| BAHÇELİ'NİN GRUP KONUŞMASI... |
Milliyetçi Hareket
Partisi (MHP) Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, partisinin grup
toplantısında, Fransa Parlamentosu'nda kabul edilen "sözde soykırım" ile
ilgili yasa konusunda Fransa'yı eleştirdi. Bahçeli konuşmasında ayrıca, yolsuzluklar
konusunda yapılan operasyonlara değindi.
|
| Bahçeli,
konuşmasında, "Fransız makamlarına seslenmek istiyorum. Bütün tarihi
gerçeklerden soyutlanmış, bir milletin gururunu incitecek olan bu davranışlar
Fransa’ya hiç bir şey kazandırmaz. Ancak. bilinmelidir ki, yüzlerce yılda tesis
edilen iyi ve köklü ilişkilere büyük bir darbe indirir. Dolayısıyla iki ülke
arasındaki ilişkilerin bir daha aynı düzeye gelmesi hiç de kolay
olmaz" dedi. Devlet Bahçeli,
Fransız milletinin gerçekleri görebilmesi için, tüm resmi ve sivil kuruluşların
Fransa’daki muadilleriyle temasa geçmesinin, onları doğru bir şekilde enforme
etmesinin çok yararlı olacağını belirtti.
Milliyetçi Hareket Pa rtisi (MHP) Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bahçeli, grup
konuşmasında, "yolsuzluk ve kirlilikle mücadelede son günlerde büyük bir mesafe
alındığını", "ülkenin yarınlarına ipotek koyan bu kirliliği ortadan
kaldıracaklarını" söyledi. |
| Bahçeli'nin partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma
şöyle: (23 Ocak 2001) Değerli Dava Arkadaşlarım,
Sayın Basın Mensupları,
Grup konuşmama hepinizi en iyi dileklerimle selamlayarak başlıyorum.
Huzurlarınızda, öncelikle, geçtiğimiz Cumartesi günü ilkini
gerçekleştirdiğimiz Genişletilmiş Bölge Teşkilat Toplantılarımıza temas etmek
istiyorum.
Hatırlayacağınız gibi, İzmir İl Teşkilatımızın ev sahipliğini yaptığı ve
Aydın, Muğla, Uşak, Manisa illerini kapsayan bu toplantıyı, inşallah diğer
bölgelerimizde düzenleyeceğimiz toplantılar takip edecektir, Bütün teşkilat
mensuplarıyla bir araya gelerek ülke ve dünya sorunları üzerine çok yönlü
değerlendirmeler yapma fırsatını bulduğumuz bu etkinlikler, hiç şüphesiz
partimizin dinamizmine önemli katkılar sağlamak tadır.
Hem partimizin her kademesinden, hem de her yöreden temsilci ve yönetici dava
insanını bir araya getiren bit toplantılar, özellikle iki açıdan çok önem
taşımaktadır.
İlk olarak, parti içi demokrasi ve dayanışmanın yeni bir örneği olmuştur.
Partimizin yöneticileri ve mensuplarıyla kucaklaşarak görüş alış verişinde
bulunmasına zemin hazırlamıştır.
İkinci olarak da, son zamanlarda yaşanan siyasi gelişmelerin bütün yönleriyle
değerlendirilmesini ve geleceğe daha iyi hazırlanmasını mümkün kılacak bir
çabayı ifade
etmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi, böylece, gerek kendi mensupları, gerekse
vatandaşlarımızla olan bağını daha da güçlendirerek bugünü ve yarını birlikte
düşünen ve hedefine kararlılıkla yürüyen siyaset yaklaşımını geliştirmektedir.
Dola yısıyla,
siyaset ile toplum arasında elzem olan karşılıklı ve sağlıklı ilişkiler ağı
örülmekte, daha gerçekçi ve uzun vadeli politikaların gelişmesi için gerekli olan
duyarlılık sergilenmeye çalışılmaktadır.
Sözün kısası, Milliyetçi Hareket, kim ne derse desin, ilkeli, tutarlı ve seviyeli
siyaset anlayışını sadece telaffuz eden bit parti değildir. Bu ilkeleri yaşayan,
yaşatan ve sürekli geliştirmenin yollarını arayan bir harekettir, Bundan sonra da
böyle olmaya devam edecektir.
Muhterem Dava Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları,
Üzerinde durmak istediğim bir diğer önemli konu ise, son günlerde büyük bir
mesafe katettiğimiz yolsuzlukla ve kirlilikle mücadelemizdir. Çeşitli vesilelerle
vurgulama ihtiyacı hissettiğimiz gibi geçmişten günümüze gelen bu kirlilikten
Türkiye’yi arındırmak bizim için kaçınılmaz bir görevdir.
Bu anlayışla da sonuna kadar gidecek ve hiç bir istisna tanımaksızın ülkemizin
ve insanlarımızın kaynaklarını tüketip yarınlarına ipotek koyduran kirlilikleri
ortadan kaldıracağız.
Ayrıca, ülkesi, ekonomisi ve kendisi için üreten ve kazanan hiç bir
işadamımızın, görevini gereği gibi yapan bürokratımızın bu operasyonlarda
mağdur olmaması ve endişe duymaması için azami gayret gösterilmektedir. Bu sebeple,
operasyonların, suçsuz vatandaşlarımızı tehdit edebileceği, iş dünyasını
üretmekten ve bürokrasiyi sorumluluk üstlenmekten alıkoyacağı gibi endişeler
yersizdir.
Türkiye, gündemi skandalların belirlediği bir ülke olmaktan çıkarak yolsuzluk ve
soygunlara karşı operasyonlarla halkına moral ve güven vermeye başlamıştır.
Allah’a şükürler olsun ki, Yüce milletimiz, bizim bu kararlı mücadelemizi
görmekte ve desteklemektedir. Bu durum, bizi daha da cesaretlendirmekte ve gücümüzü
artırmaktadır.
Ancak, Türkiye’yi bu kadar kirli ve kara günlere taşıyanların, yaptıklarının
sorumluluğunu ve pişmanlığını bir kere bile olsun hissetmek yerine, operasyonlar
sürerken, bu operasyonu yapanları hedef almaları, pişkinlikten de öte bir durumu
ifade etmektedir.
Burada, bir kez daha altını çizerek vurgulamak istiyorum. Hiç kimsenin en ufak bir
şüphesi olmasın ki, yolsuzlukla, hırsızlıkla malul olanların, kirlenmiş
insanların nezdimizde hiçbir yeri ve itibarı olamaz.
Değerli Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları,
Beyaz enerji operasyonu henüz tamamlanmamış ve yargı soruşturması sürerken bir
muhalefet partisi tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı hakkında gensoru
önergesi verilmiş bulunmaktadır,
Tabii ki, yüce meclisin çok önemli ve anlamlı fonksiyonlarından birisi
yürütmenin denetlenmesi görevidir. Bunu da soru, araştırma, soruşturma önergeleri
ve gensoru yöntemlerine başvurarak gerçekleştirme hak ve yetkisine sahiptir.
Ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde denetim yetkisinin yerli yerinde
kullanılması hususunda kamu vicdanını sızlatacak örneklere sıkç a rastlanmaktadır.
Gayet iyi hatırlanacağı gibi, geçmişte, bu çatı altında, parlamentonun denetim
hakkı ve yetkisi kısır siyasi çekişmelere alet edilerek krizlere zemin
yaratılmıştır. Sonuçta ise milletimizin hafızasında siyaseti kirleten ya da güven
erozyonuna yol açan manzaralar doğmuştur. Birbirlerine en ağır ithamlarda bulunan
partiler, aklama-paklama operasyonları ile, bir taraftan karşılıklı olarak
yönelttikleri suçlamaları kaldırırlarken, diğer yandan da kendilerini milletimizin
vicdanında mahkum et mişlerdir.
Şu anda yapılmak istenen de. dün yapılmış olanlardan farklı değildir. Şayet.
arzulanan temiz siyaset ve yolsuzlukla mücadele ise, öncelikle yargıya intikal etmiş
olan konunun vuzuha kavuşmasını; delillerin ortaya çıkmasını beklemek
gerekmektedir. Aksi takdirde, bu tür manevralar, durumdan vazife çıkartarak siyasi rant
elde etmek ve yargı sürecini yok farzetmek anlamına gelecektir.
Bu konuda bizim tavrımız son derece gerçekçi ve açıktır. Her şartta yolsuzlukla
ve kirlilikle mücadeleye devam etmek bir zorunluluktur. Çünkü bu
mücadele hem milli, hem de ahlaki bir görev ve sorumluluktur.
Ancak, yolsuzlukla mücadele ile
demokrasinin ve hukuk devletinin gelişimi arasında var olan bağı güçlendirmek için
neyin, ne zaman ve nasıl yapılacağı da çok önemlidir. Doğru zamanda doğru
kararların verilmesi, sonuca ulaşılmasının yanında, güçlü demokratik geleneklerin
oluşmasını da mümkün kılacaktır. Partimizin bu çerçevedeki duyarlılıkları ve
yaklaşımları böyle bir prensipten beslenmektedir.
Görüldüğü gibi, Milliyetçi Hareket, yolsuzluklar kadar. siyasetin ve
dolayısıyla demokrasinin yozlaştırılmasının da her türüne karşıdır, Bu
yaklaşım, yozlaşma ve yolsuzluk ile aynı anda mücadele etmenin ön şartıdır. Bunun
için de geçmişte olduğu gibi, Meclis’in denetim fonksi yonunun siyasi istismar ve manipulasyonların bir aracı
haline getirilmesine sıcak bakmamız mümkün değildir.
Şu da bir gerçektir ki, bakan veya milletvekili her kim olursa olsun,
yargılanmasına gerek duyulduğu takdirde, burada gereğini yapmaktan
kaçınmayacağımız bilinmelidir. Böyle bir durumda, ilgili şahsın görevinden
ayrılması ya da azledilmesi kaçınılmaz olacaktır.
Kıymetli Milletvekilleri, Değerli Basın Mensupları,
Bugün son olarak, bizi derinden yaralayıp üzen bir meseleye, Fransa’nın, sözde
Ermeni Soykırımını alenen tanıması kararının vehametine değinmek istiyorum.
Hatırlanacağı üzere, bu konu yine bir seçim ortamında Amerika Birleşik
Devletleri’nde Temsilciler Meclisi’ne kadar taşınmış; bilinçsiz, bilgisiz
siyasetçilerin ve lobilerin etkisiyle iki ülke arasındaki ilişkiler gerilmişti. O günlerde,
huzurlarınızda ifade ettiğimiz bir husus vardı, o da, tarihin parlamento kararlarıyla
değiştirilemeyeceği veya tersyüz edilerek yeniden yazılamayacağı gerçeğiydi. Ne
yazık ki, Fransa Milli Meclisi’nin, kabul ettiği kanunla yapmak istediği de budur.
Fransa Milli Meclisi’nin, bu yanılgısının tam da yerel seçimler öncesine denk
gelmesi ise olayın bir başka düşündürücü yönünü oluşturmaktadır. Yıllardan
beri sürdürülen bu iddianın yeniden ısıtılarak "etnik oyları” kapma
yarışında kullanılmak istendiği görülmektedir.
Fakat bilinmelidir ki, milletlerin tarihinin bile parlamentolar eliyle seçim
meydanlarında rüşvet olarak dağıtılabildiği bir ülkede siyasi sistemin
yozlaşması kaçınılmazdır. Çünkü, bu ve benzeri gir işimler, demokrasilerin özü ve ruhuna aykırı bir
gelişmeyi ifade eder ve parlamentoları ciddi ve güvenilir kurumlar olmaktan
uzaklaştırır.
