[Ana Sayfa] [Amaç] [Fotoğraflarla Gerçekler] [Çalışma Odası] [Strateji] [İletişim Odası]

Batı Belgelerinde Türklere Uygulanan Soykırım (II)

Doç. Dr. Nurşen MAZICI

Bir son söz

Bir raporda, Rus Yarbayı Twerdokhlobof , Osmanlı Ermenilerinin Türklere uyguladıkları soykırımı şöyle anlatıyor: ''Erzurum ileri gelenlerinden Hacı Bekir Efendi 'yi kendi evinde, çalışan Türk işçilerinin yarısından çoğunu da tarlalarda öldürdüler. Erzincan'da yapılan soykırım, Ermeni çetecilerince değil, Ermeni doktor ve ordu müteahhitlerince gerçekleştirilmiştir. Silahsız olan Türkleri sığırlar gibi boğazladıktan sonra kazdıkları çukurlara doldurmuş, olayı yöneten Ermeni elebaşı ''70'' diye bağırıp, ''daha 10 kişilik yer var'' demiş, bunun üzerine 10 Türk daha boğazlanmıştır. Erzincan'dan Erzurum'a üşüşen Ermeniler, yolları üzerindeki Müslüman köylerini yakıp yok etmişlerdi... Kaçamayan Türklerin başları baltayla koparılmış, çocuklar bile öldürülmüştü. 7 Şubat 1918'de Erzurum'da büyük çaplı bir soykırım başladı. Karabetoff adlı bir başçavuşun öncülüğünde 270 Türk toplanmış, giysileri çıkarılarak bir hamama kapatılmış, Ermenilerce cinsel tecavüze uğradıktan sonra çoğu öldürülmüştür... 26-27 Şubat 1918'de öldürülen Türklerin sayısının 3000 olduğunu Ermeniler gururla söylemiştir... Ermeni halkının eğitim görmüşleri bu soykırımı önleyebilirlerdi, ama çetelerden daha çok Türk öldürdüler'' (1).

İspanya, Danimarka, İsviçre, Felemenk ve İsveç hükümetlerinin oluşturduğu uluslararası bir kurul, Rus kumandanlarının raporlarına dayanarak ve yerinde yaptıkları incelemeler sonucu, henüz Ermenileri göçettirme işlemi başlamadan önce ve çar ordularının Doğu illerini aldıktan sonra Ermeni çetelerinin yüz binlerce Müslümanı öldürdüklerini rapor etmişlerdir (2). Nitekim, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Sir John Robeck de, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon 'a 1920'de yaptığı inceleme sonucu gönderdiği raporda Ermenilerin 1 milyonun üzerinde Müslüman katlettiklerini belirterek (3) yukarıdaki uluslararası kurulun raporunu sağlamlaştırmaktadır.

1919'da yaklaşık 30 kişilik bir kurulla İstanbul'a gelen Amerikan Generali James G. Harbord 'un yaptığı incelemeler sonucu tuttuğu raporda Doğu Anadolu'da 400 bin Ermeninin savaş döneminde Rusya'ya kaçtığını, 400 bin Ermeninin halen bu bölgede yaşadığını, iddia edildiği gibi, Ermenilerin çok kötü koşullarda yaşamadığını, buna karşın 600 bin Türkün öldüğünü belirtmiştir (4).

Ünlü İngiliz tarihçisi Arnold J.Toynbee ise şunları söylüyor:

''Ordusunun yükünü azaltmak için kurduğu Doğu Lejyonu'na Ermeni gönüllülerini katmakla Fransızlar, sorumsuzca bir politika izlemişlerdir. Fransızlar, Ermenilerin başıbozuk çeteler oluşturup silahlanmalarına olanak sağladılar. Bu fırsat, Ermenilere, 1915'te başka Türklerce yapılan acı olayın hıncını, başka masum Türklerden çıkararak öç almalarını sağladı. Önce bu öç duygularını kırbaçlayan, sonra da bu acı olaylara seyirci kalan Fransa, Ermenilerden daha çok suçludur'' . (5)

Bu bağlamda şu sonuç çıkarılabilir: Bilindiği üzere Amerikan Temsilciler Meclisi'nde anılan yasa tasarısının geri çekilme günüyle Bakû-Ceyhan Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın imza günü aynı gündü.

Ne gariptir ki, Karadeniz'in altından geçecek boru hattı güzergâhı İtalyanlarca yapılacak olan Mavi Akım Projesi'nin görüşüldüğünün ertesi günü, İtalyan Parlamentosu'nda da anılan tasarı gündeme alındı. Bu olgular birer rastlantı olarak mı nitelenmeli, yoksa çoğulcu demokrasilerin insan haklarını içeren bir yüzünü göstererek diğer yüzü olan vahşi kapitalizmin dayatmalarının çağdaş versiyonu olarak mı yorumlanmalıdır? Atatürk 'ün 1919'da ''Ermeni sorunu, Ermeni ulusunun gerçek çıkarlarından çok, dünya kapitalistlerinin ekonomik ve politik çıkarlarına göre çözülmek istenmiştir'' saptamasından hareketle, emperyalist ülkelerin sömürge alanlarını genişletmek için başlattıkları I. Dünya Savaşı'nın acımasız koşullarında yaşamını yitirmiş olan Türkler ve Ermeniler için, Çanakkale'de Anzaklar için yapılan anıtın bir benzeri yapılabilir.

Ancak bu, Türklerle Ermenilerin düzenleyeceği bilimsel bir toplantı sonucu alınan kararlar doğrultusunda olmalıdır. Yoksa emperyalist amaçlarla Doğu toplumlarının yurtseverlik duygularını kırbaçlamak, bu duyguları hızla faşizme dönüştürebilir. Bundan yalnızca Türkiye ve Ermenistan yara almaz, dünya coğrafyasında çok küçük bir yer tutan çoğulcu demokrasiler de sorgulanır duruma gelebilir.

(1) Lieutenant Colonel Twerdokhleboff, Notes of Russian Officer on the Atrocitties Erzerom, February 27th 1918, s.6-7 (rapor Rusça özgün halinden İngilizceye 1919'da çevrilmiştir.

(2) Nurşen Mazıcı, Uluslararası Rekabette Ermeni Sorunu'nun Kökeni 1878-1919, Der Yayınevi İst. 1987, s. 106-107

(3) PRO,FQ, 371/5044/E 2310'dan aktaran Dr. Selahi Sonyel, ''Yeni Belgelerin Işığı Altında Ermeni Tehcirleri'' Belleten, Cilt: XXXVI, Sayı: 141, Ocak 1927'den ayrı basım TTK Basımevi, Ank. 1972, s.33

(4) Dr. Seçil Akgün, General Harbord'un Anadolu Gezisi ve (Ermeni Meselesine dair) Raporu, Kurtuluş Savaşı Başlangıcında, Kervan Kitapçılık, İst. 1981, s.147-149. Raporun İngilizce metni, 22 Şubat 1920 tarihli The New York Times'da yayımlanmıştır NM.

(5) Arnold J.Toynbee, The Western Question in Greece and Turkey, New York 1970, s.312.

mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr