[Ana Sayfa] [Amaç] [Fotoğraflarla Gerçekler] [Çalışma Odası] [Strateji] [İletişim Odası]

TALAT PAŞA’YA ATFEDİLEN ANDONIAN BELGELERİ SAHTEDİR

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Türk Tarih Kurumu’nun Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından yazılan en son bir yayını (1983), sözde ‘Talat Paşa Telgrafları’nın ilmi bir değerlendirmesi olarak ‘Ermeni Sorunu’nun doğru değerlendirilmesi için çok önemlidir. Fevkalade bilginlik eseri olan bu çok önemli kitap, birtakım Ermenilerın ve benzeri düşünceli yabancı yazarların birçok argümanlarının temeli olarak hizmet etmiş olan Aram Andonian’ın kitabının İngilizce ve Fransıca yayınlarında gösterilen belgeleri ciddi olarak incelemektedir. Bu muazzam Türkce kitap mevzubahis konunun en önemli yanını aydınlatmaktadır.Şimdi hiçbir yorumcu bu kitabı okuyup onu gerekli dikkatle incelemeden iddilarını sağlam bir zemine oturtamaz. Son altmışüç yıldır bir grup Ermeni yazar tarafından öne sürülen argümanların artık tekrar edilebileceğini sanmıyorum. Tüm ilgililere şunu bildirmeyi ahlaki bir mecburiyet sayıyorum: bu cildin 344 sayfasında sunulan önemli delilleri görmeden ‘Talat Paşa Telgrafları’nı daha önce yapıldığı şekilde değerlendirmek artık mümkün olmayacaktır.

Küçük fakat yine de önemli detaylara girmeden önce kitaptaki delili, "Andonian ‘belgeleri’nin sahte olduğu iddiasına işaret ediyor” diye özetliyebilirim.

İlk kez 1920’de basılan ‘belgeler’ bazı çevrelerce 1915’deki Ermeni ölümlerinde Osmanlı İmparatorluğunun derin ilişkisi olduğu iddiasının ‘kanıtı’ olarak kullanılmışlardır.

Aram Andonıan, Suriye-Halep’de Rehabilitasyon Dairesinde çalışan Naim Bey adında önemsiz bir Osmanlı yetkilisinden bu yazıları (Talat Paşanın emirleri olduğu varsayılanlar dahil) elde ettığı ıddia edilen ve o güne dek az tanınan bir Ermeni idi. Bu yazılara dayanılarak yazılan eser Paris, Londura ve Boston’da yayınlandı. Yeni Türkce yayın bu sözde belgelerin her birini şekil ve içerik yönünden itina ile inceliyor ve sahte olduklarını öneriyor. Sahte belge düzmesi tarihte az rastlanan bir olay değildir. ‘Hıtler Günlükleri’nin sahteliği son zamanlarda birkaç hafta içinde kanıtlanmıştı.1920lerin başında İngiltere’de ortalığı karıştıran sözde ‘Zinoniev Telgrafı’ şimdi düzmece olarak kabul ediliyor.

Andonıan’ın eserinin İngilizce nüshası (84 sayfa) 48 ve Fransızca nüshası (168 sayfa) da 50 böyle ‘belge’ içeriyor. Kitabın hangi kısımlarının Naım Beyın ‘Hatıraları’ ve hangılerinin Andonıan kendi tertibi olduğunu tespit etmek zordur, çünkü İngilizce nüshada Naım Beyin hatıraları olarak sunulan birkaç sayfa Abdonıan’ın kendi yazısı gibi görünüyor. Her ne kadar kitap meçhul bir Osmanlı yetkilisi (hiç yaşamamış da olabilir) nin işbirliğinden ve diğer bir tanınmamış Ermeni’nin yazarlığından bahsetse de, birkaç dilde yayınlanması (özellikle de Türkiye’nin ölüm kalım mücadelesi verdiği bir dönemde-1920) büyük bir ihtimal ile kitabın koordineli bir uğraşın eseri olup kişisel bir atılım olmadığına işaret ediyor. Kitap bütün Türk ulusunu mahkum ediyor ki bu sosyolojik yönden çürük ve akademik yönden de geçersizdir. Kitapta ve 10 Haziran 1920 tarihli bir mektupta yazar Andonian ‘belgelerin’ kendisine ‘insancıl’ bir Türk tarafından bedava verildiğini (Naim Bey tüm para tekliflerini reddediyor) belirtirken, ayni yazar İsviçre’de yaşayan bir Mary Terzian’a gönderdiği 26 Temmuz 1937 tarihli mektubunda Ermenilerin aldıkları her ‘belge’ için Türkü ödediklerini açıklıyor- ve Naim Bey bu kez bir alkoholik, kumarbaz, paraya aşık ve tamamen ahlaksız olarak tarif ediliyor. Eğer daha sonraki tarif doğru ise, Andonian neden doğrusunu anlatmak için onyedi yıl bekledi? Olabilir de gerçekci bir tarif ‘hatıratın’ ve ‘belgelerin’ doğrulukları konusunda kuşku yaratacaktı. Andonian Naim Beyi değil de ‘belgelerin’ kabul edilebilirliğini korumaya çalışıyordu.

Andonıan ‘belgeleri’ Naım Beyden aldığı zaman konusunda iki farklı tarih veriyor. Kitabına göre bu İngilizlerin Halepi işgalinden sonra oluyor, 1937 tarihli mektubunda ise İngilizlerin Halep’e girişinden önce…Naim Beyin böyle ‘belgeleri’ yanında bulundurması konusunda da çelişkili nedenler öneriyor. Kitabında, ‘belgelerin’ Naim Beyin eli altında bulunduğunu ve o da kişisel sorumluluğu önlemek için yollar aradığını öneriyor; 1937 mektubunda ise Naim Beyin ‘belgeleri’ çalmış olduğunu ve onları paraya dönüştürmeye çalıştığını iddia ediyor.

Aynı ‘belgelere’ dayanan Fransızca Daşnak yayını (1981) ayrıca İngilizlerin Halebe girişinden sonra bir ermeni heyetinin Türk yetkililerden Ermeni nüfusunun aktarılması konusundaki arşivleri görmek için izin istediklerinden bahseder. İzin için neden Türklere gidildiğini anlamak güçtür çünkü o zaman böyle bir istek işgal kuvvetlerine ve daha büyük kolaylıkla yapılabilirdi. Muhtemelen Daşnak yayını 61 yıldan sonra Türk yetkililerini de ekleyerek daha fazla ‘nüfuz’ sağlamak istemiştir.

Ayrıca, Andonian Naim Bey ile 1916’nın başlarında tanıştığını yazıyor, fakat Naim Beyin ayni yılın ilk aylarında makamindan azledildiğini de yazıyor. Şimdi, Halep İngilizlerin eline Ekim 1918’de geçti, fakat Andonıan ‘belgelerin’ Naim Beyin ‘elinin altinda’ olduğundan sözetmişti. Eğer çok önce azledilmiş idi ise bu nasıl olabilir ya da onları daha sonra nasıl ‘çaldı’, özellikle de ayni Aandonıan Osmanlı hükümetinin Ermeni kıyımı ile ilgili tüm evrakları ortadan kaldırdığını iddia ettiğine göre? Andonıan’ın mantığına göre, bu konu ıle ilgili tüm belgeler imha edildiği halde azledilmiş bir küçük bürokrat bir hükümet binasına girer ve çok gizli ‘belgeler’ çalar!!

Okuyucunun ‘belgeleri’ neden ve nasıl kabul etmesi gerektiğini belirtmeden, Andonıan bahsi geçen belgelerin gerçek olduklarını iddia ediyor. Fakat yine de bu eksikliğin farkına varıyor ve 10 Hazıran 1921 tarihinde hukuk ile uğraştığı yıllarda Soghomon Tehlirian (Berlinde Talat Paşa’yı katleden şahıs)’a yazılan mektubunda bu ‘belgelerin’ orijinallerini gördüğü ve de ‘belgelerin’ bazılarının Halep Valisi Mustafa Abdülhalik Bey tarafından tasdik edildikleri konusunda ‘garanti’ veriyor.

Hemen başlangıçta belirtmek gerekiyor ki bazi yabancı çevrelerinin doğru olduğuna inandıklarının aksine bu ‘belgeler’de Talat Paşanın el yazısı ile veya imzaladığı kıyım emri bulunmuyor.

Andonian böyle bir bağlantıyı dolaylı olarak, Halep’te Naım Bey adında birisi tarafından verildiği veya satıldığı iddia edilen ‘belgeler’de bulunan Vali Mustafa Aabdülhalik’in ‘notları’ ve ‘imzaları’ vasıtası ile izah etmeye çalışır.

Akla gelen bir soru imzanın gerçekliği konusundadır. Andonıan bu soruya imzanın gerçekliğinin Halep’teki Ermeni Cemiyeti tarafından tespıt edildığını belirterek cevap verıyor. Halep’in İngilizler tarafından işgal edildiği ve daha sonra Fransızlara devredildiği ve her iki tarafın da ‘suçluları’ aradığı (Birkaç Osmanlı yetkilisi tevkif edilmişti bile) bilindiğine göre, neden Andonıan ve Haalep Ermeni Cemiyeti bu ‘uzmanlar komitesine’ İngiliz ve Fransız temsilcilerini de dahil ederek her ikisinin de bu önemli ‘buluş’ta vaktinde güçlü desteklerini almadılar? Muzaffer güçlerin tam aradıkları şey bu idi! Fakat belki de böyle bir soruşturma hiç gerçekleşmedi çünkü hiçbir zaman gerçekleşemezdi. O şartlar altında, ‘belgelerin’ gerçekliği konusunda soru Tehlirian’ın avukatları ile 1921de Berlinde yer alan ilk toplantıların ilkinde söz konusu oldu. Ermeni çevreleri bir Dr W. Rössler’in görüşüne güveniyorlardı. Dr Rössler Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ermeniler için derin sempatisi ile tanınan Dr Johannes Lepsius’un desteği ile , Almanya’nın Halep Konsolosu olarak atanmıştı. Fakat Dr W. Rössler bile, ‘belgelerin kitabın genel çerçevesi içinde gerçek oldukları ‘izlenimini’ yarattığını, fakat böylesi belgelerin gerçekliğinin nasıl tespit edildiğini bilmediğine ve de yazarın hislerinin etkisi altında olup objetif olamadığını anladığına göre bireysel telgraflar için ayni şeyi söylemenin zor olduğunu söyledi.

Andonian kendisi bile 26 Hazirn 1937 tarihli mektubunda Dr Rösslerin kitabını tarafsızlıktan yoksun bulduğunu kabul etti. Eserinin bir propaganda parçası olup tarihi bir eser olmadığını ve de Londuradaki Ermeni Bürosu ile Paristeki Ermeni Ulusal Konseyın yazısından istedikleri gibi serbestce faydalandıklarını itiraf ediyor. Kitabının yayınlanmasından yıllarca sonra Andonıan’ın bu bağlamda söyledikleri kitabını ve ‘belgeleri’ temelinden sarsıyor.

Ayrıca, birçok yabancı çevre, Talat Paşanın katili Tehlirianı yargılayan Alman Mahkemesinin Andonıan’ın Naim Bey ‘belgelerinin’ en azından birkaçının gerçek olduğunu kabul ettiğini ve hatta teyit ettiğini varsayıyor. Fakat duruşma kayıtları gösteriyor ki Mahkeme belgeleri ne delil olarak kabul etmiş ne de gerçek olduklarına hükmetmiş.

Tehlirianın avukatı Von Gordon ‘belgeleri’ geri çekti ve Savcı da sahte belgelerin kendisini yanıltamıyacağını ve yüksek rütbeli kişilerin imzalarını taşıyan sözde belgelerin daha sonraları düzme olduklarının nasıl kanıtlandığını bildiğini ifade etti.

Bu noktada iddia edilebilinir ki bu ‘belgeler’ hala daha Andonıan’ın kişisel eseri olma statülerini korumaktadırlar, özellikle de orijinallerinin hiçbiryerde bulunmadığı tespit edildiğine göre. 1937 yılı tarıhli mektubunda Andonian onların muhtemelen kaybolmuş olduklarını yazıyor.

Söz konusu ‘belgelerin’ birkaçı üzerinde imzası olduğu sanılan Vali Mustafa Abdulhalik savaştan sonra İngilizler tarafından Malta Adasına sürüldü. Beraat etti. Abdullah Nuri, Andonian ‘belgeleri’ üzerinde imzası görülen diğer bir Osmanlı yetkilisi, Malta’ya gönderilmedi bile.

Hemen savaş sonrasının sıcak atmosferinde işgalci İngilizlerin bile ciddiye almadığı bazı ‘belgeleri’ önemsemekle doğru harek etmiş olabilir miyiz? Andonıan ve arkadaşları tarafından özel olarak hazırlanmış olan ‘orijinallerin’ en azından bazıları daha sonra sahte olduklarının anlaşılmasını önlemek için imha edilmiş olabilirler mi?

‘Belgelerin’ kahramanı Naim Bey diye biri yaşadı mı? İstanbul’da Başbakanın arşivinde, İrade-i Seniye dosyalarında ve Resmi Gazetede yapilan araştırmalar bu isimde birinin Helep’de Rehabılıtasyon Dairesine atanması konusunda hiçbir delil ortaya çıkarmadı. Fakat ayni arşivlerde Andonian’ın bahsettiği isimlerin bazıları bulunuyor. Naim Bey’in hiç yaşamamış olasılığı yüksektir.Eğer yaşamış ise her halde çok küçük bir memur olması gerek zira Andonıan onun ‘tamamen önemsiz’ olduğunu belirtir. Fakat bu kadar önemsiz biri böylesi önemli ve çok gizli malzemeye nasıl ulaşabiliyor?

Andonian’ın ‘belgeleri’ kendisini ele veren vaka ile ilgili birçok yanlış, eksiklik ve çelişki ile doludur. Böyle hatalarından bir tanesi Rumi(Julıan) ve Miladi(Gregorıan) takvimler arasındaki farkı bilmemesinden kaynaklanır. Birinciden ikinciye değişmek için yıllara 584 günlere de 13 eklenir, şöyle ki Rumi 3 Eylüul 1331 Miladi 16 Eylül 1915.(Ta 1316 veya 1900’e kadar sadece 12 gün ekleniyordu.) Rumi yıl 1 Mart’ta başlıyor. Ocak ve Şubat son iki ay olduklarına göre 584+1 veya 585 eklenerek bulunur, şöyle ki örneğin 5 Ocak 1331 18 Ocak 1916 olur. Osmanlı İmparatorluğunda 1917’ye kadar Yeni Yıl 1 Mart idi. Ocak 1917de kabul edilen bir yasa 13 gün farkını kaldırdı fakat yıllar arasındakı farka dokunmadı. Miladi yıl sistemi 1925’de Cumhuriyet yılında benimsendi ve 1341 1925 oldu.

Bu sistemin inceliklerini bilmeyen Andonian ‘belgelere’ ‘uygun’ tarihler koyarken ciddi hatalar yaptı. İlk ‘belge’si ‘18 Şubat 1331’ tarihini taşıyor. Fakat Miladi takvimde 18 Şubat 1915 değildir; Rumi tarihin 18 Şubat 1330 olması gerekiyor. 18 Şubat veya 2 Mart 1916 tarihini taşıyan belge Andonian’ın amacına hizmet edemiyor çünkü Ermeni nufusun aktarılması konusunda taammüt veya hükümetce bir ön plan varlığını kanıtlamak için bu belgeyi zikreder. AndonianIn maksadına hizmet edebilmesi için mektup nufus aktarılamsından daha önce yazılmış olmalı idi, fakat üzerindeki tarih ile aktarma başladıktan dokuz ay sonra yazılmış gibi görünüyor. Eğer Andonian veya yardımcıları bu incelikleri bilmiş olsalardı belgeye çok daha önceki bir tarihi koyacaklardı dıye düşünüyor insan.

İkinci ‘belge’ 25 Mart 1331 tarıhini taşıyor. Fakat ilk belgenin tarihi 18 Şubat 1331 olduğuna göre bu tarih ancak 25 Mart 1332 olabilir. İlk ‘belgeye’ atıfta bulunulurken tarih 18 Şubat 1330 olarak değiştirilmiştir, fakat Aandonian artık kendini ele vermiştir. Bu nedenle olmalı ki kitabın İngilizce nüshasında ilk ‘belgenin’ orijinalini dışarıda bırakır ve sadece ikinci ‘belgenin’ tarihinden 15 Kasım 1915 diye söz eder. Hiçbir Osmanlı yetkilisi böyle hatalar yapmazdı, özellikle de üst kademelerde.

Önceden planlamayı Osmanlı Hükümetine maletmek çabası ile Andonian Ermenilerin hiçbir zaman ayaklanmayı düşünmediklerini iddia ediyor. Böyle bir düşüncenin hiçbir zaman akıllarından geçmediğini vurguluyor. Fakat bol miktarda gerçek Osmanlı belgesi ve birçok Ermeni kaynakları bunun aksini gösteiyor. Örneğin, 30 Kasım 1918de Fransız Dışişleri Bakanı S.Pıchon’a yazdığı mektubunda, Paris Barış Konferansındaki Ermeni delegasyonu başkanı Bogos Nubar Paşa basit bir lisanla Ermeni askeri birliklerin muharip olarak Osmanlılara karşı savaştığını belirtir..

Her iki dökümanın baş tarafında besmele işareti bulunuyor. Bu o günlerde adettendi. Fakat ilk ‘belgede’ uzun ‘sin’ harfi eksiktir ve ‘b’nin noktası sağda olmalıdır ortada değil. Her iki işaret de normalden büyüktür ve ‘Allah’ı belirten işaret sahte bir şekilde yazılmıştır. Tabii Hristıyan olan bir Ermeni için böylesine acemice bir besmele yazmak gayet normaldir, daha önce hiç yazmadığına göre...

Ayni ‘belgelerin’ İngilizce ve Fransızca metinlerinde kullanılan sözler itibarıyle, birkaç eksiklik veya ekleme ile, belirgin farklılıklar vardır. İlk önce tarihler farklıdır. Fransızca versiyonda “Dr Nazım Bey yazıyor...” diye başlayan bir paragraf İngilizce nüshada bulunmuyor. Bazı cümleler yer değiştiriyor, örneğin altıncı paragraftan ikinciye gidiyor. Eksiklikler ve eklemeler tipografik hatalar olarak kabul edilemiyecek kadar çoktur. ‘Belgeler’ Türkce dilbilgisi ve kullanım yönünden çok zayıftırlar. ‘Belgeler’ Türklere yapılan atıflarda sanki kendi kendilerini suçluyorlarmış gibi ifadelerle doludurlar.

Bazı hallerde, bir ‘belge’ İngilizce veya Fransızca versiyonu orijinali olmadan veriliyor. Bu telgrafların kopyeleri Istanbuldakı Başbakanlık Arşivlerinde bulunmuyor. Belki kopyelerin imha edildiğini önerebiliyor fakat durum o kadar basit değil; ‘belgelerdeki’ imzalar da sahtedir. Örnegin Mustafa Abdülhalik Beyin gerçek imzası Andonian’ın kitabında bulunup onun olduğu sanılanlardan farklıdır. Ayrıca resmi arşivlerdeki Şifre Kitabları belirtilen tarihlerde böyle telgrafların gönderilmediğini gösteriyor. Bazı hallerde iki sahte telgraf aynı numarayı taşıyor ki böyle birşey mümkün değildir. Fransızca ‘belgelerin’ birinde hayatını kaybetmiş Ermenilerin sayısı 95,000 olarak veriliyor; İngilizce tercümesinde bu rakam 100,000ne çıkıyor. ‘Belgelerın’ bazıları Halep Valisi olarak Mustafa Abdülhalik tarafından imzalanmış olamazdı, çünkü o zamanda vali değildi. Vali Bekir Sami Bey idi ve Mustafa Abdülhalik Bey göreve 27 Eylül 1331(10 Ekim 1915) başladı. Öyle görünüyor ki bunu bilmeyen Andonian Mustafa Abdülhalik Beye daha Halep Valisi olarak göreve başlamadan birçok ‘belge’imzalatmış. Gerçek belgeler mevcuttur; mesela Türk arşivlerinde bulunan ve Bekir Sami Beyin Halep Valisi olarak imzalamış olduğu 22 Eylül 1331 tarihli belge. Mustafa Abdülhalik Bey ayni şehrin Valisi olarak 3 Eylül 1331 tarihinde, yani bir önceki tarihten(22 Eylül 1331) 19 gün evvel sahte bir belge imzalamış olamazdı.

Bazı haller de var ki Andonian’ın ‘belgeleri’ sadece tarih bakımından arşivdeki belgelerle uyuşuyor fakat numara ve içerik bakımından farklıdırlar. Örneğin 3 Eylül 1331 tarihli şifre telgrafın sayısı 78 olmalı idi 502 değil; konusu ise Sina’da bazı yerlerde artizyen kuyuları kazmak ihtiyacı ile ilgilidir.

Yazıların bazıları yabancı okullarda kullanılan veya PTT bürolarında kolaylıkla temin edilebilen cinsten kağıt üzerine yazılmış; bu çeşit kağıtlar resmi evrakalr için katiyen kullanılmazlardı. Andonian şunu da unutmuş ki yeni yil olan her 1 Mart’da resmi haberleşme sayıları 1’den başlıyordu; Andonian’ın sayıları ise devam ediyor ve çok kez tarih hatalarına yenilerini ekliyor. En çok rastlanan bir hatası da miladi tarihleri bulmak için hiçbir ayın günlerine 13 eklemiyor.

Osmanlı hükümetinin kullandığı gerçek şifreleri de bilmedğine göre çok kez arşivlerdeki şifre sistemi ile uyuşmayan kendi şifresini düzüyordu.

En çok bahsi geçen ve Talat Paşaya maledilen iki ‘telgraf’ Andonian’ın kitabında 819 ve 1181 sayılı olanlardır. İlkı 1 Mart 1332 tarihlidir. O tarihte, İçişleri Bakanlığından Halep Valiliğine böyle bir telgraf gönderilmemiştir. O tarihi taşıyan tek telgrafın sayısı 9’dur ve konusu ise Antep Ermenileridir. Her 1 Martta evrak sayılarının 1den başaldığını unutarak Andonian tekrar hata işlemiştir; yedi gün kadar kısacık bir zaman dilimi içerisinde İstanbuldan Halepe 819 telgraf gönderilmiş olabileceğini düşünmek pek akıl harcı değildir. Ayrica o günde resmi haberleşmede Andonian’ın görünürde uydurup kullandığı şifreden farklı bir şifre kullanılmakta idi.

İkinci ‘mahut telgrafa’ gelince, 1181 sayısının İngilizce ve Fransızca metinlerinde kullanılmamış olması kuşku uyarndırıyor. Türkce ve İngilizce metinler 16 Eylül 1915 tarihini taşırken Fransızca versiyonun tarihi 15 Eylül 1915’dir. Burada Talat Paşa tüm Ermenilerin tamamen imhasından ‘sözediyor’ ve bir ‘itiraf’ manasını verecek bir uslup ‘kullanıyor.’ Gerçekte de o günde bir telgraf gönderilmişti fakat 84 sayılı idi, 1181 değil, ve konusu ise tren yollarında çalışan Ermenilerin aktarılmasının tehir edilmesi idi. Andonian’ın kullandığı şifre bir kez daha a zamanda kullanılmakta olan resmi şifre ile uyuşmuyor.

Andonian ‘belgelerinin’ sayıları konusunda çok kötü derecede dikkatsizdi. Şimdi ele aldığımız ‘belge’ 1181 sayılıdır, fakat 3 Eylül 1331 tarihli diğer ‘belgesi’ 502 olarak tanımlanıyor ve 29 Eylül 1331 tarihli bir üçüncüsü ise 537 sayısını taşıyor. Nasıl oluyor da bu iki tarih arasına sıkıştırılmış, yani 16 Eylül 1331’de yazıldığı iddia edilen bir belge 1181 sayısı ile kaydediliyor?

Gerard Chalıand ve Yves Ternon Le Genocıde des Armenıens “Ermeni Soykırımı” isimli kitaplarında (sayfa 136), Andonıan’ın ‘belgelerinin’ gerçek oldukları takdirde çok özel bir öneme haız olduklarını belirtıyorlar. Gerçeklikleri bu kadar işte!

Bu arada, bu iki yazarın kıtaplarının 147nci sayfasında Enver Paşa diye sundukalrı resim tabii ki yanlıştir- resim Cemal Paşaya aittir. Bu size bazı evrakın ne kadar güvenilir olabileceği konusunda bir fikir verecektır.

Andonian’ın kitabında çok belirgin bir rolü olan Halep Valisi İngiltere tarafından 7 Hazzıran 1920’de Maltaya sürüldü; sürgün sayısı 2800 idi. İngilizler Osmanlı arşivlerini aradılar; Ermeni Kilisesi raporlarını kullandılar, şahit beyanlarını kullandılar ve en sonunda da Birleşık Devletler Hükümetine başvurup eger delil mevcut ise kendilerine verilmesini istediler. 1 Hazıran 1921 ve 23 Temmuz 1921 tarihli resmi cevaplar, Maltadaki tutukluların herhangi birini mahkum edecek her hangi bir kanıt bulunmadığını üzüntü ile bildirdiler.

Fakat bu önemli gelişmeler örneğin The Daıly Telegraph’ın 29 Mayıs 1922 tarihlı nüshasında Abdonıan ‘belgelerinin’ bazılarını yayınlamasını önliyemedi. Ne de olsa o günlerde Türkiye bir ulusal kurtuluş hareketinin içinde bulunuyordu.

Eğer bu ‘belgeler’ Türkler ve Ermeniler ile ilgili olmasa idiler, hiçbir tarihci, yazar, muhabir, siyasetci veya yorumcu onlara dokunmayacaktı bile. Apaçık ortadadır ki, objektif olarak konuşulacak olunursa, bu ‘belgelerin’ gerçekliği konusunda en azından yeteri kadar süphe mevcuttur.

Yazarlar Orel ve Yuca, Andonıan’ın uydurma belgelerinden geriye na kaldıysa onları daha da imha eden bir miktar gerçek belgenin kopyesini sunmuşlardır.

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv/Ankara Üniversitesi

mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr