ERMENİ SORUNU
GİRİŞ
1960'lı yılların ikinci
yarısından itibaren, çeşitli ülkelerde yerleşik olan Ermeni grupların, Türkiye
aleyhine başlattıkları karalama kampanyaları ile varlığını hissettiren sözde
Ermeni sorunu, 1973'den sonra “Kanlı Ermeni Terörizmi”ne (Bak. Fotoğraflarla
Gerçekler) dönüşmüştür.
Bu tarihten itibaren Türkiye'ye yönelik Ermeni faaliyetleri,
"Dört T" planı çerçevesinde uygulamaya konulmuştur. bu plan, sözde Ermeni
sorununun tüm dünyada tanıtılması (terörizm ile), tanınması (soykırımın kabulü
aşaması), tazminat alınması (Türkiye'den) ve toprak (Bak. Fotoğraflarla Gerçekler)
elde edilmesi (Türkiye'den) aşamalarını içermektedir.
Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde
Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya
atıldığını daha iyi anlayabilmek için tarihsel gelişiminin incelenmesinde fayda
görülmektedir.
2. ERMENİ
KİMLİĞİ VE TARİHTE TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ :
Tarihte, "Ermenistan
neresidir? nerede başlar? ve nerede biter?" sorularına cevap vermek çok güçtür.
ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako
bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise
Ermeni denildiği yer almaktadır.
Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda kuzey
Suriye ve Kilikya bölgesi'nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı ise
Nuh'un oğullarından Hayk'a dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında,
Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırıla n toplumun, bölgenin kesin olarak
neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara
kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.
Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir
birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca millet ve bağımsız bir devlet olma
vasfını yakalayamayan bu toplumun, herhangi bir bölgeye "vatanımızdır"
demeleri mümkün görülmemektedir. "Büyük Ermenistan" hayalinin de, tamamen
yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.
Tarihsel ola rak
bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani,
Bizans, Arap ve Türkler'in hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni
derebeyliklerinin bir çoğu, bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına
çekerek kullanmak
isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.
1071'de Türk hakimiyetine giren Ermeniler'i, Bizans'ın zulüm
idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri
olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni
cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni patrikliği
kurulmuştur.
Ermeni patriği, kendi yetkisiyle ruhani reisleri azlediyor, dini
ayinleri yasaklıyor, kendi adamlarından haraç toplayabiliyor, nikah işlerini
yürütebiliyor ve hapis cezaları verebiliyordu.
Ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde,
Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını
yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler,
ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme
fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine
yerleştirilen Ermeniler'e Osmanlı devleti'ne hizmetlerinden dolayı "milleti
sadıka" adı verilmiştir .
Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlılar'ın bir
Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni tebaa'nın da Türk yöneticileriyle
halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.
3. ERMENİ SORUNU
NEDİR ?
Osmanlı devleti
zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk
- Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı
devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermeniler'i Türk
toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.
Özellikle A vrupa'nın
bazı büyük devletleri “ıslahat” (Bak. Fotoğraflarla Gerçekler) adı altında bir
yandan Osmanlı devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermeniler'i,
Osmanlı yönetimi'ne karşı teşkilatlandırmışlardır(Bak. Fotoğraflarla
Gerçekler).
Böylece ülke içinde ve
dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni Komiteleri (Bak. Fotoğraflarla Gerçekler)
ile Ermeni kiliseleri'nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş
yavaş Türkler'den uzaklaşmaya başlamıştır.
Türkler'in iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak
etmek(Bak. Fotoğraflarla Gerçekler) suretiyle Türkler'le mücadeleye başlayan
Ermeniler, batı'nın desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum"
olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türkler'in gasp ettiği"ni dile getirmeye
başlamışlardır.
Islahat fermanı ile müslümanlar ve gayri müslimler eşit statüye
getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Bak.
Fotoğraflarla Gerçekler sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği doğu Anadolu
topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine
ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk
kez ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.
Ermeniler, bu kez Rusl ar
ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve ingiltere'nin elinde, Rus
yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve
Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı
imparatorluğu'nu
yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.
4. ERMENİ İSYAN
VE KATLİAMLARI :
Ermeniler'e sırasıyla,
Anadolu'da; “Kara Haç” (Bak. Fotoğraflarla Gerçekler) “Armenakan” (Bak.
Fotoğraflarla Gerçekler) ve “Vatan Koruyucuları” (Bak. Fotoğraflarla Gerçekler),
Cenevre'de; “Hınçak” (Bak. Fotoğraflarla Gerçekler) , Tiflis'te;”Taşnak”
(Bak. Fotoğraflarla Gerçekler) komiteleri kurdurulmuştur. bu komitelere hedef olarak
doğu Anadolu toprakları, amaç olarak ise Osmanlı Ermenileri'nin birliği
gösterilmiştir.
Bu amaçla kışkırtılan
Ermeni komiteleri, ilk olarak 1890 erzurum isyanı olmak üzere, Kumkapı gösterisi,
Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Sason isyanı, Bab-ı ali gösterisi,
Zeytun ve Van İsyanı (Bak. Fotoğraflarla Gerçekler), Osmanlı Bankası'nın işgali, Abdulhamit'e suikast
taşebbüsü ve 1909 Adana isyanlarını çıkartmışlardır. Bu isyanlar sırasında,
1914'de Zeytun'da 100, 1915 van olaylarında 3000 ve 1914-1915 muş olaylarında 20.000
tür, Ermeni mezalimi(Bak. Fotoğraflarla Gerçekler) sonucu hayatlarını kaybetmiştir.
Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı
sırasında giriştikleri katliamlarla(Bak. Fotoğraflarla Gerçekler) vermiştir. Bu
dönemde Ermeniler; Ruslar hesabına Casusluk Yapmış(Bak. Fotoğraflarla Gerçekler,
seferberlik gereği yapılan askere alma çağrısına uymaksızın askerden kaçmış,
askere gelip silah altına alınanlar ise silahları ile Rus Ordusu saflarına geçerek
(Bak. Fotoğraflarla Gerçekler), "vatana ihanet" suçunu topluca
işlemişlerdir. Daha seferberliğin başlangıcında, Türk birliklerine karşı saldırıya geçen Ermeni
çeteleri,Türk köylerine baskınlar düzenlemek(Bak. Fotoğraflarla Gerçekler)
suretiyle sivil halka büyük zarar vermişlerdir. Örneğin Van’ın Zeve köyü’nün
bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.
5. TEHCİR KANUNU,
UYGULAMASI VE SÖZDE ERMENİ SOYKIRIM İDDİASI:
Osmanlı Hükümeti’nin
bütün iyi niyetine rağmen, ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunlaiması(Bak.
Fotoğraflarla Gerçekler), savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına Ermeni
saldırılarının artması (Bak. Fotoğraflarla Gerçekler ve ordunun bir çok cephede
savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların(Bak. Fotoğraflarla Gerçekler
topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı
doğ muştur.
Bu maksatla, 24 Nisan 1915'de Ermeni komiteleri kapatılmış ve
yöneticilerinden 2345 kişi, "devlet aleyhine faaliyette bulunmak" suçundan
tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl "sözde soykırım anma günü" olarak
andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı degildir."
Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin
tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı
Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti'ne
karşı casusluk ve hiyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı -veya birlikte savaş
alanlarından uzak yerlere "sevk ve iskanı" için 27 Mayıs 1915'de
"tehcir kanunu"nu çıkarmıştır.
Göçe tabi tutulanlar, imparatorluk sınırları içinde
Ordu-Kastamonu, Ankara-Niğde, Malatya-Maraş, Diyarbakır-Urfa-Adana ve Suriye-Irak
bölgelerine gönderilmiş olup, 1916 Ekim sonuna kadar toplam 702.900 kişinin göç
ettirildiği belgeleriyle sabittir.
1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti'nde 1.234.671
Ermeni nüfusu bulunmaktadır. bu sayı Ermeni patrikhanesi'ne göre 2.5 milyon, lozan
konferansı Ermeni heyetine göre 2.2 milyon, Fransız sarı kitabı'na göre 1.5 milyon,
Britannica'ya göre 1.5 milyon, ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak
belirtilmektedir.
Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer
değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi
mümkün değildir. çünkü, zaten Osmanlı devleti içinde 1.230.000 civarında Ermeni
bulunmaktadır. bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından ku rtulmak isteseydi, bunu asimilasyon
yoluyla halledebilirdi. oysa açıklandığı üzere Ermeniler, imparatorluk içerisinde
Türklerden bile rahat bir yaşam sürdürmüşlerdir.
0 halde sözde Ermeni soykırım iddiası tamamen uydurma olup, hiç
bir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı
üzerine bina edilen, gerçek dışı, bir hayal ürünüdür.
Asoghik ve Mateos'dan Voltaire, Lamartine, Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres,
İlone Caetani, Philip Mashall Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold,
Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Price, Bombaci'ya kadar
uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok tarihçi ve
yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.
Nitekim ABD'li Erme ni
profesör Hovannısıan, 1982 yılında Münih'te yapılmış olan "dünya
Ermenilerinin problemleri kongresi'nde bu gerçeği, "Ermeni soykırımı
ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da
uğramıştır" şeklinde dile getirmiştir.
Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, lordlar
kamarasında Ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve bunlara yazılı
olarak, "Türk Hükümeti'nin Ermeni tebasını yok etmeye dair bir kararının
mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığında n, İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak
tanımamıştır" yanıtını vermiştir.
ABD'li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde Ermeni
soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun
tepkisine maruz kalmıştır. soykırım iddiasına Bernard Lewis, 1993 yılında "Le
Monde" gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle değinmiştir: "Osmanlı
Hükümeti'nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu
gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin "tehcire" (Erm eni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere
gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı
topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı
çarpışıyorlardı". Yine Dr. Karakın Pastırmacıyan'ın "Anadolu'yu sarkı şimendifer meselesi"
adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeninin kendi
isteğiyle Türkiye'yi terk ettiği, Ermenilere Türkler tarafından baskı
yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.
6. SOYKIRIM NEDİR? ÖRNEK
SOYKIRIM OLAYLARI :
Soykırım; ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle
insan gruplarının yok edilmesidir. bu suç direkt olarak bir hükümet tarafından veya
onun rıza göstermesi ile işlenebilir. Birleşmiş milletler genel kurulu dünyada
soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948'de "soykırım
sözleşmesi'nı kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf
olmuştur.
Soykırım dendiği zaman, II nci dünya savaşı boyunca Nazilerin
Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir.
1939 ila 1945 yılları arasındaki dönemde, 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet
savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000
civarında çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kı yılmıştır. İşte soykırım budur.
Bunlara ilave olarak, birleşmiş milletler'in önleyici yönde
sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı
görülmüştür. örneğin 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti
ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler 1.7
milyon Kamboçyalı'yı katletmiş, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından
öldürülmüş ve 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce müslüman Sırp
vahşeti sonucu hayatını kaybe tmiştir."
Soykırım suçu, gerçek anlamda yukarıda örneklenmiş olan
olaylarda işlenmiştir. Ermenilerin iddia ettiğinin aksine, 1915 yılında doğu Anadolu
bölgesindeki Ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla
imparatorluk içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım ile hiç bir
alakası yoktur.
Ermenilerin doğu Anadolu'da savaş ve tehcir sırasında kayıplar
verdikleri doğrudur. ancak bu kayıplar, doğu Anadolu'da yaşanan savaş ve isyanlar
nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç
yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol
açtığı tahribat sonucu meydana gelmiştir.
Aslında Ermeniler, geçmişte hakimiyeti altında yaşadıkları
devletlere ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi
tutulmuşlardır. Sasaniler 379'larda 70.000 Ermeniyi İran'a, Bizanslılar 1025'lerde
Doğu Anadolu'daki 40.000 Ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar 1250'lerde 10.000 kadar
Ermeni'yi Mısır'a, 1743'de İranlılar 24.000 Ermeni'yi İran içlerine ve 1777'de
Kırım'ı işgal eden Ruslar bölgedeki binlerce Ermeni'yi steplere sürmüştür.
Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan
Ermenilerin, bunların hiç birini gündeme getirmeden, sadece 1915'de Osmanlı devleti
tarafından son derece haklı gerekçelerle göçe tabi tutulmalarını sözde soykırım
adı ile sorun haline getirmeleri maksatlı olup, Türkiye'nin bütünlüğünü bozmaya
yönelik politikaların bir ürünüdür. Batılı ülkelerin, Afrika ve Balkanlar'da
yaşanmakta olan gerçek anlamdaki so ykırım hareketlerine seyirci kalarak, sözde Ermeni
soykırımına sahip çıkmaları, bunun en iyi göstergesidir.
7. ERMENİ TERÖRÜ :
Türkiye açısından Ermeni sorununun önemli bir boyutu, Ermenilerin
Türklere karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamalarıdır. Özellikle
Türk devlet adamlarına yöneltilen bu taarruzi strateji ilk defa 1905'de II.
Abdülhamit'e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. 1965 yılına kadar sakin
bir dönem geçirdikten sonra, Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri (Bak. Fot oğraflarla Gerçekler) birdenbire
tekrar ortaya çıkarılmış, 1972 yılı sonuna kadar çeşitli ülkelerde 20'ye yakın
anıt dikilmiş, basın ve yayın faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konmuştur.
Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine,
temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar(Bak. Fotoğraflarla
Gerçekler) şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış (Bak. Fotoğraflarla
Gerçekler göstererek yoğunluk kazanmıştır. Bu dönemde, Avrupa ve doğu ülkeleri
ile Suriye ve Lübnan'da üsler edinen Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği
içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.
Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine taktik
değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine gitmişlerdir. 1984 yılında
cereyan eden Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla, PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni
terörü geri plana çekilmiştir.
Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan
yararlanarak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki
Ermeni topraklarını kurtararak, "bağımsız bir Ermenistan" kurmaktı. bu
gün devlet olma özelliğini elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik
başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.
8. BUGÜNKÜ DURUM VE SONUÇ :
SSCB'nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991'de
bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye'ye yönelik "sözde
soykırım" iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler,
zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD
ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, Ermeni davası
lehine çekmeye çalışmaktadır.
Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline bağlı olarak,
Türkiye'den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları
içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini
sağlayarak büyük Ermenistan'ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim
Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990'da kabul ettiği bildiride; "Ermenistan
Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve batı Ermenistan'da ger çekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul
görmesi çabasını destekler" maddesine yer vermiştir.
Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle
Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin'de
yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye
başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya
başlanmıştır. Bu alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998'de Fransa meclisi
tarafından sözde Ermeni soykırımının r esmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya
gönderilmesidir.
Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan
1998'de Koçaryan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler
serbest bırakılmış, ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir
politika izlemeye başlamıştır.
Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada;
"soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak
durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma
ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş,
birleşmiş milletler genel kurulu'nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını
tekrarlayarak, Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına
alındığı nı dile
getirmiştir.
Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak
görünen Ermeni sorununun; Türkiye'den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek,
PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye'ye dost olmayan çevre
ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve yukarı
karabağ (Bak. Fotoğraflarla Gerçekler)
ile
Azerbaycan(Bak. Fotoğraflarla Gerçekler) konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak
gibi boyutları bulunmaktadır.
Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu
parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu
gün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki
emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu
etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun'i bir sorundur.
Hazırlayan: Arş.Gör.Mustafa BIYIKLI
Kaynak: tsk.mil.tr/tsk/uluslararasi/ermeni/ermeni.htm
mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr |