletleri'nden Yardım İstemeleri
Bu dönemde Ermeni zulmü artık dayanılacak gibi bir halden çıkıp ümitsiz bir hale girdiği için bölge Müslümanları, çareyi ve kurtuluşu başka yerlerde aramaya başlamışlardır. Bu amaçla "Kars Vilayeti Ahali-i İslâmiyesi Nâmına Milletvekili Bekir" imzalı, Amerika Birleşik Devletleri'ne hitaben yazılan aşağıdaki mektup, bölge halkının içinde bulunduğu durumu bütün açıklığı ile ortaya koymaktadır:
"Bu kabilden olarak İngilizler çekildikten sonra Ermeni Hükümeti tarafından her türlü tasvir ve tasavvurun üstünde yapılan ve bütün şiddetiyle devam eden vahşet ve mezalime dünya tarihinde emsali olmayan cinayet, sahifeler dolduracağı cihetle geniş izahından sarf-ı nazar edilmiştir.
"... Pek tabii ve pervasız icra kılınan vahşet, tevali ve teşeddüt etmekte bulunduğundan, medeniyet ve insaniyetin tekâmül ettiği asr-ı hâzırda maruz kaldığımız bu felakete acıyacak, bizi can ve ırzımızı kurtaracak bir hükümet, feryadımızı dinleyecek, bize istian ve istimdat edecek yegâne cemiyet-i beşeriye arasındaki adaletin temin ve tevziini fiilen ispat edecek (olan) Amerika hükümet-i fahîmesi olacağını takdir ederek, hükümet-i müşârünileyhanın sahabet ve siyanetine dehalet ettiğimizin nazar-ı ittila-ı fehîmânelerine arz ve iblağına delalet ve inayet buyurulmasını istirham eyleriz".
Bu arada bölgede zulüm gören Müslümanların bu acıklı halleri gözardı edilerek Avrupa'daki, Amerika'daki Ermeni propagandacıları tarafından hadise çarpıtılarak, Müslümanlar tarafından Ermenilere karşı işlenmiş cinayetler biçiminde duyurulmakta idi. Ayrıca Müslümanların karşılaştıkları yıkım ve musibetlerden, zulüm ve işkencelerden yine onlar aleyhine binlerce iftirada bulunarak propaganda yapmışlardır.
Kars ve çevresindeki Ermeni mezalimi 1919 yılı boyunca devam ettiği gibi 1920 yılında da aynı vahşetlikle devam etmiştir*. Ermenilerin bu baskı ve zulümleri ancak, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki Türk birliklerinin bölgeyi zapt etmesi ile son bulmuştur.
Türk Ordusunun İleri Harekâtı ve Ermeni Zulmünün Sona Ermesi
1920 sonbaharından önce de Ermeniler üzerine harekâta teşebbüs edildiyse de, Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin'in 2 Haziran 1920 tarihli mektubunun Ankara Hükümeti'ne ulaşması ile sonuçsuz kalmıştı. Çiçerin, mektubunda Ermenistan ile olan anlaşmazlıkların müzakereler yoluyla halledilebileceğini, savaşa gerek olmadığını ve Türkiye'nin sınırlarını barış yoluyla istediği şekilde çözüme kavuşturmasının mümkün olduğunu kaydetmekteydi. Bu nedenle Elviye-i Selâse'de Ermeni zulmü altında inleyen Türkleri kurtarmak için yapılacak olan harekât ertelenmiş oldu. Ancak, 1920 yazında da bölgedeki halka yönelik Ermeni tecavüzü aynı şiddette devam etti.
20 Eylül 1920'de, Türk-Sovyet ilişkilerinin çıkmaza girmesi ve diğer iç ve dış şartların müsait bir hal alması üzerine, İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu), Ermenilere Kars genel istikametinde taarruza karar verdi. 23 Eylülde de Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, 27 Eylülde taarruza geçeceğini Genelkurmay Başkanlığı'na bildirdi. Sarıkamış'a taarruz emrinin verilmesiyle 29 Eylül 1920'de Sarıkamış, Türk ordusu tarafından zapt edildi.
Bu arada Kâzım Karabekir komutasındaki Türk ordusu ileri harekâtına aynı hızla devam etti. 30 Eylülde Merdenik, Ermeniler'den geri alındı. 1 Ekimde de Kağızman Türk askeri birlikleri tarafından zabtedilerek, buralardaki Ermeni zulmü sona erdirildi.
Aynı gün Genelkurmay Başkanlığı, Kars'ın savunulmasına yarayan arazinin ele geçirilmesini Doğu Cephesi Komutanlığı'ndan istedi. 20 Ekimde de Doğu Cephesi Komutanlığı, Kars'a taarruz planını Genelkurmay Başkanlığı'na sundu. Ertesi gün Kars taarruz planının Ankara Hükümeti'nce uygun bulunduğu ve uygulanması için gerekenin yapılması Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'ya bildirildi.
24 Ekim 1920'de Doğu Cephesi Komutanlığı Kars'a taarruz emrini verdi. 27/28 Ekim'de Kars harekâtının başlamasıyla şehir, ters cephe taktiğiyle kısa zamanda kuşatma altına alındı. Ermenilerle şiddetli ve kanlı çarpışmalar meydana geldi. Türk tarafının az zayiat vermesine mukabil, Ermeniler yüzlerce ölü ve yaralı bırakarak Gümrü tarafına doğru kaçmaya başladılar. 30 Ekim 1920'de Kars'ın ele geçirilmesi ile yaklaşık bir buçuk yıldır Ermeni zulmü altında inleyen binlerce kişi artık hürriyetine kavuşmuş oldu.
2 Kasımda Doğu Cephesi Komutanlığı, Türk ordusuna Gümrü istikametinde harekâta devam emrini verdi. Bu harekât sırasında Ermenilerin, mütareke şartlarını kabul edecekleri yönünde görüş ileri sürmeleri dolayısıyla harekâta ara verildi. Ancak bir süre sonra, Ermenilerin mütareke şartlarını ağır bularak kabul etmemeleri yüzünden Türk ordusu harekâta kaldığı yerden devam etti.
17 Kasımda Ermeniler, Türk tarafının yeni mütareke şartlarını kabul ettiler. Bunun üzerine 28 Kasımda Ermeni ordusu mütareke hattının gerisine çekildi.
2/3 Aralık 1920'de de Ermenistan ile Türk Hükümeti arasında imzalanan Gümrü Antlaşması ile Kars ve civarının Türk toprağı olduğu kabul edildi. Bu antlaşmada tespit edilen sınır daha sonra Moskova ve Kars Antlaşmaları ile de güvence altına alındı.
Sonuç
Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Ermenilerle Müslümanlar arasında XIX. yüzyılın ortalarına kadar büyük çapta bir huzursuzluk ve anlaşmazlık olmamıştır. Ancak bu tarihlerden sonra Batılı devletlerin müdahalesi ve teşvikiyle başlayan Ermeni isyanları, Müslümanlarla Ermeniler arasında büyük anlaşmazlık ve tecavüzlerin meydana gelmesini netice vermiştir. Bu tecavüzler genellikle Müslümanların aleyhine olmuştur. İşte bu tecavüzlerin önemli bir kısmı 1918 yılı sonlarında ve 1919 yılı başlarında, Osmanlı ordusunun Elviye-i Selâse'den çekilip, İngilizlerin bölgeyi işgal etmesinden ve ardından Ermenilere buraları terk etmesinden sonra meydana gelmiştir.
26 Aralık 1918'de Osmanlı askeri kuvvetlerinin Kars'tan çekilmesinden, 13 Nisan 1919'de İngilizlerin Kars'ı işgaline kadar olan süre zarfında Milli Şura kuvvetleri, bölge halkını Ermeni zulüm ve baskısından önemli ölçüde korumuştur. Ancak, bundan sonra Ermenilere karşı Müslümanların silahlı mukavemet gücü azalmıştır. Sadece bazı yerlerde Ermenilerle bölge halkı arasında silahlı çatışma meydana gelmiştir. Bunun haricinde bölge Müslümanlarını, silahlı Ermenilere karşı koruyacak bir askeri güç bulunmuyordu. Zaten Türk ordusu, Mondros Ateşkes Antlaşması'na göre ve İngilizlerin isteği doğrultusunda, 1914 yılındaki sınırın gerisine çekilmek zorunda kalmıştı. Bu nedenle sınırın karşı tarafında meydana gelen Ermeni zulmünü önlemek için fiili bir müdahalede bulunması mümkün değildi. Diğer taraftan bölgeye gelen İngilizler de işgal ettikleri yerleri bir süre sonra Ermenilere terk ederek, onların yaptıkları baskı ve tecavüzlere engel olmuyorlardı. Böyle bir durumda silahlı Ermenilerle bölgede yaşayan halk karşı karşıya gelmiş oluyordu.
Bu dönemde Ermenilerin Müslümanlara yönelik tecavüz ve katliamları zaman zaman büyük boyutlara ulaşmıştır. Özellikle 1919 yılının yaz aylarında, Kars, Kağızman, Göle, Sarıkamış, Oltu ve Iğdır civarındaki köy ve kasabalarda Ermeniler Müslümanlara yönelik büyük bir zulüm ve katliam uygulamışlardır. Ermeniler, Müslüman köylerine top ve makineli tüfeklerle saldırarak, halkı katletmişler, eşya ve mallarını yağma etmişlerdir. Nüfus olarak yeterli çoğunluğa ulaşamayan Ermeniler, Erivan'dan Erzurum'a kadar olan bölgede katliam, tecavüz ve yıldırma politikalarıyla bölgede kendileri lehine, etnik-dini bir temizliğe girişmişler ve bunun için de her türlü zulmü yapmışlardır.
Ermenilerin bölgede yaşayan Türklere baskı ve zulüm yaptığı Erzurum'da bulunan İngiliz subayı Yarbay A. Rawlinson tarafından da tespit edilmiş ve Rawlinson bu durumu İstanbul'daki İngiliz Genel Karargâhı'na bildirmiştir.
Bu arada Kars ve çevresinde zulme uğrayan halkın bir kısmı, kurtuluşu sınırın Türk tarafına göç etmekte bulmuştur. Bu maksatla yüzlerce aile bütün malını, mülkünü bırakarak, canını ve namusunu kurtarmak için Türk tarafına geçerek yerleşmiştir.
Hiçbir yerden herhangi bir yardım göremeyen bölge halkı, sonunda çareyi, Amerika Birleşik Devletleri'nden yardım istemekte bulmuş ve bu amaçla Kars vilayeti Müslüman ahalisi namına bir mektup bu devletin hükümetine gönderilmiştir.
1920 sonbaharında Türk ordusunun ileri harekâtı ile Elviye-i Selâse'de Ermeni zulmü altında inleyen halk hürriyetine kavuşmuştur. Bu bağlamda 29 Eylül'de Sarıkamış, 30 Eylül'de Merdenik, 1 Ekim'de Kağızman ve 30 Ekim'de de Kars zapt edilerek buralardaki Ermeni baskısı ve tecavüzü sona erdirilmiştir. Bu harekât sırasında Ermenilere büyük zayiatlar verdirilerek, işgalleri altındaki toprakların büyük bir kısmı kurtarılmıştır. Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu ileri harekâtına devam ederek, Gümrü'ye kadar ilerlemiştir. Sonunda Ermeniler, Türk tarafının ateşkes şartlarını kabul ederek masaya oturmayı kabul etmişlerdir.
2/3 Aralık 1920'de Ermenistan ile imzalanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin uluslararası alanda ilk siyasi zaferi olan Gümrü Antlaşması ile Kars ve civarının Türk toprağı olduğu tescil edilmiştir. Bu antlaşmada tespit edilen sınır hattı, 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması ve 13 Ekim 1921 Kars Antlaşması ile de tasdik edilmiştir.
MAKALE 3
KÂZIM KARABEKİR PAŞA'NIN ERMENİLER ÜZERİNE HAREKÂTI (1920)
Muhammet ERAT*
Mondros Mütarekesi İmzalandığı Sırada Kafkas Ceephesi'ndeki Osmanlı Ordusu'nun Durumu
30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı sırada Doğu Anadolu, Elviye-i Selâse (Batum, Kars, Ardahan) Güney ve Orta Anadolu Türk Ordusunun kontrolü altında idi. Kafkasların önemli bir bölümü de Türk Ordusunun hakimiyeti altındaydı. Kâzım Karabekir Paşa, 9. Ordu'ya bağlı (Komutanı Yakup Şevki Paşa, merkezi Kars) I. Kafkas Kolordusu komutanı olarak karargâhı Tebriz'de idi. 11. Kafkas Fırkası (karargâhı Hoy) İran Azerbaycanı'nın ve 9. Kafkas Fırkası da (karargâhı Kamarlı) Erivan'ın 6 km güneyinden geçen Türk-Ermeni hududundan Aras Nehri'ne kadar Nahcivan bölgesini işgal ediyordu.
Mondros Ateşkes Antlaşmasının 11. maddesine göre, İran'ın kuzeybatı kısmındaki Osmanlı kuvvetlerinin derhal savaştan önceki, yani 1914 öncesi hudut gerisine çekilmesi gerekmekteydi. 9. Ordu'nun bu yerler dışında işgal ettiği bölgeleri boşaltması, zaten 21 Ekim 1918'de Sadrazam Ahmet İzzet Paşa tarafından Şark Orduları Grubu Komutanlarına emredilmişti. Ancak, Elviye-i Selâse (Üç Sancak) için bu durum geçerli değildi. Bu yüzden 11. maddede "... kısm-ı mütebakisi, müttefikler tarafından vaziyet-i mahalliye tedkik edilerek taleb olunursa tahliye edilecektir" kaydı yer almaktaydı. Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Elviye-i Selâse denilen Batum, Kars ve Ardahan sancakların boşaltılması, müttefikler tarafından durum yerinde incelendikten sonra istenebilcekti. Ancak, 11. maddedeki bu kayda rağmen İngilizler, 11 Kasım 1918'de Osmanlı Devleti'nden bu Üç Sancak'ın derhal boşaltılmasını istediler. Osmanlı Devleti, bu olayı ne red, ne de protesto etti. Sadece, askerimizin hiç olmazsa 1918 kışını geçirmek üzere Üç Sancak'ta kalmasına izin verilmesini istedi. İngilizler bu isteği kabul etmedikleri gibi görüşlerinde de ısrar ettiler. Bunun üzerine Osmanlı Hükümeti, sadece Harbiye Nezareti vasıtası ile zayıf bir teşebbüste bulunarak İngilizlerin bu bölgeyi işgal talebine karşı çıkmadı. Bununla beraber Batum, Kars ve Ardahan sancaklarındaki yiyecek, silah ve cephanenin Anadolu içerisine taşınmasını sağlamak için boşaltma süresini mümkün olduğu kadar uzatmaya çalıştı ve bunda da muvaffak oldu.
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından sonra, Osmanlı Orduları antlaşma hükümlerine göre yavaş yavaş bulundukları bölgeleri boşaltmaya başladı. Bu amaçla Dağıstan ve Azerbaycan bölgesi 1919 Ocak ayı sonlarında tamamen boşaltıldı. Ayrıca, 21 Ekim ile 5 Aralık 1918 tarihleri arasında Ahıska, Ahılkelek, Nahcivan, Iğdır, Gümrü ve Karakilise boşaltıldı. Diğer taraftan İngilizler, 24 aralık 1918'de Batum'u işgal ettiler.
İngilizlerin isteği doğrultusunda son Osmanlı askeri birliği 26 Aralık 1918'de Kars'tan çekilirken, iç kale ile askeri depoları Millî Şûrâ Kuvvetleri devir ve teslim aldı. Böylece bu bölgeyi Ermenilere vermeye gelen İngilizlere karşı mahalli Kars Hükümeti, düzenli ve teşkilatlı bir halk hakimiyeti kurduğunu göstermek istedi. Bu şekilde organize olan mahalli birlikler doğuda Ermeni ve kuzeyde Ahıska cephesinde Gürcü kuvvetleri ile beş ay mücadele ederek onların ilerlemelerine engel oldu. Ne var ki, İngilizler 12 Nisan 1919 akşamı aniden Kars Parlamento binasını basıp hükümet üyelerini tutuklayarak Tiflis üzerinden Batum'a, oradan da Malta adasına sürgüne gönderdi. İngilizler, 13 Nisan günü Kars'ı işgal ettiklerini ilan ettiler. Bu arada Nisan ayı sonunda Gürcüler, Göle güneyine kadar Ardahan sancağını, Ermeniler, demiryolu boyunca Kars ve Sarıkamış'ı, sonra da Kağızman'ı işgal etti. Dağlarda ve diğer bazı yerlerde kendine mekân tutan Millî Şûrâ kuvvetleri Çıldır, Allahu Ekber, Oltu, Kağızman/Ortakale ve Kulp'ta Ermeniler üzerine saldırılarda bulunarak onları çete savaşları ile taciz ettiler. Bu şekilde 1920 yılına kadar bölge halkının fazla zarar görmesini engellediler.
Biir taraftan bu gelişmeler olurken, diğer taraftan İngilizler, Kafkasya'daki Türk komutanlarının ahaliyi silahlandırdıklarını, mahalli hükümet teşkilatı kurduklarını ve çekilirken bazı malzemeleri tahrip ettiklerini ileri sürerek bu mıntıka komutanlarını sorumlu tutmaya kalktılar. İngiliz baskıları sonucunda, karargâhı Kars'da olan 9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa, Harbiye Nezareti tarafından 2 Nisan 1919'da İstanbul'a çağrıldı. Aynı günkü emirle, 9. Ordu kaldırıldı ve 15. Kolordu komutanı Erzurum'a varıp kumandayı ele alıncaya kadar oradaki birlikleri, Tümen komutanlarından birisinin vekâletle idare etmesi istenmekteydi. Harbiye Nezareti'nin 3 Nisan 1919 tarihili Doğu bölgesinde bulunan askeri birlikler hakkındaki yeni düzelenmesiyle, 9. Ordu'nun emrinde olan 3. 9. ve 11. Kafkas Tümenleriyle 12. Tümen 15. Kolordu Komutanı'nın emrine verildi. Ayrıca, aynı günkü emirde, 9. Ordu karargâhının, Kâzım Karabekir Paşa'nın Erzurum'a varıncaya kadar 15. Kolordu karargâhı ismiyle vazife göreceği ve Tümen komutanlarından birisinin kolorduya vekâlet edeceği ifade edilmekteydi.
Bu arada 13 Mart'da Erzurum'da 15. Kolordu Komutanlığı'na tayin edildiğini bildiren yazıyı alan Kâzım Karabekir Paşa, 12 Nisan 1919'da İstanbul'dan yola çıkarak Trabzon üzerinden 3 Mayıs'ta Erzurum'a geldi. Kâzım Karabekir Paşa, Erzurum'da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin çalışmalarına yardımcı oldu. Erzurum Kongresi'nin çalışmalarına gereken desteği vererek kongrenin güvenli bir ortamda yapılması için büyük çaba sarfetti. Erzurum'a gelen Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey'in kongreye katılmalarını sağladı.
Ordunun Geri Çekilmesinden Sonra Başlayan Ermeni Mezalimi
1919 başlarında, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın hükümlerine göre, Türk Ordusu savaş sırasında ele geçirdiği bölgelerden geri çekilince oradaki halk, Ermeni ve Gürcülere karşı savunmasız bir hale düştü. Bu durumda bölge halkı tedirgin olmaya başladı ve iç bölgelere doğru göç etme yollarını aramaya koyuldu. Nitekim kısa bir süre sonra Ermeni çeteleri Müslüman ahaliye tecavüz etmeye başladı. Sınırın karşı tarafında kalan binlerce Müslüman, Ermeni tehdidi ve baskısı ile başbaşa kaldı. Bazı bölgelerde bulunan Müslüman milis kuvvetleri bu Ermeni saldırılarını göğüslemeye yeterli değildi. Sınırın ötesinde bulunan Müslümanların Temmuz 1919'da 15. Kolordu Komutanlığı'ndan yardım istemeleri üzerine verilen cevapta, bilfiil yardımda bulunmanın ve ordunun o an için sınır haricine subay ve asker göndermesinin mümkün olmadığı ve bu gibi hallere karşı "kalben müteessir olmak ve keyfiyeti makâmâta arzetmekten başka çare olmadığı" belirtilmekteydi.
Ermeniler, işgal altında bulundurdukları bölgelerdeki Müslümanlara baskıyı ve tecavüzü 1919 yılı içinde daha da arttırdılar. 1919 Temmuz ayı içinde Ermeniler, Pasinler Karakilise'si güney-doğusundaki Bulaklı köyüne ve Kağızman'ın Kazıkkaya ile Güllüce köylerine saldırarak bir çok Müslümanı katlettiler. Ermenilerin bu tecavüzlerinden kurtulabilen bazı Müslümanlar da sınırı geçerek Van'a, Bayezid'e ulaşmayı başardılar. 1919 Ağustos ayı içinde Ermeni katliamlarından kurtulabilen Erivan Müslümanlarından bir çok kişi Van'a gelerek, burada iskân edildi.
Ayrıca bu dönemde, Ermeni Taşnak Cemiyeti, Revan ve Aras bölgelerinde ve Üç Sancak'da bir tek Müslüman bırakılmamasına karar verdiğinden dolayı, Müslümanları yok etmek için bir komite oluşturdu. Ermeni Hükümeti ve düzenli askeri birlikler dahi, Müslümanları katletme politikasını takip etmeleri ve her türlü zulmü işlemeleri dolayısıyla Kars, Sarıkamış, Iğdır taraflarında ve Revan, Aras bölgelerinde Müslümanlara karşı yapılan mezalim son haddini buldu.
Ermeniler, 1919 Ağustos ayı içinde Tavas gölü Yukarıkatırlı ve civarındaki Müslüman köylerine tecavüz ederek katliam yaptılar. Bu arada Kağızman ahalisini de katle başladılar.
Ermenilerin sınırın öbür tarafında kalan İslam ahalisine yaptıkları bu mezalim, tecavüz ve katliamlar ancak yapılacak ileri bir harekâtla, bu bölgelerin tekrar Türk hakimiyetine alınması ile durdurulabilirdi. Ermeni mezalimi bu bölgede Kâzım Karabekir Paşa'nın 1920 Sonbaharında yapacağı askeri harekâta kadar durmadan devam etti. Ermeni katlimalarına karşı yöre halkı, kendi kendine oluşturduğu milis kuvvetleri ile karşı koymaya çalışıyordu. Bu mücadelede bazen muvaffak da oluyordu.
Kâzım Karabekir Paşa'nın Harekât İçin Mustafa Kemal Paşa İle Yazışmaları ve Türk-Sovyet İlişkileri
Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, sınır ötesinde cereyan eden hadiseleri yakından takip ediyor ve kendi birliklerini girişilebilecek bir harekât için hazırlıyordu. Harekâtın kışın yapılmasının mümkün olmadığını bildiği için bütün hazırlıklarını 1920 İlkbaharında harekete geçecek şekilde ikmal etmek istiyordu. Bu arada, Ankara'da Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa ile harekâtın zamanı hakkındaki yazışmaları Mart ayında yoğunlaştı. 16 Mart 1920'de Mustafa Kemal Paşa, Kâzım Karabekir Paşa'ya gönderdiği telgrafta "Şark'a taarruz hakkında öteden beri mevzu bahs olunan fikrin zaman ve imkân-ı tatbiki hakkındaki" düşüncelerini bildirmesini istedi. Kâzım Karabekir Paşa da verdiği cevapta, İstanbul'daki durumun henüz tam olarak aydınlanmadığını, bölgede, özellikle Erzurum ile Sarıkamış arasında karın çok olmasından dolayı Nisan başlarından, hatta ortalarından önce böyle bir harekât yapmanın güç olacağını belirterek gerekli hazırlıkların yapılarak beklenilmesini uygun gördüğünü ifade etti. Kâzım Karabekir Paşa, bu arada İstanbul'daki siyasi durumu yakından takip ediyordu.
Diğer taraftan Bolşevik Ordusu'nun Kuzey Kafkasya'da Denikin Ordusunu ortadan kaldırdığını ve güneye doğru hareket ettiğini haber aldıktan sonra da, Kâzım Karabekir tekrar harekâtın zamanı hakkındaki düşüncelerini 28 Mart'ta Mustafa Kemal Paşa'ya bir telgraf ile iletti. Kâzım Karabekir Paşa, bu telgrafında, güneye doğru ilerleyen Bolşevik Ordusunu ileriden karşılamak ve zamanı gelince Aras'a kadar olan bölge ile Üç Sancak'ı işgal etmek kararında olduğunu, 15 Nisan'dan önce harekâta başlamanın mümkün olmadığını bildiriyordu. Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa da, Kolordu Komutanının bu düşüncesini uygun bularak, hareket gününe kadar taarruz zamanının gizli tutulması, ancak her yönden hazırlığa hız verilmesi gerektiğini ifade ediyor ve tasarlanan harekâtın devlet ve milletin kurtuluş ve bağımsızlığı için tek çare olduğunu belirtiyordu.
Bu arada 23 Nisan 1920'de Ankara'da yurdun dört bir tarafından seçilip gelen milletvekilleri ile Büyük Millet Meclisi açıldı. Kâzım Karabekir Paşa, Edirne milletvekili olarak Meclis'e seçildi. Ancak, izinli olarak Erzurum'daki Kolordu Komutanlığı görevine devam etti. Meclisin açılmasından sonra 11 bakandan oluşan B.M.M Hükümeti kuruldu. Dışişleri Bakanlığı'na Tokat Milletvekili Bekir Sami Bey getirildi.
Ankara Hükümeti, göreve başladığı zaman, dış dünya ile ilişkileri bakımından büyük bir yalnızlık içindeydi. Dönemin şartları ve ortak düşmanlara karşı mücadele vermeleri bakımından Türkiye'nin yardımını isteyebileceği yegâne devlet olarak Sovyet Rusya vardı. Bu nedenle Moskova'ya yetkili bir heyet gönderilmesi meselesi ortaya çıktı. Bu arada Kâzım Karabekir Paşa, temsilci bir heyetin seçimi ve gönderilmesi hususunda geç kalındığını, o yüzden sadece askeri konuları görüşmek üzere Kıdemli Binbaşı Ali Rıza Bey'i hemen Bakü'ye göndermeyi uygun bulduğunu ifade ederek, kendisine beş maddelik bir talimat verdi. Meclisin toplanması öncesine rastlayan bu telgrafa Mustafa Kemal Paşa ancak, 26 Nisan'da cevap verebilmiştir. Ankara'dan gelen cevap, Kâzım Karabekir Paşa'nın hazırladığı talimat metni üzerinde bazı değişikliklerin yapılmasından ibaretti. Kâzım Karabekir Paşa, başı ve sonu unutulmuş zannederek, bu gelen telgrafın baş tarafına, " BMM'nin Moskova Sovyet Hükümeti'ne birinci teklifnamesidir" ibaresini ve sonuna da Mustafa Kemal Paşa'nın ismini ilave ederek, bunun Bakü'deki teşkilata ulaştırılması için Ali Rıza Bey'in görevlendirilmesi talimatını Trabzon'daki Tümene bildirdi. Ne var ki, bu esnada Azerbaycan, Kızıl Ordu tarafından işgal edilince, Ali Rıza Bey'in Bakü'ye gönderilmesi mümkün olmadı. Tümen komutanı da bunu bir mektup şeklinde, Moskova'ya götürmesi için İbrahim Efendi'yi kurye olarak görevlendirdi. Mayıs başlarında Trabzon'dan hareket eden İbrahim Efendi, Novorosisk üzerinden Moskova'ya ulaştı ve mektubu Rus Hükümetine teslim etti. Mustafa Kemal Paşa'nın Lenin'e hitaben yazdığı iddia edilen mektup aslında bu mektuptur. Bu mektup, Türk-Sovyet ilişkilerinde ilk resmî belge niteliğindedir. Bu mektupta, daha doğrusu teklifnamede, Doğu'daki harekât için para ve askeri yardım istenmektedir. Bu hadiseden hemen sonra, 11 Mayıs'ta, Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığındaki bir Türk heyeti Ankara'dan Moskova'ya doğru yola çıktı. Türk heyeti, ancak 19 Temmuz tarihinde Moskova'ya ulaşabildi ve 24 Temmuz'da Sovyet Hariciye Komiseri Çiçerin tarafından kabul edildi.
Türk-Sovyet ilişkilerinde bu gelişmeler olurken diğer taraftan, Kâzım Karabekir Paşa, Ermeniler üzerine hareket etmek için 28 Nisan'da, TBMM'den izin istedi.
Ankara'dan TBMM Reisi Mustafa Kemal imzası ile 3 Mayıs'ta gönderilen cevap, iç ve dış vaziyetin harekât yapmaya müsait olmadığı şeklinde idi. Ayrıca gelen cevapta gelecek emre göre hareket edilmesi gerektiği belirtiliyordu. Bunun üzerine Kâzım Karabekir Paşa, 15 Mayıs'ta Ankara'ya gönderdiği şifrede, Ankara'nın endişelerinin yersiz, ve Ermeniler üzerine harekât yapma şartlarının her zamankinden daha müsait olduğunu, harekât hakkındaki görüşlerini aynen koruduğunu ısrarla kaydetti.
Kâzım Karabekir Paşa, 30 Mayıs'ta tekrar "... İslâm katliamını durdurmak için Sarıkamış'ı işgal ile bir tehdit vaziyetini almak " gerektiğini ifade ederek BMM'den harekât için izin istedi. 1 Haziran'da Ankara'dan gelen cevapta, Vekiller Heyeti'nde konunun görüşüldüğü ve " Ermenistan seferinin küşadı vakti henüz hulûl etmemiş " olduğu belirtiliyordu. Kâzım Karabekir Paşa, Meclisin bazı sebepler ileri sürerek Ermenistan harekâtını ertelemesini yadırgıyordu. Halbuki, Mustafa Kemal Paşa, Meclisin açılmasından çok önce, kış ortasında hemen harekete geçilmesini istiyordu.
Kâzım Karabekir Paşa, nihayet 4 Haziran 1920'de yaptığı son başvurudan nihayet müsbet cevap aldı. 6 Haziran'da Mustafa Kemal Paşa'dan gelen cevapta, Elviye-i Selâse'nin geri alınması için izin verildiği belirtiliyordu. Kâzım Karabekir Paşa, bunun üzerine hazırlıklarına hız verdi. 7 Haziran'da Erzurum, Erzincan ve Van'da seferberlik ilan ederek 1889 doğumlular dahil 1900'e kadar olan kur'a erlerinin silah altına alınması emrini verdi. 9. Tümeni Horasan bölgesine gönderdi. 10 Haziran'da Vali Vekilliğini 15. Kolordu Komutanı Vekili Albay Kâzım (Dirik) Bey'e devretti. 11 Haziran Cuma günü, Çocuklar Ordusu'nun her zamanki yoklamasını yaptırdı. Ertesi gün Erzurum'dan hareket eden Karabekir Paşa, Horum'da çadırlı ordugâha geldi. 14 Haziran'da Zivin'deki 36. Alayı teftiş etti. Bu arada, 15 Haziran'da Kâzım Karabekir Paşa, Doğu Cephesi komutanlığına getirildi. 18 Haziran'da Kolordu birliklerinin hududa yaklaştırılmasına devam etti. Aynı gün, 9. Fırkanın 17. Alayı Köprüköy'den, Fırka topçusu Hasankale civarından, Kolordu süvarisi ve İstihkâm Taburu da Hasankale'den hareket etti. 19 Haziran'da, 12. Fırka karargâhı Zivin, 9. Fırka karargâhı da yine aynı bölgede 12.'nin kuzeyine nakledildi.
Bu arada, Ermenilerin bazı Türk beldelerine saldırdığı ve halkın da kurtuluşu kaçmakta bulduğu hakkında haberler geliyordu. Ermeniler, 20 Haziran'da Oltu'ya taarruz ederek burasını işgal ettiler. Ermeniler, zaten bu yılın başında da, 17 Şubat'ta Çıldır ve Zaruşat'ı işgal etmişlerdi.
Kâzım Karabekir Paşa, 23 Haziran'da ileri harekâta geçebilmek için bütün hazırlıklarını tamamlamak üzereydi. Bu arada beklenmedik bir hadise oldu. Yukarıda konu edilen Mustafa Kemal Paşa imzalı, 26 Nisan tarihli Moskova'ya gönderilen mektubun cevabı Ankara'ya ulaştı. 2 Haziran 1920 tarihli ve Dışişleri Komiseri Çiçerin imzasını taşıyan cevapta, Ermenistan ile olan anlaşmazlıkların müzakereler yoluyla çözülebileceği, savaşa gerek olmadığı ve Türkiye'nin, sınırlarını barış yoluyla istediği şekilde çözüme kavuşturulmasının mümkün olduğu belirtiliyordu. Çiçerin'in bu mektubu üzerine TBMM Hükümeti, Ermenistan üzerine yapılacak askerî harekâtın durdurulmasına ve yolda olan Bolşevik heyeti ile temas edilmesine karar verdi. TBMM Hükümeti'nin bu kararı kendisine bildirilince, Kâzım Karabekir Paşa da harekâtın ileri bir tarihe bırakıldığını bütün birliklerine bildirdi.
1920 yazında Ermenilerin Müslümanlara yönelik tecavüzleri ve katliamları hiç durmadan devam etti. Bu arada Türk-Sovyet ilişkileri de bu süre içinde değişik boyutlar kazandı. Bekir Sami Bey başkanlığındaki Türk heyeti, 24 Temmuz'da Moskova'da Çiçerin tarafından kabul edildi. Bu görüşmelere Komiser Vekili Karahan da katıldı. Türk heyeti bu ilk görüşmede öncelikle, silah ve cephanenin Anadolu'ya süratle naklini sağlamak için kapalı olan Ermenistan yolunun açılması üzerinde durdu. Buna mukabil Karahan, kuvvet kullanılması suretiyle yolun açılmasının Avrupa ve Amerika kamuoyu üzerinde kötü bir etki yapacağını ve siyasi teşebbüslere başlandığından bu yolun açılması konusunda ümitli olduğunu belirtti. 4 Ağustos'da yapılan ikinci görüşmede Karahan, Ankara Hükümeti'nin Ermenistan'a bir nota vererek Ermeni askerlerinin Brest-Litovsk Antlaşması'ndaki sınırlara çekilmesini istemesini eleştirdi.
Türk heyeti, 13 Ağustos'ta Hariciye Komiseri Çiçerin tarafından tekrar kabul edildi. Türk tarafı bu görüşmede, Sovyetlerden istenilen yardım maddelerini bildirdi. Bunun yanısıra Türk heyeti, 14 Ağustos'ta Lenin ile de bir görüşme yaptı. Muskova'da bir aydan fazla süren müzakereler sonunda bir dostluk antlaşması hazırlanarak, Türk ve Sovyet delegeleri arasında 24 Ağustos'ta parafe edildi. Ancak, üç gün sonra Çiçerin ile yapılan son mülakatta Sovyet istekleri açığa vuruldu ve Çiçerin, Van, Muş ve Bitlis vilayetlerinin Ermenistan'a verilmesini taleb etti. Bu istekler Türk tarafınca kesin bir şekilde red edilince, antlaşma imzalanamadı. Bu şartlarda Türk-Sovyet ilişkileri, Sovyetlerin Ermeniler lehine toprak isteği sonucunde çıkmaza girdi.
Ermeniler Üzerine Harekât; Kars'ın Geri Alınması ve Gümrü Antlaşması
1920 Eylül ayına gelindiğinde, artık devam eden Ermeni katliamının durdurulması ve tecavüze uğrayan Müslüman halkın kurtarılması gerektiği hakkında, iç ve dış şartların oluştuğu görüldü. Bunun üzerine, TBMM Hükümeti, 20 Eylül'de harekât için izin verdi.
Bu arada, harekâtın tafsilatına girmeden önce, Eylül 1920'de, Doğu Cephesi Komutanlığı'nın sahip olduğu asker, silah ve cephane durumuna bir göz atmak yerinde olacaktır. Doğu Cephesi Komutanlığı'na bağlı olarak bulunan askeri güç aşağıdaki birliklerden oluşuyordu: 3., 9., ve 11. Kafkas Tümenleri, 12. Tümen, 8. Piyade Alayı'nın birinci ve üçüncü Taburları, Azerbaycan kıtası, Kolordu bağlıları ve Cephe Komutanlığı bağlıları. Bu askeri birliklerde toplam 1422 subay, 16.541 piyade eri, 528 süvari silah olarak; 14.268 adet tüfek, 427 kılıç, 204 makineli tüfek ve 75 top, araç olarak da; 1285 çift atlı araba, 8 binek otosu, 27 kamyon ve 2 uçak bulunuyordu. Ayrıca Nahcivan, Ağrı, Kulp, Kağızman ve Oltu bölgesinde toplam 1500 kadar da olan milis kuvveti mevcuttu.
Buna karşılık Ermeni ordusu da şu birliklerden oluşuyordu: 8 Piyade Alayı, 3 Muhafız Taburu, birinci ve ikinci süvari alaylarından oluşan Süvari Tugayı, 4 Bombacı Bölüğü, İstihkâm Taburu, 2 Tayyare Bölüğü (1. Bölük altı, 2. Bölük dört uçaklı), General Dro emrinde milis kuvvetleri, General Sahak müfrezesi ve Dro Taşnak müfrezesi. Ermeni ordusunun asker ve silah sayısı da şöyle idi; 12.000 piyade, 1000 süvari, 250 makineli tüfek, 44 top, 40 eski model kale topu. Bu birliklerden Sarıkamış bölgesinde 2500 piyade, 400 süvari, 70 makineli tüfek ve 18 top bulunuyordu.
Hazırlıklarını tamamlayan Kâzım Karabekir Paşa, 28 Eylül sabahı taarruza geçti. Taarruz büyük bir sürat ve başarı ile yapıldı. Ermeniler hiç bir yerde ciddi bir direniş gösteremediler. Bu tarruzda düşmandan 5 top ve makinelı tüfek ganimet alındı.
29 Eylül sabahı 12. Fırka çarpışma olmadan Sarıkamış'ı geri aldı. 9. Fırka da Çatak, Divik, Bezirgan Geçidi bölgesini işgal etti. Bunun üzerine Ermeniler, Novoselim-Bayburt-Tuzluca hattına çekilmek zorunda kaldılar. 30 Eylül'de Merdenik'teki Ermeniler geri çekilince burası da Türk kuvvetleri tarafından zabt edildi.
1 Ekim'de Kağızman da ele geçti. 7-8-9 Ekim günlerinde Ermeniler, Kağızman ve Merdenik cephelerinde karşı taarruzlarda bulundular. Fakat bu taarruzlar, Türk Ordusu tarafından geri püskürtüldü.
Kâzım Karabekir Paşa, bu şekilde adım adım ilerleyerek ve Ermenilerin elinden birer birer Türk beldelerini geri aldı ve karargâhını Berne'ye aldırdı. Kars'ın ileri mevziilerindeki Ermeni birliklerini Kars kalesine sürdükten sonra, cephede yeteri kadar top ve Piyade Alayını bırakan Kâzım Karabekir Paşa, verdiği emirle iki fırkaya gece yürüyüşü yaptırarak bir kuşatma hareketi ile 28 Ekim'de Yahnılar Tepeleri ve Vezin Köy-Üçler Tepesi hattını baskınla ele geçirdi.
30 Ekim'de Üçler Tepesi'ndeki gözetleme yerinden idare ettiği taarruz ile Ermeni ordusu üç saat içinde perişan edildi. Öğleden sonra karargâhını Kars'ta kuran Kâzım Karabekir Paşa, Kars'ın zapt edildiğini Ankara'ya müjdeledi. Kâzım Karabekir Paşa, Kars'ı iki yıl önce de kuşatıp Ermenilerden geri aldığı için, şehrin nasıl ve nereden taarruz edilerek zaptedileceğini çok iyi biliyordu. Şehrin geri alınması bu yüzden kısa sürede ve Ermenilerin çok, Türklerin ise az zayiat vermesi ile sonuçlandı. Kars'a ters cephe ile yapılan bu taarruz sonucunda ele geçen esirler arasında 3 General, 6 Albay, 12 Yarbay, 16 Yüzbaşı, 59 Teğmen, 16 sınır memuru, 12 Astsubay ve 4 erbaş bulunmaktaydı. Esir askerlerin sayısı da 1150 idi. Ölü düşman askeri 1110 olarak tesbit edildi. Bunun yanı sıra ele geçen silah ve cephane de şöyle idi: Faydalanılabilecek 337 top, tamire muhtaç 339 top, pek çok miktarda makineli tüfek, her türlü mermi ve mühimmat ve diğer harp aletleri, projektörler vs. Esirler arasında Harbiye Nazırı Aramatof, Genel Kurmay Başkanı Vekilof, Kars Kale Grup Komutanı Primof ve bir de sivil bakan vardı. Bütün bu esir askere, ele geçen ganimete ve en önemlisi Kars gibi stratejik ve modern bir kaleyi almaya karşılık Türk tarafı çok az zayiat vermişti; 9 şehid, 47 yaralı.
31 Ekim 1920'de Kars telgrafhanesinden Ankara'da Milli Müdafaa Vekili Fevzi (Çakmak) Paşa ile görüşen Kâzım Karabekir Paşa, Kars'daki ganimetlerin 10 yıl İstiklal Harbi'nin devamına yetecek derecede çok olduğunu bildirdi. Kars muzafferiyetinden sonra Kâzım Karabekir Paşa, Ferikliğe yükseltildi. Kars kalesinin milli kuvvetler tarafından alınması üzerine Mustafa Kemal Paşa, Kâzım Karabekir Paşa'ya gönderdiği telgrafında "Kars gibi bir kalenin zaptı her milletin tarihinde nadir olan fevkalade bir askeri başarıdır " diyerek kendisini tebrik etti.
Kâzım Karabekir Paşa, bundan sonra da durmayarak Ermenileri takip etmek için 3 Kasım'da Gümrü üzerine harekete geçti. 5 Kasım'da karargâhı ile birlikte Petsepaviesk'e geldi. Aynı günün akşamına kadar Ermeni birliklerini Gümrü'nün batı sırtlarına kadar tard etti.
7 Kasım'da Ermeniler, sulh şartlarını kabul ederek Gümrü'yü teslim ettiler. Ertesi gün Gümrü'ye giden Kâzım Karabekir Paşa, Dışişleri Bakanlığı'nın mütareke şartlarını içeren notasını Ermeni Hükümeti'ne gönderdi. Fakat, Ermeniler mütareke şartlarını ağır bulduklarından, 10 Kasım'da barışa yanaşmayacaklarını bildirdiler. Bunun üzerine 11 Kasım'da karargâhını Gümrü'ye nakleden Kâzım Karabekir Paşa, şehrin doğu sırtlarında mevzilenen Ermenilere karşı taarruz hazırlığına girişti. Arpaçay'ın doğusundaki bazı yerleri zapt ettirdi. Sonuçta Ermeniler de, 12 Kasım'da Iğdır'ı boşaltarak Aras'ın kuzeyine çekilmek zorunda kaldılar.
14 Kasım'da Kâzım Karabekir Paşa'nın emriyle Ermeni mevzilerine karşı başlayan taarruz, neticesini bir kaç gün sonra verdi. 17 Kasım'da Ermeni Başkomutanı ve Hariciye Nazırı'nın mütareke şartlarının tamamını kabul ettiklerini bildiren mektubu geldi.
Kâzım Karabekir Paşa, bundan sonra mütareke şartı olarak Ankara'nın istediği 1000'er mermisiyle 2000 tüfek, 3 batarya seri ateşli, koşulu dağ topu, yine koşulu 40 makineli tüfeği Ermenilerden alıp, Doğu Cephesi'nin ilk zafer hediyesi olarak Batı Cephesi'ne gönderdi.
25 Kasım'da, Kâzım Karabekir Paşa'nın başkanlığındaki Türk heyeti ile Ermeni heyeti arasında Gümrü'de başlayan barış müzakereleri sonucunda Ermeniler, Sevr Antlaşması'ndaki imzalarını geri çektiklerini bildirdiler.
2/3 Aralık'ta da TBMM Hükümeti'nin uluslararası alanda ilk siyasi zaferi olan Gümrü Antlaşması imzalandı.
Gümrü Antlaşması, daha sonra Türk ve Ermeni hükümetleri tarafından tasdik edilecekti. Fakat imzadan bir gün sonra Ermenistan'da Bolşeviklik ilan edilip Ermenistan, Kızılordu'nun işgali altına girdiğinden bu tasdik gerçekleşemedi. Ancak, daha sonra 16 Mart 1921'de Rusya ile Moskova ve 13 Ekim 1921'de de Ermenistan ile yapılacak olan Kars Antlaşmaları Doğu sınırımız için esas kabul edilmiştir.
Doğu'da Türk ordusunun Kâzım Karabekir Paşa komutasında sağladığı bu askeri ve siyasi zaferler Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa tarafından takdirle karşılandı. İsmet Paşa'nın 28 Kasım'da Kâzım Karabekir'e gönderdiği mektup, Batı Cephesi'ndeki durumu ve Doğu'da kazanılan zaferin ne kadar ehemmiyetli olduğunu bütün açıklığı ile ortaya koyuyordu. İsmet Paşa mektubunda şöyle diyordu: " ... Şark harekâtı bizi ve davamızı ihya etti. O kadar sıkılmış idik, o kadar daralmış idik ki, vaziyetin nefes alacak bir menfeze ihtiyac-ı kat'îsi vardı. Allah'ın inâyetiyle bunu sen kemâl-i muvaffâkiyet ve intizam ile açtın. (......) Bilhassa Mustafa Kemal şükrânını izhâr ve ifade için ne yapacağını bilmiyordu. Herkes böyle idi". İsmet Paşa mektubunun son kısmında da şunları kaydediyordu: " Mâahâza, Şark, nazik bir safhaya girmiştir. Mümkün olur da bu cihet bir neticeye ererse, necat yolu fiilen açılmış olur ".
Bundan sonra Kâzım Karabekir Paşa, Gürcülerin elinde bulunan diğer Türk beldelerini geri almak için uygun fırsat kolladı. Bir yandan da askerî hazırlıklarını ikmâl ediyordu. 23 Şubat 1921'de şartların elverdiğini gören Karabekir Paşa, Ardahan'ı zabt ettirdi. Bundan sonra da Borçka ve Artvin'i savaşsız ele geçirdi. Böylece, Üç Sancak (Çürüksu-Acara-Batum hariç) bölgemizin kurtuluşu tamamlanmış oldu. TBMM Hükümeti ile Bolşevik Rusya arasında imzalanan Moskova Antlaşması ile Türkiye'nin bugünkü Doğu sınırı tesbit edildi. Bu antlaşmanın 15. ve 16. maddelerine göre, Türkiye ile Kafkas Cumhuriyetleri arasındaki sınır Kars'da yapılacak ikinci bir antlaşma ile belirlenecekti.
Sonuç
15. Kolordu komutanı Kâzım Karabekir Paşa'nın, 1920 Sonbaharı'nda Ermenileri mağlup ederek kazandığı bu askeri zafer, Milli Mücadele'nin ilk askeri zaferi olmuştur. Bu zaferle Doğu Anadolu bölgesi üzerindeki Ermeni emelleri sona erdirilmiştir. Doğu Cephesi'nde Türk Ordusunun hakimiyeti sağlamlaşmıştır.
Bu zafer sonunda imzalanan Gümrü Antlaşması da, Anadolu'daki Milli Mücadele hareketinin uluslararası alandaki ilk antlaşması, ilk siyasi zaferi olmuştur. Nitekim Atatürk, Nutuk'da Gümrü Antlaşması için şunları söylemektedir: " Bu muahede ile düşmanlarımızın hayalhânesinde kendisine ta Harşit vadisine kadar olan Türk ülkeleri bahşedilmiş olan Ermenistan, Osmanlı Devleti'nin 1877 seferi ile kaybetmiş olduğu yerleri bize, Hükümet-i Milliye'ye terkederek dava haricine çıkarılmıştır ".
Doğu'da kazanılan bu zaferle Doğu Cephesi, artık güvenilir hale geldiğinden Kâzım Karabekir Paşa, bundan sonra Batı Cephesi'ne asker, silah ve cephane sevkine başlamıştır. Kâzım Karabekir Paşa, bu amaçla 4 Ağustos 1921'de Sarıkamış'dan 3. Tümen ile Kars'dan 12. Tümeni, Batı Cephesi'ne göndererek bu birliklerin Sakarya Muharebesi'ne katılmasını sağlamıştır. Ayrıca, Kağızman ve Sarıkamış'da bulunan 11. Tümen ile Erzincan'daki 13. Tümeni de Batı Cephesine göndermiştir ki, 11. Tümen, 5. Tümen adını alarak Büyük Taarruza katılmıştır.
DİPNOTLAR
* Dr., Araştırma Görevlisi, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü.
Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya. XVIII. Yüzyıl Sonundan Kurtuluş Savaşı’na Kadar Türk-Rus Ilişkileri (1798-1919), Ankara 1970, s. 461. Erzincan Mütarekesi hakkında geniş bilgi için bkz; Nurcan Yavuz, “Erzincan Mütarekesi’nin Türk Tarihi’ndeki Yeri ve Önemi”, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tarih Araştırmaları Dergisi, XVII/28, Ankara 1996, s. 207-232; Stefanos Yerasimos, Türk-Sovyet İlişkileri, Ekim Devriminden Milli Mücadele’ye, İstanbul 1979, s. 38-40; Akif Tural, Erzincan Mütarekesi’nden Brest-Litovsk’a (Aralık 1917- 3 Mart 1918), İ.Ü., Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, Van 1991. Brest-Litovsk Andlaşması hakkında geniş bilgi için bkz; Sümer Kılıç, Brest-Litovsk Müzakereleri ve Barışı, Atatürk Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Erzurum 1995. Fahri Belen, Birinci Cihan Harbi’nde Türk Harbi. 1918 Yılı Hareketleri, Cilt: V, Ankara 1967, s. 150. Kurat, a.g.e., s. 461. Kâ zım Karabekir, Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik? Erzincan ve Erzurum’un Kurtuluşu, Cilt: 3, İstanbul 1994, s. 65. Yakup Şevki Paşa’nın askeri faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi için bkz; Selma Yel, Yakup Şevki Paşa ve Askeri Faaliyetleri, Ankara Üniversitesi Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara 1990. Fahri Belen, a.g.e., s. 150-151. Kurat, a.g.e., s. 466. Karabekir, a.g.e., s. 83-91; Cemalettin Taşkıran, Kâ zım Karabekir Paşa. Askeri Hayatı ve Komutanlığı, Ankara 1993, s.30. Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3ncü Ordu Harekâ tı, Cilt:II, Ankara 1993, s.445-447. Karabekir, a.g.e., s. 203-211. 3 ncü Ordu Harekâ tı, s. 470-473. Fahri Belen, a.g.e., s. 151-152. 3 ncü Ordu Harekâ tı, s. 480-484. 3 ncü Ordu Harekâ tı, s. 489-504. Bölgedeki Ermeni mezalimi hakkında o günleri yaşayan birinin müşahedeleri için bkz; Fahrettin Erdoğan, Türk Ellerinde Hatıralarım, Yeni Matbaa, 1954, s. 146-157. Türk Ordusunun Sarıkamış ve Kars civarındaki bu harekâ tı için ayrıntılı bilgi için bkz; Karabekir, Birinci Cihan Harbi’ni Nasıl Idare Ettik? Sarıkamış, Kars ve Ötesi, Cilt: 4, İstanbul 1995, s. 11-222. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kâ zım Karabekir (Kendi Eserleri, Haltercümeleri ve Arşiv Belgeleri’ni Göre), Ankara 1991, s. 18. Kurat, a.g.e., s. 473. 3 ncü Ordu Harekâ tı, s. 509. Kâ zım Karabekir, a.g.e., s. 244. Kâ zım Karabekir, a.g.e., s. 247-258. Karabekir, a.g.e., s.346-347. Kurat, a.g.e., s. 477. Fahri Belen, a.g.e., s. 163-164. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Bâ b-ı Ali Evrak Odası (BEO), nr. 338970 Fahri Belen, a.g.e., s. 164. E. Aysan, Büyük Harpte Iran Cephesi, Cilt: III, (111 Sayılı Askeri Mecmua Lahikası), İstanbul 1938, s. 23. Fahri Belen, a.g.e., s. 165. BOA, BEO, nr. 339139. Fahri Belen, a.g.e., s. 166. Fahri Belen, a.g.e., s. 167. Osmanlı ve Ermeni Heyetleri arasında yapılan protokoller hakkında geniş bilgi için bkz; Karabekir, a.g.e., s. 304-326. Karabekir, a.g.e., s. 327. E. Aysan, Büyük Harpte Iran Cephesi, s. 34-36. E. Aysan, a.g.e., s. 44-46. E.Aysan, a.g.e., s. 46. Karabekir, a.g.e., s. 328. E.Aysan, a.g.e., s. 48-49. Karabekir, a.g.e., s. 328. Kâ zım Karabekir’in yaptığı bu teklifler yerine getirilmiş olsaydı o gün için Azerbaycan ile Nahçıvan’ın bağlantısı sağlanmış olacak ve Türk ordusunun daha sonra Azerbaycan içerisinde girişeceği askeri harekâ t belki başka boyutlar kazanacaktı. Fakat, askeri ve stratejik kazançlarından daha da önemlisi doğu Türklüğü ve batı Türklüğü arasındaki coğrafi kopukluk ortadan kalkacaktı. Bu durumun da siyasi ve askeri hadiselere yansıması muhakkak ki farklı olacaktı. Hüseyin Cavid’in biyografisi için bkz; Süleyman Tekiner, “Azerbaycan’ın Mağdur Ünlü Şair Dramaturgu Hüseyin Cavid”, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 54, Haziran 1988, İstanbul, s. 97-116; Mustafa Hakkı Türkekul, Azerbaycanlı Türk Şairi Hüseyin Cavid (Doğumunun 80. Yıllığı Münasebetiyle), İstanbul 1963. Nahcivan’lı şair ve yazar Latif Hüseyinzade Beyefendi ile 29 Ekim 1995 tarihinde Kars’ta yapılan görüşmede bize anlattıklarından. 1903 doğumlu olan Latif Hüseyinzade, Karabekir’in teftiş ettiği okulda o tarihte öğrencidir. Latif Hüseyinzade ile yapılan görüşmede anlattıklarından. Latif Hüseyinzade Beyefendi, ayrıca şunları da bize anlattı: “ Kâ zım Karabekir Nahçıvan’a öğle üzeri girdi. Cavid Bey, Rüştü Bey çıkış etti. Kurbanlar kesildi. Dualar edildi”. Bu mektubun aslı Latif Hüseyinzade’de bulunmaktadır. Bana bir kopyasını vermek lutfunda bulunduğu için kendisine burada teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Latif Hüseyinzade Beyefendi’nin anlattıklarından. Ali Arslan, “I. Dünya Savaşı Sonunda Nahçıvan’da yapılan Milli Mücadele ve Bugünkü Nahçıvan’ın Statüsünün Oluşumu”, Fahri Belen, a.g.e., s. 168-169. Yunus Nadi, “Bulgaristan’ın Mütareke ve Müsalaha Teşebbüsü”, Yenigün, 29 Eylül 1918; “ Bulgar Gediği: Münferid Mütareke ve Müsalaha”, Yenigün, 30 Eylül 1918. Karabekir, a.g.e., s. 329. 1918 yılı Eylül ayı içinde Padişahın iradesi ile yapılan bir değişiklik neticesinde Başkomutanlık Vekâ leti unvanı, Başkomutanlık Erkâ nıharbiye Reisliği adını almıştı. (Fahri Belen, a.g.e., s. 169) Fahri Belen, a.g.e., s. 170. Ahmet Ender Gökdemir, Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti, Ankara 1989, s. 35-36 ve 45. BOA, DH/İ.UM, 20-20/13-27, Lef 3-4. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz; Ahmet Ender Gökdemir, a.g.e., s. 45-62. BOA, BEO, nr.341351. BOA, DH/I.UM, 20-18/12-3. Erzurum Valisi Münir Bey’in Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği 25 Kanun-ı evvel 1918 tarihli şifresi. E. Aysan a.g.e., s. 62 Latif Heseyinzade ile yapılan görüşme notlarından. Kâ zım Karabekir, Istiklâ l Harbimiz, İstanbul 1988, s. 7; Abdullah Paşa ile yapılan bu görüşmede daha sonra Karabekir, şu hususa dikkat çekmiştir: “Yapılanların (Ermenilerin Müslümanları katletmesi) fotoğraflarını 1918 başlarında kurtarma ve ileri harekâ tında karargâ htan aldırmış ve İstanbul’a da göndermiştim. Doğu memleketlerimiz yakılarak viraneye çevrilmiş, halkı yığın yığın cesetler halinde bulunmuştur. Gazetelerimizin neden aydınlatılmadığını sordum. Abdullah Paşa hayretle, ‘Bunlardan hiç haberim yok, söylediklerini yaz da Meclis-i Vükelâ ’ya okuyayım. Elimizde de bir vesika bulunsun’ dedi. Karabekir, aynı yer. Kâ zım Karabekir, Birinci Cihan Harbini Nasıl Idare Ettik?, Cilt:4, s.340-341. Karabekir, a.g.e., s.342-356.*
Dr., İstanbul †niversitesi Edebiyat FakŸltesi Tarih BšlŸmŸ Araştõrma Gšrevlisi. Tevfik Bõyõklõoğlu, "Mondros MŸtarekenamesinde Elviye-i Sel‰se İle İlgili Yeni Vesikalar", Belleten, C. XXI, Ekim 1957, Sayõ: 84, s. 570. Osmanlõ ordusunun MŸtareke'nin imzalandõğõ s õrada Doğu Cephesi'ndeki durumu hakkõnda geniş bilgi iin bkz; TŸrk İstiklal Harbi, Mondros MŸtarekesi ve Tatbikatõ I, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik EtŸt Başkanlõğõ Yayõnlarõ, Ankara 1992, s. 222-23. Tevfik Bõyõklõoğlu, a.g.m., s. 573-576. Mondros MŸtarekesi ve Tatbikatõ I. s. 225-235. TŸrk İstiklal Harbi Doğu Cephesi 1919-1921 III.Cilt, (Doğu Cephesi), Gnkur. Bşk. Harb Dairesi Yay. Ankara 1965, s. 62. (9. Ordu Komutanõ Yakup Şevki Paşa'nõn 29 Kasõm ve 27 Aralõk 1918 tarihlerinde Harbiye Nezareti'ne gšnderdiği raporlardan). Aynõ eser, s.70. 335, 36 Seneleri Kafkasya'da İslamlara Karşõ İcra Olunduğu TebeyyŸn eden Ermeni Mezalimi, (1919-20 Seneleri Ermeni Mezalimi), TŸrkiye BŸyŸk Millet Meclisi HŸkŸmeti, Şark Cephesi Kumandanlõğõ, ... Şubesi, Kars 1921, s. 1. Ayrõca bkz: M. Fahrettin Kõrzõoğlu, Kars İli ve ‚evresinde Ermeni Mezalimi, Ankara 1970, s. 97. BOA. DH-KMS. 53-3/64, Lef-4. GŸrsoy Solmaz, Yaşayanlarõn Dilinden Erzurum-Sarõkamõş-Kars'ta Ermeni ZulmŸ (1918-1920), Van 1995, s. 21-22. Harp Tarihi Vesikalarõ Dergisi (HTVD), Yõl:3 Aralõk 1954, Sayõ:10, Belge No: 247. K‰zõm Karabekir, İstikl‰l Harbimiz, İstanbul 1988, s. 287. 1919-20 Seneleri Ermeni Mezalimi, s. 2. 9. Ordu Kõtaat MŸfettişi Mustafa Kemal imzasõyla Havza'dan 11 Haziran 1919 tarihinde Harbiye Nezareti'ne gšnderilen şifre; HTVD, Yõl:2, Haziran 1953, Sayõ:4, Belge No: 83; Arşiv Belgelerine Gšre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi II 1919, Osmanlõ Arşivi Daire Bşk. Yay., Ankara 1995, s. 3-4 (Dahiliye Nezareti'nden Hariciye Nezareti'ne gšnderilen 4 Ocak 1919 tarihli tezkire, BOA.HR.SYS.M†, 1/13059-26, 1919 I 9). Dahiliye Nezareti'nden Erzurum Vilayeti'ne 12 Ocak 1919 tarihinde gšnderilen şifre; BOA, DH-ŞFR, 95/106. Bu dšnemde Ermeniler, mŸslŸmanlara yšnelik vahşet ve tecavŸzlerini o kadar artõrmõşlardõr ki, insanlarõn azalarõnõ keserek vŸcutlarõnda atõklarõ ceplere koyup gšzlerini oymuşlardõr. Buna šrnek olarak şu iki hadiseyi zikredebiliriz: "Kağõzmanlõ Kadõ'nõn oğlu Aziz Efendi yanõnda bir arkadaşõ ve ailesi ile Kars'a giderken Tiknis ile Ağadeveler arasõnda, Ermeniler bunlarõn ellerini kesip yanlarõnda vŸcutlarõnõ delerek atõklarõ ceplere ve burunlarõnõ, kulaklarõnõ ve dudaklarõnõ kesip gšğŸslerine atõklarõ ceplere koymuşlar ve gšzlerini oyup õkarmõşlardõr. İki kadõna da şen'i muameleler icra ve namusuna tecavŸzden sonra katletmişlerdir. Kağõzman eşrafõndan Mustafa Efendi zade Aslan Bey ile zevcesi Nine Hanõm, eşraftan İsmail zade Ahmet Efendi ve refakatlerinde İslam muhiplerinden Halatyan Nazar olduğu halde Kağõzman'dan Kars'a giderken (15 Temmuz 1919'da) bir Ermeni karakolu šnŸnden geerken şose ŸstŸnde Ermeniler Ÿzerlerine hŸcum ederek dšrdŸnŸ katlederler. Burun ve kulaklarõnõ keserler. Vak'adan haberdar olan Kağõzman Ermeni memurlarõ, Aslan Bey ve refiklerinin cesetlerini kasabaya aldõrõrlar ve kasabada gezdirerek ahaliye teşhir ederler. Bu vak'ayõ gšren Kağõzman ahalisinden bir kõsmõ eşya, erzak ve emvalini bõrarak firar ederler. Ermeniler bu fõrsattan istifade ederek Kağõzman'da İslamlarõn emval ve eşyasõnõ yağma ederler". 15. Kolordu Komutanlõğõ'nõn 16 ve 17 Temmuz 1919 tarihli tezkiresi; BOA, DH-KMS, 53-3/15, Lef: 22-23. K‰zõm Karabekir, a.g.e., s. 291; Arşiv Belgelerine Gšre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi II 1919, s.80-86. Arşiv Belgelerine Gšre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi II 1919, s. 4-8 (Doktor Hacõzade Esed, ‚õldõr Şurayõ Milli Cemiyeti Reisi Hacõ Nebizade, ahaliden 12 ve diğer 8 kişi imzalõ 25 Ocak 1919 tarihli Erzurum Ordu Kumandanlõğõ'na arz, BOA.HR.SYS.HU. 136, 1919 I 25). 1919-20 Seneleri Ermeni Mezalimi, s. 2-3. BOA, DH-KMS, 53-2/104, Lef-11. 15. Kolordu Komutanõ K‰zõm Karabekir'den 21 Temmuz 1919 tarihinde Harbiye Nezareti'ne gšnderilen şifre; HTVD, Yõl:3, Aralõk 1954, Sayõ:7, Belge No:149. 335 Senesi Temmuz Ayõ Zarfõnda Kafkasya'da İslamlara Karşõ İcra Olunduğu Haber Alõnan Ermeni Mezalimi, ( 1919 Senesi Ermeni Mezalimi), Osmanlõ Erk‰n-õ Harbiye-i Umumiye Dairesi, İstanbul (1919), s. 4. M. Fahrettin Kõrzõoğlu, Karakurt isminin yanlõş olduğunu, doğrusunun Karakurut olduğunu ve bu şekilde kullanõlmasõnõn gerektiğini savunmaktadõr. Bu alõşmada, kelimenin yaygõn kullanõş şekli olan Karakurt tercih edilmiştir. Kõrzõoğlu'nun, kelimenin Karakurut şeklindeki kullanõmõ iin bkz; M. F. Kõrzõoğlu, Milli MŸcadele'de Kars, I. Kitap Belgeler, İstanbul 1960, s. 75. K‰zõm Karabekir, İstikl‰l Harbimiz, s. 287. Karabekir, a.g.e., s. 63. BOA, DH-KMS, 53-2/104, Lef-13. Karabekir, a.g.e., s. 287. BOA, DH-KMS, 53-3/104. Karabekir, a.g.e, s.287-288. Karabekir, a.g.e, s. 288. 1919 Senesi Ermeni Mezalimi, s. 5. Ayrõca bkz; M. F. Kõrzõoğlu, Milli MŸcadele'de Kars, s. 75. Karabekir, a.g.e, s. 68. Ayrõca bkz; Arşiv Belgelerine Gšre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi II 1919, s.79-80. 1919 Senesi Ermeni Mezalimi, s. 4. Ayrõca bkz; Arşiv Belgelerine Gšre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi II 1919, s. 27, 59. Karabekir, a.g.e., s. 288. 15. Kolordu Komutanõ K‰zõm Karabekir'den Narman'daki 29. Alay 3. Tabur Komutanõ Yusuf Ziya Bey'e gšnderilen şifre; HTVD, Yõl:3, Mart 1958, Sayõ: 23, Belge No: 587. Karabekir, a.g.e., s. 288-290. 1919 Senesi Ermeni Mezalimi, s. 7. BOA, DH-KMS, 53-3/64, Lef-5. Karabekir, a.g.e., s. 130. Karabekir, a.g.e., s. 290-291. 15. Kolordu Komutanõ K‰zõm Karabekir'in 27 Ağustos 1919 tarihinde Dahiliye Nezareti'ne gšnderdiği tezkire; BOA, DH-KMS, 49-2/50, Lef-3-4; Ayrõca bkz; Doğu Cephesi, s. 71. Elazõğ Valisi Galip Bey'in Dahiliye Nezareti'ne 23 Ağustos 1919 tarihinde gšnderdiği şifre; HTVD, Yõl:3, EylŸl 1954, Sayõ:9, Belge No:199; Ayrõca bkz; HTVD, Yõl:3, Aralõk 1954, Sayõ:10, Belge No:238. Karabekir, a.g.e., s. 288-291. (25 EylŸl 1919'da Amerikan Heyeti'ne Verilen Rapor'dan) 1919 Senesi Ermeni Mezalimi, s. 4-5. 1919 Senesi Ermeni Mezalimi, s. 7. Karabekir, a.g.e, s. 289. BOA, DH-KMS, 53-3/64, Lef-5. 1919-20 Seneleri Ermeni Mezalimi, s. 5. Karabekir, a.g.e, s. 64. Karabekir, a.g.e, s. 285. Arşiv Belgelerine Gšre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi II 1919, s.79-80. Karabekir, a.g.e, s. 286. Karabekir, a.g.e, s. 291. Sarõkamõş İnšnŸ Mahallesi'nde oturan 1323 (1907) doğumlu Şevket oğlu Hacõ Lezgi Uray'õn anlattõklarõndan; GŸrsoy Solmaz, Yaşayanlarõn Dilinden Erzurum-Sarõkamõş-Kars'ta Ermeni ZulmŸ (1918-1920), s. 22-23. BOA, DH-KMS, 53-4/17. Karabekir, a.g.e, s. 295-296. 1919-20 Seneleri Ermeni Mezalimi, s. 1. M. F. Kõrzõoğlu, Kars İli ve ‚evresinde Ermeni Mezalimi, s. 97.* Bu alõşmanõn konusu, 1919 yõlõ ve Kars ve evresi ile sõnõrlandõrõldõğõ iin, aynõ yõl ve diğer yõllar başka bšlgelerde (Nahcivan, Batum, Erivan, Ahõska bšlgeleri) vuku bulan katliam ve tecavŸzler başka bir alõşmamõzda ele alõnacaktõr.
K‰zõm Karabekir'in Ermeniler Ÿzerine olan harek‰tõ hakkõnda geniş bilgi iin bkz; Muhammed Erat, "K‰zõm Karabekir Paşa'nõn Ermeniler †zerine Harek‰tõ (1920)", Kafkas Araştõrmalarõ, Sayõ: II, İstanbul 1996, s. 93-105.*
Dr., İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Araştırma Görevlisi. Tevfik Bıyıklıoğlu, "Mondros Mütarekenamesinde Elviye-i Selâse İle İlgili Yeni Vesikalar", Belleten, C.XXI, Ekim 1957, S.84, s.570. Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz, İstanbul 1988, s.1. Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı sırada Osmanlı Ordusunun Doğu Cephesindeki durumu hakkında geniş bilgi için bakınız, Türk İstiklal Harbi ve Mondros Mütarekesi Tatbikatı I, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları Ankara 1992, s.222-23. (Yazarı Tevfik Bıyıklıoğlu olan ve ilk baskısı 1962'de yapılan eserin bu ikinci baskısı Tevfik Ercan tarafından revizyonu yapılarak yayınlanmıştır.) Tevfik Bıyıklıoğlu, a.g.m., s.573. Tevfik Bıyıklıoğlu, a.g.m., s.574-576. Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı I. s.225-235. Kars İslâm Şûrâsı ve Milli Şûrâ Hükümeti hakkında geniş bilgi için bkz. Ahmet Ender Gökdemir, Cenûb-i Garbi Kafkas Hükümeti, Ankara 1989, s.63-96. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi, C. I, İstanbul 1953, s. 557-558. Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı , s.242-245. BOA, DH. KMS, 53-3/15, Lef-8. 27 Temmuz 1919 tarihli Erzurum Vali Vekili Kadı'nın Dahiliye Nezareti'ne gönderdiği tezkire. BOA, DH. KMS, 53-3/15, Lef-10. BOA, DH. KMS, 53-3/15, Lef-19. BOA, DH. KMS, 53-2/88, Lef-2. 13 Ağustos 1919 tarihli Van Valisi Haydar Bey'den Dahiliye Nezareti'ne gönderilen şifre; Ayrıca bkz, BOA, DH.KMS, 54-2/11. 31 Temmuz 1919 tarihli Vali Haydar Bey'den Dahiliye Nezareti'ne gönderilen şifre. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi (HTVD), Yıl 3, Eylül 1954, S. 9, Belge No 200; 15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir'in 26 Ağustos 1919 Tarihli Harbiye Nezareti'ne gönderdiği Şifre. 1919 ve 1920 yılı içinde bu bölgelerde yapılan Ermeni katliamları hakkında geniş bilgi için bkz; Osmanlı Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi, 335 (1919) Senesi Temmuz Ayı Zarfında Kafkasya'da İslamlara Karşı İcra Olunduğu Haber Alınan Ermeni Mezalimi, 1919; ve 335, 36 (1919, 1920) Seneleri Kafkasya'da İslamlara Karşı İcra Olunduğu Mübeyyin Olan Ermeni Mezalimi, Kars 1337 (1921). HTVD, Yıl 7, Aralık 1958, S.26, Belge No: 667. (Hüsamettin Tugaç) Türk İstiklal Harbi Doğu Cephesi (1919-21) C.III, Gnkur. Bşk. Harb Tarihi Dairesi Resmi Yayınları Seri No:1 Ankara 1965, s.57-58 Doğu Cephesi, s.58-59 Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz (İH), s.638. Kâmuran Gürün, Türk-Sovyet İlişkileri (1920-1953), Ankara 1991, s.32-34. Mektubun Lenin'e Mustafa Kemal Paşa tarafından gönderilip gönderilmediği hakkındaki tartışmalar için bkz. A.N. Kurat, "Kurtuluş Savaşının Başlarında Mustafa Kemal Tarafından Lenin'e Yazıldığı İddia Edilen Bir Mektubun Mevcut Olmadığı Anlaşıldı", Türk Kültürü, C.IX, No:97, Kasım 1970, s.26-28. Türkiye Dış Politikasında 50 Yıl, Kurtuluş Savaşımız (1919-1920), Ankara 1973 (Dışişleri Bakanlığı Yayınları), s.67; Selahattin Tansel, Mondros'tan Mudanya'ya Kadar, C.III, İstanbul 1991, s.252. Kâzım Karabekir, İH, s.684-688. Kâzım Karabekir, İH, s.698-700. Kâzım Karabekir. İH, s.744. Doğu Cephesi, s.92, 273. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk II, Ankara 1987, s.486. 25 Karabekir, İH, s.750-751, 768-774. Mehmet Saray, Atatürk'ün Sovyet Politikası, İstanbul 1987, s.26-27; Kurtuluş Savaşımız, s.64-65; K. Gürün, a.g.e., s. 51-53. Mehmet Saray, a.g.e., s.27-28; Kurtuluş Savaşımız, s.67-73 Doğu Cephesi, s.139-141. Doğu Cephesi, s.142-144. Firuz Kazemzadeh, The Struggle For Transcaucasia (1917-1921), New York 1950, s.288. Kâzım Karabekir, İH, s.848-859; Doğu Cephesi, s.148-204. Türk İstiklal Harbi'ne Katılan Tümen Ve Daha Üst Kademelerdeki Komutanların Biyografileri, Ankara 1989, s. 177. Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1918-1938, Ankara 1988, s. 210.Karabekir, İH, s.861.
Muhammed Erat, Kâzım Karabekir, İstanbuul 1995, s, 61.
İsmail Soysal, Türkiye'nin Siyasal Antlaşmaları (1920-1945) C. I, Ankara 1983, s. 17-23; Nutuk, II, s. 488; Mim Kemal Öke, Ermeni Sorunu, 1914-1923, Ankara 1991, s. 176; İzzet Öztoprak, Türk ve Batı Kamuoyunda Milli Mücadele, TTK, Ankara 1989, s.128. Kâzım Karabekir, İH, s. 862. Nutuk II, s. 488. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kâzım Karabekir, Ankara 1991, s. 35-36., Doğu Cephesinden Batı Cephesine gönderilen asker, silah ve cephane hakkında ayrınıtlı bilgi için bkz; Türk İstiklal Harbi, İdari Faaliyetler, C. VII, Ankara 1975, s.251-262, 305-311, 339-344, 396-399.