Orly Havaalanındaki katliamın, Türk diplomatlarına yönelik suikastların
ayıbını dahi temizleyememiş bir Fransa’nın, bugün, 85 yıl öncesinin savaş
ortamında gerçekleştiği iddia edilen olaylarla ilgili olarak Türkiye’yi suçlamaya
kalkışması, olayın yalnızca etnik oy kapma yarışıyla da sınırlı olmadığını,
Türkiye’yi kuşatma gibi derin amaçları da bulunduğunu ortaya koymakt adır. Üstelik, Ermenilere yönelik
soykırım iddiasının aksine, Anadolu’da Müslüman-Türk insanına yönelik bir
mezalimin bulunduğunun da bütün tarihi belge ve bilgilerle ortaya konmasına rağmen
böyle bir ısrar, insanlarımızda bu düşüncenin kuvvetlenmesine yol açmaktadır.
Kanuni Sultan Süleyman ve 1. Fransuva döneminden beri siyasi ve iktisadi alanlarda
çok köklü ilişkiler tesis eden iki milletin ilişkilerinin sorumsuz Ermeni
diasporasının oyunlarıyla bozulma noktasına gelmesi oldukça üzücü ve
düşündürücüdür.
Milli Meclislerinin yapmış olduğu tarihi hata sağduyu sahibi bir çok Fransızı da
yaralamış bulunmaktadır. Nitekim, günlerdir, Fransız gazetelerinde,
televizyonlarında ve aydın platformlarında Fransa’nın kendi karanlık siciline ve
tarihine atıfta bulunular ak, bir Parlamentonun ne hakla ve mantıkla böyle bir karar alabildiği
tartışılmaktadır.
Ancak, her ne olursa olsun, gerek Fransız Milli Meclisi’nde kabul edilen bu kanun ve
gerekse başka ülkelerde meydana gelebilecek gelişmelerin bizim için hiçbir
geçerliliği bulunmamaktadır. Bu ve benzeri girişimlerin ancak, o ülkelerin Türkiye
ile dostluk ve işbirliği ortamını kaybetmeleri anlamını taşıyacağı bilinmelidir.
Millet olarak, bu kararın görünür veya görünmez nedenleri her ne olursa olsun,
şiddetle ve nefretle kınıyoruz.
Ayrıca, yıllardan beri bu ülkenin kalkınmasına büyük katkılarda bulunan 300 bini
aşkın Türk insanı da bu tarihi hata ve yanılgının müsebbiblerini şiddetle ve
nefretle kınamaktadır.
Değerli Dava Arkadaşlarım, Basınımızın Seçkin Temsilcileri,
B u vesileyle bir kez
daha vurgulamak istiyorum ki, Milletimiz, Birinci Dünya
Savaşı’nın gerçek mağdurlarından birisidir. Tarihinde soykırım olarak
nitelenebilecek hiç bir insanlık ayıbı taşımamaktadır.
Lobilerin ve çıkar çevrelerinin işbirliği ile alınan bu kararlar, ancak, kendi
tarihiyle yüzleşmekten korkanların başkalarının şerefli tarihini karalayarak kendi
ayıplarından arınma çabasını ifade eder. Fakat, her ne olursa olsun Türk tarihini
böylesi iftiralarla karalamak ve küçültmek mümkün değildir.
Düny anın en
büyük medeniyetlerinden birisini inşa eden, insanlık ailesi içinde saygın bir yere
sahip olan Türk milletinin gururuyla oynanması anlamını taşıyan bu girişimler hiç
bir şekilde mazur görülmeyecektir. Ayrıca, tarihimizi yargılama ve mahkum etme hakkını kendisinde gören hiç bir
parlamento da milletimizce affedilmeyecektir.
Olaya hangi açıdan bakılırsa bakılsın, sağlıklı bir değerlendirme ve akılcı
bir yaklaşımın olmadığı görülmektedir. Şayet, bu ve benzeri girişimlerin
odağında Türkiye’nin kuşatılması, Ermenistan’ın bir tehdit unsuru olarak
kullanılması varsa, bilinmelidir ki, bu girişimler her şeyden önce Ermenistan'ın
daha da güçsüzleşmesine, yalnızlaşmasına yol açacaktır.
Nitekim, bölgesel barış ve dünyaya açılabilme isteklerini sıklıkla dile getiren
Ermenistan yöneticileri, ne yazık ki, diaspora Ermenilerinin elinde adeta bir oyuncak
gibi davranmakta ve Fransız Milli Meclisi’nde alınan kazan takdir ve sevinçle
karşıladıklarını açıklamış bulunmaktadırlar. Bu büyük çelişki ile, hiç bir
zaman umdukl arı
barışı ve huzuru elde etmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla, dünyaya açılmanın
ve istikrara kavuşmanın yolunun Türkiye düşmanlığından değil, Türkiye ile
dostluk kurmaktan geçtiğini iyi bilmeleri gerekir.
Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları,
Türkiye, tarihi boyunca çok büyük badireler atlatmıştır. Bunu da elbette ki
atlatacaktır. Ancak burada, huzurlarınızda öncelikle, Fransız makamlarına seslenmek
istiyorum. Bütün tarihi gerçeklerden soyutlanmış, bir milletin gururunu incitecek
olan bu davranışlar Fransa’ya hiç bir şey kazandırmaz. Ancak. bilinmelidir ki,
yüzlerce yılda tesis edilen iyi ve köklü ilişkilere büyük bir darbe indirir.
Dolayısıyla iki ülke arasındaki ilişkilerin bir daha aynı düzeye gelmesi hiç de
kolay olmaz. Başta Devlet
Başkanı ve hükümet olmak üzere, bütün Fransa yönetimini bir an önce aklı selimi
tercih ederek, bu tarihi yanılgıdan dönme konusunda ciddi çabalar içerisinde görmek
istiyoruz.
Fransız Milli Meclisi’nin görev ve sorumluluklarının bilincinde hareket etmemesi,
sadece kendi ülkesine ve insanlarına karşı değil, tarihe ve insanlığa karşı da
yükümlülüklerini yerine getirmediği manasına gelmektedir.
Huzurlarınızda son olarak, bu konuda daha önce İzmir Bölge Teşkilat
toplantımızda dile getirdiğim bir hususu tekrar vurgulamayı gerekli görüyorum.
Fransız Milli Meclisi’nin bu tarihi hata ve yanılgısının ortadan kaldırılması ve
yüzyıllardan beri dostluk ve iyi ilişkiler içerisinde olduğumuz Fransız milletinin
gerçekleri görebilmesi için, tüm resmi ve sivil kuruluşların Fransa’daki
muadilleriyle temasa geçmesi, onları doğru bir şekilde enforme etmesi çok yararlı
olacaktır.
Yine bu çerçevede, bütün dünyada etkin bir çalışma ile, yıllardan beri
tamamıyla yalan ve iftiralara dayalı Ermeni propagandasının önüne geçilmesi
çabalarına hız kazandırmak gerekmektedir. Halihazırda, üniversitelerimizde bulunan
araştırma enstitülerinin yaptığı çalışmaların ve Devlet arşiv belgelerinin tüm
dünya kamuoyuna sistematik bir şekilde sunulması büyük önem taşımaktadır.
İleriki günlerde, adeta bir “Haçlı Kuşatması” gibi, çeşitli vesilelerle
önümüze konulmaya devam edeceği gözlenen bu yalan ve iftiralara karşı, sürekli
olarak hazırlıklı olmak ve bıkmadan usanmadan gerçekleri tüm insanlığın gözü
önüne sermek gibi bir mecburiyetimiz bulunm aktadır.
Değerli Dava Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları,
Türkiye elbette ki, dün olduğu gibi, bugün de kendisine yönelik her türlü
kuşatmayı
kaldıracak her türlü tehdidi bertaraf edecek güce ve bilince sahiptir. Tarih, bu tür
kuşatmaların ve tehditlerin hiç bir zaman netice vermediğini gösteren örneklerle
doludur. Bütün bu gerçekler herkes tarafından iyi bilinmeli ve değerlendirilmelidir.
Bu duygu ve düşüncelerle muhterem heyetinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle
selamlıyor, başarılar diliyorum. |
KAYNAK: MHP TBMM GRUBU
(23 OCAK 2001)
mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr |