[Ana Sayfa] [Amaç] [Fotoğraflarla Gerçekler] [Çalışma Odası] [Strateji] [İletişim Odası]

TÜRKİYE ÜZERİNDE OYNANAN ERMENİ OYUNUNUN GERÇEK YÜZÜ

VE

ABD- PKK - ERMENİSTAN

Türkiye'de barınamayan PKK yandaşları ile terör örgütü başsız kaldıktan sonra dağılan militanlarının önemli bir bölümünün, ERMENİSTAN'ın Güney Batısında Türk sınırına yakın bir bölgede üslendikleri tesbit edildi.

Bugüne kadar sayıları 60.000 cıvarında olan ERMENİSTAN Kürtleri'nin, son 6-7 ay içinde bu ülkeye gizlice sızan PKK taraftarlarının katılımıyla 80.000'ı aştığı tahmin ediliyor.

Türkiye'ye yönelik terörü yeniden hortlatmak isteyen güçler PKK'yı, ASALA'nın anavatanı olan ERMENİSTAN'da üslendirmeye uğraşıyorlar. Hatta ASALA'nın şu sıralarda yeniden örgütlendiğine dair haberler de alınmış bulunuyor.

ERMENİSTAN yönetimi, ülkeye kaçak giren PKK'lıların Türkiye ile sınır sorunları yaratarak, iki ülke arasında zaten gergin olan ilişkileri daha da gerginleştireceğini bildiği için önlemler aldığı görünümünü veriyorsa da, ASALA'yı yaratan ve tarih boyunca Türkiye'ye karşı düşmanlıklarıyla tanınan muhalif DASHNAK ve HUNCHAK partileri mensuplarının, PKK'lılarla olan endişe verici ilişkilerine sadece seyirci kalıyor.

ERMENİSTAN'da üslenen PKK'lıların trafiğinin hayli hızlı olduğu gözlenmektedir. Suriye, Türkiye, İran ve Güney Kıbrıs'tan, Yunanistan'dan ve hatta Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden çoksayıda PKK yandaşının İran üzerinden ERMENİSTAN'a sızdıkları tesbit edildi. PKK, Ermenistan'ın ARARAT bölgesindeki Kürt köylerinde PKK kampları kurmakta olduğu, gelen haberler arasında yer alıyor. Hatta PKK militanları, ARARAT şehrinin yakınında bulunan bir Havacılık Klubüne ait EXESNADOR hava alanından da yararlanıyorlar. PKK için çalışan küçük korsan uçaklar bu alana İran'dan PKK yandaşlarını ve ERMENİSTAN'da üslenen PKK militanlarına silah ve gerekli malzemeyi taşıyorlar.

Alınan haberler, Ermenistan Yönetimi'nin, topraklarındaki Kürt varlığından huzursuzluk duyduğu şeklindedir. Ermenistan'ın Türkiye'ye yönelik milli politikasında önemli bir rol oynayan PKK terör örgütü'nün Ermenistan üzerindeki faaliyetleri son zamanlarda Devlet Başkanı Robert KOCHAYAN'ı endişelendirmeye başladığı diplomatik çevrelerce belirtiliyor.(İnaf Ermeni Dosyası, 21 NİSAN 1999).

ERMENİ HİZMETÇİSİ POLİTİKACILAR...

ABD’nin Virginia Eyalet Meclisi'nin, uydurma Ermeni soykırımıyla ilgili bir karar tasarısını oybirliğiyle kabul etmesini garipsemememiz gerekir.

ABD'nin Eyalet politikacıları, üç beş Ermeni ile Yunanlı'nın oylarını almak, seçim kampanyalarına maddi destek sağlamak için ABD'nin politikasına ters düşse bile Türkiye'yi rahatlıkla harcayabildiklerine defalarca tanık olduk.

Gerçeği söylemek gerekirse, bu Türkiye için bir kayıp sayılmadığı gibi, dünya üzerinde hakimiyet kurma iddiasında olan ABD demokrasisi için utanç verici bir gelişmedir.

Ermeni ve Rum lobilerinin ortak girişimleri sonucu kabul ettirilen bu tasarı yetmiyormuş gibi, 25 Mart 2000’in “Yunan bağımsızlık günü” olarak Virginia'da kutlanmasını öngören ikinci bir tasarı Delegeler Meclisi tarafından benimsendi.

Bu gelişmenin en ilginç yanı, Amerika'da, Türkiye'ye yönelik Ermeni faaliyetlerini yöneten kişinin Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi Başkanı Murad Topalyan'ın olmasıdır. Topalyan beş ayrı suçlama ile 1999'un Ekim ayı ortalarında tutuklanmıştır.

Terörist olarak suçlanan Topalyan, patlayıcı, makinalı tüfek ve seri numaraları silinmiş ateşli silahlar bulundurmaktan yargılanacak. Hüküm giymesi halinde, 31 yıl hapis cezasına çarptırılabilecek.

Topalyan, 1980 Ekim ayında üç kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan New York’ta, Birleşmiş Milletlerdeki Türk misyona yönelik bir bombalama olayı ile silah ve patlayıcı çalan bir çeteyi yönetmekle suçlanıyor.

Yıllarca ASALA terör örgütünün ABD'deki adamı olduğu bilindiği halde bugüne kadar tutuklanmayan Topalyan'ın, Massachusetts’de bir Ermeniye ait çiftlikte ASALA örgütü militanlarına silah eğitimi verdiği de bu arada ortaya çıktı.

Bir kolejde yönetici olarak da çalışan 56 yaşındaki Ermeni eylemci, üç yıl süren bir soruşturmanın ardından, ABD Ateşli Silahlar Bürosu ve Bedford Polisi tarafından tutuklandı. Soruşturmanın başlamasına, Birleşmiş Milletlere bombalı saldırısı değil, bürosunda çok miktarda patlayıcı bulunması gerekçe oldu.

ABD basını, Topalyan’ın, ülkenin ileri gelen politikacılarıyla iyi ilişkiler içerisinde olduğunu ve Başkan Clinton’la kahveli bir toplantıda da bulunduğunu yazdı.

Polis'in değerlendirmesi, Topalyan’ın, ABD'de görevli Türk ve Azerbeycan misyonuna yönelik dikkat çekici faaliyetleriyle bir tehlike oluşturduğu şeklindedir.

Topalyan’ın başkanı olduğu Amerika Ermeni Ulusal Komitesi, aşırı milliyetçi TAŞNAK partisinin siyasi bir kolu olarak ABD’de faaliyet gösteriyor. (İnaf Ermeni Dosyası, 15 Şubat 2000)

ABD Mİ?

ABD, 300 bin Ermeni’nin oyunu kazanma uğruna, 65 milyon Türk’ün güvenini kaybetmiştir. Ermeni olayı Türkiye’de, sokaktaki adamın Amerikaya duyduğu sempatiyi gölgelendirdiğine de şu günlerde tanık oluyoruz.

Ermeni olayına önemsiz gözüyle bakanlar, “Her yıl 24 Nisanda dünyada ve 4 yılda bir Amerikada seçimlerde bu konu gündeme gelir birkaç ay Türkiye aleyhine propaganda yapılır ve sonra herşey normale döner unutulur.” diye düşünenlerin olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki böyle düşünenler, Türk insanının ONURUNU umursamayıp fazla ciddiye almıyorlar.

Politik varlıklarını Ermeni, Yunan, Sırp kökenli seçmenlerinin oylarıyla sürdüren Amerikalı politikacılar, oy toplamanın Türkiye’nin dostluğundan daha önemli olduğunu düşünebilirler ancak, ABD’ye ne kaybettirdiklerini de düşünmeleri gerekir. Mesele Türkiye’nin kaybedecekleri değil, süper devlet olduğu iddia edilen Amerika’nın, Türkiye üzerinden neleri kaybedeceğidir.

ABD’yi yönetenlerin şu sıralarda Türkiye’ye gösterdikleri sıcak ilginin nedenini araştıracak olursak, bu müttefiğimizin Türkiye üzerinden çok şey beklediğini görürüz.

Anadolu asırlarca dünyanın zenginliklerini yağmalamak isteyenlerin göz diktikleri topraklardır. Bu böyle gelmiş böyle gidiyor. Bu yüzden Türk Devletinin toprakları parçalanmak isteniyor.

Ermeni, Kürt ve Yunanistan’ın israrla gündeme getirdiği Pontus konusu da Türk Devletini bölmek isteyenlerin sahneledikleri oyunların yalnızca bir bölümüdür.

Ne acıdır ki Türkiye’nin dış tehlikelere karşı savaş verdiği bir dönemde, dost ve müttefik bildiği ABD, Türk Devletini sırtından hançerledi.

Amerika’da partilerin iktidar için aralarında acımasızca mücadele etmeleri doğaldır. Amaçlarına ulaşmak için Türkiye’de harcanır, başkaları da, önemli olan iktidara gelmektir.

İktidara gelecek olan parti, belki ABD’nin bölgedeki menfaatları için Türkiye ile dost olması gerektiğini hatırlayacak ama, karşısında eski Türkiye’yi bulmayacağını bilmelidir. .(İnaf Ermeni Dosyası,26 Eylül 2000)

 Ermeni Tarihçi Yosif Kösseyan:

"FRANSIZLAR, ERMENİLERİ KENDİ YAYILMA EMELLERİ İÇİN KULLANMIŞLARDIR.”

Napoleon'un, Güney Doğu Anadoluyu ele geçirmek için Ermenileri Türklere karşı isyana teşvik ettiğini yazan Ermeni tarihçi Yunanca yayınlanan kitabında, Yabancı güçlerin Ermenileri nasıl kullandıklarını anlatıyor

Ermeni Tarihçi Yosif Kösseyan, Yunan dilinde yayınladığı son kitabında "Ermeni Bağımsızlık Hareketi"nin, Büyük Güçlerin, Güney Doğu Anadoluyu Ele Geçirme Emellerini uygulamaya koydukları dönemde geliştiğini" yazıyor.

Kösseyan, '·Ermenilerin Bağımsızlık Savaşı” adlı kitabında, Yabancı güçlerin ve bilhassa Fransızların, Anadoluda yaşayan Ermenileri Türklere karşı nasıl ayaklandırdıklarını şöyle anlatıyor:

"186I yılında Ermenilerin toplu halde yaşadıkları Zeytun’a, Leon adında bir Fransız geldi. Napoleon’un temsilcisi olduğunu ve Türklere karşı ayaklanırlarsa Fransa İmparatorunun, bağımsız devlet olmaları için destek olacağını vaadetti. Ermeni liderler, Leon’a, Fransa kendilerine yardımcı olursa 70 Bin kişilik bir ordu hazırlayabileceklerini söyleyerek bunu Napoleon’a iletmesini istediler. Fransa’nın, 0rta Doğuya, Güneydoğu Anadoludan açılma arzusu, Ermenileri ele geçirmesiyle başladı.

Fransaya sırtlarını dayayan Ermeniler, Osmanlı imparatorluğuna baş kaldırdılar ve Zeytun Ayaklanmasında, 800 Türk askerini kılıçtan geçirdiler. Aşır Paşa 40 Bin kişilik bir ordu ile Ermeni isyanını bastırmaya giderken Fransa, Padişah'a baskı yaparak, Ermeni asileri kurtardı. Ermeniler Fransızlara olan rninnet borçlarını, 1870-71 de, Fransa-Prusya savaşında, bir Papaz'ın komutasında bir Ermeni birliğini Fransızların safında savaşmaya gönderek ödediler"

Ermeni Tarihçi, Ermenilerin, Osmanlı imparatarluğuna karşı nasıl isyan ettiklerini anlatırken "Balkan ülkeleri, 0smanlı İmparatorluğuna karşı Bağımsızlık bayrağı kaldırınca, Ermenilerin de buna ayak uydurmaları zamanı gelmişti. 1890 da kurulan ilk Ermeni Ordusunun bayrağında bir kurukafa ve Ermenice “İntikam..İntikam.." yazısı bulunuyordu." diyor. Köseeyan, Kafkas Cephesinde, Ermenilerin Türk ordusuna karşı nasıl savaştıklarını anlatırkenşöyle diyor:

"Kafkasyada bulunan ve Türkiye’den oraya giden 150 bin Ermeni gönüllü, Türklere karşı savaşmak için Rus ordusuna katılmışlardı. 28 Ekim 1914’de Ermenilerin beklediği an geldi. Rusya,Fransa ve İngiltere Türkiyeye savaş ilan etmişlerdi. Ermeniler de bu savaştaki yerlerini almışlardı."

"Ermeni Bağımsızlık Savaşı" kitabının bir bölümünde de şu satırları okuyoruz:

"22 Aralık 1914’de Sarıkamışta, Ermeniler, Türklere karşı kahramanca savaştılar. Bu savaştan sonra Ruslar yeni Ermeni taburları kurdular ve bunların başına da General rütbesi verdikleri Çeteci Antranik'i getirdiler. Ruslar Ermeni savaşçıları madalyalarla donatmış kahraman olarak alkışlamışlardı. İngiIizlerin saflarında Türklere karşı savaşan Ermeniler için de İngiliz generali Allenby şöyle demişti "Türklere karşı kahramanca savaşan Ermeni kuvvetlerine komuta ettiğim için onur duyuyorum. Türklere karşı savaşı kazanmamızdaki katkıları inkar edilemez."

Ermeni Tarihçi kitabına şu satırlarla son veriyor: "Emperyalist güçler, Ermenileri emelleri için kullanmışlar ve Osmanlı İmparatorluğunu parsellerken biz Ermenilere hakkımız olan payı vermemişlerdir…” (İnaf Ermeni Dosyası,28 Eylül 2000)

 

TÜRKİYE ÜZERİNDE OYNANAN ERMENİ OYUNUNUN GERÇEK YÜZÜ

Türk Devleti ve insanı var olduğundan beri daima onu yıkmaya, parçalamaya yönelik faaliyetlerin hedefi olmuştur. Asırlarca süregelen bu entrikalar bugün gene gündemde bulunuyor.

Türkiye’nin dostları ve müttefikleri olduklarını iddia eden bazı ülkelerin, onlara muhtaç, aciz bir Türkiye yaratmaya çalıştıklarını her Türk görüyor ve bu tehlikeli gelişmeler onu vatanına daha çok bağlıyor.

Tarih boyunca Süper Güçler, Türkiye üzerindeki oyunlarını, Yunanlıları, Ermenileri, Kürtleri, Rumları, Arapları ve yarattıkları uydurma taşeronları kullanarak sürdürdüler. Aynı senaryo bugün de oynanıyor. Bu oyun artık çok bıktırıcı oldu. Şu sıralarda hortlatılmak istenilen sözde “Ermeni Soykırımı”da, Türkiye’yi parçalama oyunlarının bir malzemesidir. Bu Türk Devleti için ne var olan ne bir mesele, ne bir problem, ne de bir kan davasıdır.

Bugün yaşanan olaylar, 19. Yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak, topraklarını yağmalamak isteyen “Süper Güçlerin”, 2000 yılının eşiğine geldiğimiz şu günlerde, aynı politikalarını uygulamaya koyduklarına bir işarettir. Bu güçlerin kullandıkları taşeronlar ise değişmedi.

Türk Devletini ve insanını karalamayı hedef alan yalanların arkasında yatan gerçekleri, dünya insanlarının öğrenmeleri zamanı artık gelmiştir.

Yunan propagandasının beslediği “Kürt Soykırımı”, “Kıbrıs Rum Soykırımı”, “Pontuslu Rum Soykırımı”, masallarından sonra şimdi de Yunan- Ermeni ortaklığı uydurma “Ermeni Soykırımı”nı Türkiye aleyhinde tırmandırmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki bir grup Amerikalı ve Fransız politikacı, ülkelerindeki “Yunan” ya da “Ermeni” mahallelerinden alacakları üç beş oy uğruna onların kuklası olabiliyorlar.

1867 senesine kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Ermenilerle Türkler arasında ne dini, ne de siyasi bir ihtilaf yoktu. Türklerle Ermeni’ler adeta kaynaşmışlardı. Bir Türk ya da Ermeni erkeği askere gideceği, seyahate çıkacağı zaman, ailesini aklı hiç geride kalmadan Türk veya Ermeni komşusuna emanet edebiliyordu. Özellikle Anadoluda yaşayan Ermeniler arasında Ermenice bilenler parmakla gösterilecek kadar azdı. Bunlar Türk okullarında okur ve Türkleri herkesden fazla severlerdi. Karşılıklı sevgi ve saygı dolu bu hisler, serpilen nifak tohumlarına rağmen bugün Türkiye’de bir arada yaşayan Türk ve Ermeniler arasında sıcaklığını korumaya devam ediyor. Hatta Ermeniler Türk dilini öylesine benimsemişlerdi ki, hiçbir müdahale görmedikleri halde Kiliselerinde dualarını Türkçe ederlerdi. Osmanlı imparatorluğu döneminde devletin en üst kademelerinde yüksek rütbelerle hizmet vermiş Ermenilerin sayısı hayli fazlaydı. Hiçbir zaman Türklerden bir ayırım görmemiş, Türk tarihinde isimleri Bakan, Paşa ve Elçi olarak biri hariç en iyi şekilde yer almıştır. Bu değerli insanların Türk Devletinin ekonomisine de, önemli katkıları olmuştur.

Mesela Kapriel Noradukyan Paşa Dışişleri Bakanlığı, Agop Kazazyan Paşa Posta Bakanlığı, Mareşal Garabet Artin Davut Paşa Bayındırlık Bakanlığı yapmışlardır. Bunlardan başka Osgar Mardikyan, Kirkor Agathon, Bedros Hallaçyan ve Kirkor Sinapyan muhtelif bakanlıklarda bulunmuşlardır.

Padişahların itimadını kazanmış, saraya hizmet etmiş ve Hazine bakanlığı yapmış Agop Kazazyan Paşa, Mikael Portokalyan Paşa ve Ohannes Paşa imparatorluğa sadakatle hizmet etmiş Ermenilerdir.

Bu uyumlu ve kardeşçe ilişkiler Kırım Savaşı sonrasına kadar devam etti. Çarlık Rusyası, Osmanlı İmparatorluğunu parçalama politikasını Kırım Savaşında uğradığı hezimetten sonra uygulamaya koymuştu.

Osmanlı İmparatorluğuna iki cephede sorun yaratmak amacıyla sıkıştırmayı hedef alan, Balkanlardaki Hıristiyan azınlığı koruma bahanesi ile izlediği kışkırtmacı politikasını, 1870’li yıllarda Doğu Anadoluda yaşayan Ermeniler üzerinde de uygulamaya başlamıştı.

Çarlık Rusyası izlediği bu politikasının sonucunda Ermeniler, 1876 da Osmanlı İmparatorluğuna baş kaldırdılar. Bu ayaklanmalar o devrin bazı süper devletlerinin de kendi politikaları doğrultusunda karışmalarıyla, yıllar geçtikçe arttı, kanlı savaşlara yol açarak, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne kadar devam etti.

1862 yılında Adana’da, Zeytun’da ilk Ermeni isyanı çıktıktan sonra, bunu diğer ayaklanmalar takip etmiş ve sonuçta Türk insanıyla Ermeniler arasındaki sıcak ilişkiler yavaş yavaş soğumaya başlamıştı.

Rus ve Anadolu Ermenileri’nin Çarlık Rusya’sının kışkırtmaları sonucunda başlattıkları ayaklanmalar, 1877 Türk-Rus harbinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğu cephesini çok zor durumlarda bırakmıştı.

Hele Ermeni patriği Nersis Efendinin, 1878 de savaşın galibi Rusların Yeşilköydeki karargahına giderek Anadoluda bir Ermeni Devletinin kurulması için Çar’dan yardım istemesi, Ermenilerin artık “Sadık Millet” ünvanına layık olmadıklarını, Türklere acı bir şekilde göstermişti.

Rusya’da eğitilen Ermeni teröristler İmparatorluğun merkezi olan İstanbulda bile kanlı eylemler gerçekleştiriyorlardı. Hatta yabancı ülkelerin askeri müdahelelerine zemin hazırlamak için, 1896’da İstanbul’da Osmanlı Bankasını basmaya bile teşebbüs etmişlerdi.

Buna rağmen, Osmanlı Devletine baş kaldıran Ermenilere katılmayan ve kanlı hareketlerini tasvip etmeyen Ermeniler de vardı. Bunlar gizli Ermeni terör örgütleri tarafından tehdit ediliyor, evleri bombalanıyor, yakılıyordu.

Batıdaki ülkelerin Ermeni konusuna ilgi göstermelerinin en önemli nedeni Rusların bunu bir Müslümanlık Hıristiyanlık meselesi şeklinde dünyaya duyurmalarıydı. Ama gene de bu ilginin ardında yatan asıl gerçek Osmanlı İmparatorluğu’nun zenginlikleriydi. İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar kapitulasyonlarını, Ruslar ise Boğazlara ve Doğudaki Türk topraklarına gözlerini dikmişlerdi.

"Ermeni Meselesi"nin dünyaya bir problemmiş gibi duyurulması, 19. Yüzyılın sonlarında, Gizli Ermeni cemiyetlerinin örgütlenmeleriyle başladı. Bu cemiyetlerin yöneticileri Paris, Londra ve St. Petersburg’da umduklarından daha iyi karşılandılar, ilgi görüler. İngiltere’de Gladstone hükümeti dağınık olan, gizli terör örgütlerini gruplaştırarak disipline etti ve bünyelerinde propaganda komiteleri kurulmasını sağladı.

Oluşturulan propaganda mekanizması işlevini, Batılı ülkelerin politikaları doğrultusunda, sürdürdü. Ermeni Propagandası özellikle Kurtuluş savaşı döneminde görüntüsünü birden değiştirmişti.

Ermeniler, 1900’lerin ilk yıllarından itibaren Rusya’da geniş bir propaganda faaliyetine giriştiler.

Ermeniler, Rusların en zayıf taraflarının Akdenize inmek olduğunu bildikleri için bu konuda kendilerine yardımcı olacakları vaadederek onları taraflarına çekmişlerdi. Bu teminat Ruslar’a Ermenistan’daki Ermeni Patriği vermişti. O zaman Ruslar Ermenilerin propagandasına zemin hazırlamış para vermişlerdi. Hatta Rus Çar’ı Nikolas, Osmanlı Devletinin 1.Dünya savaşına katılmasının ilk günü, Türkiye’deki Ermenileri, Rusya’da yaşayanlarla birleşmeye çağırmıştı.

Bu çağrı üzerine Ermenilerin Patriği 5.Kevork imzasıyla Kilisenin yayın organı Ararat’ta yayınlanan bir yazı, tüm dünyaya dağıtılarak, Ermenilere Rusya’daki soydaşlarıyla birleşme önerilmişti.

Ermeniler propagandalarını üslendirdikleri ülkelerde, kendilerini doğu uygarlıklarının öncüleri olarak tanıttılar. Hatta Yunan uygarlığının da kökünde Ermenilik bulunduğunu ortaya atarak bir çeşit “üstün ırk” teorisi yaratmaya çalıştılar. Bununla da yetinmeyerek Fransızlarla aralarında kan bağı bulunduğunu iddia ettiler. Bu konudaki propagandalarına destek veren Fransızlar da olmuştu.

Paris Üniversitesi Profesörlerinden BRUN, Ermenilerle, Fransızların aynı soydan geldiklerini iddia edecek kadar ileriye gitmişti. BRUN’a göre Ermeni Kralları Lüsinyan Hanedanından geliyorlarmış.

Ermeni propagandasında “uygarlık” ve “soyluluk” ilgi görmeyince bu kez “duygu sömürüsü” görüntüsü sahnelendi. Bu propagandanın sloganları “Soykırıma uğramış”, “Ezilmiş millet” şeklindeydi.

Fransa’nın, 1918 Sevr Anlaşmasına dayanarak işgal ettiği Güney Anadolu’daki topraklar üzerinde bağımsız bir Ermenistan Devleti kuracağına dair ortaya attığı sloganlar sonucu, diğer ülkelerde yaşayan çok sayıda Ermeni bölgeye geldi. Bunların katılmasıyla oluşturulan “Ermeniler Lejyonu” Kilikya’da göreve başladı.

Fransa’nın kurduğu Ermeni lejyonuyla elde etmek istediği, bağımsız bir Ermenistan Devletinin kurmak değil, bölgede Fransız çıkarlarına hizmet edecek askeri bir güç yaratmaktı.

Ancak olaylar Fransa’nın umduğu gibi gelişmedi: Ermenilerin bölgede yaşayan Türkler üzerinde başlattıkları katliamlar Fransız basınında yayınlanmaya başlayınca, Paris Hükümeti güç durumda kaldı. Adanadaki Fransız komutanlarının yolladıkları raporların da olayları doğrulaması üzerine, Ermeni lejyonu dağıtıldı.

Bu gelişmelerden sonra Ermenilerin Adana’da Türklere karşı giriştikleri katliamlar çabuk unutuldu.

Fransız basınında tam aksi yönde bir propaganda, Ermenilerin katliama uğradığı haberleri tekrar yer almaya başladı.İşin en ilginç yanı, Türk Kurtuluş Savaşı’nın Ermenilerce Fransız kamuoyunda bir “Ermeni Soykırımı” olarak tanıtılmasıydı.

1920 yılının Haziran ayında Kilikya’da kuruluşu ilan edilen “Amanus Ermeni Cumhuriyeti” çok kısa ömürlü oldu. Türk ordusunca girişilen askeri harekat sonucunda ortadan kalktı.

Aynı yıllarda, Ermeniler Amerikada büyük propaganda faaliyetlerine giriştiler. Özellikle New York Times gazetesi Ermeni tezlerini büyük ölçüde destekleyerek üzerinde kurulacak bir Ermeni Devleti’nin sınırlarının ancak Başkan Wilson tarafından saptanabileceğini ileri sürdü. Bu yayınlar üzerine “Ermeni Devletinin sınırlarının saptanması” çalışmaları başladı. Amerika’nın bu devletin Manda yönetimini üstleneceği haberinin yayılmasından sonra, Ermeni propagandası bu amacın gerçekleştirilmesi yönünde oluştu.

Yapılan çalışmalar sonucu, doğal zenginliklerle dolu toprakların İngiltere’nin elinde bulunduğunun anlaşılması üzerine, Amerika bu girişiminden vazgeçti.

Elde edilecek karlı alanların bulunmaması, Başkan Wilson’un kararını değiştirmesine neden olmuştu. Ancak bu olaya başlayan Amerika’daki Ermeni propagandası, Ermenilerin bu ülkede etkisi gittikçe artan bir lobi oluşturmaları sonucunu doğurmuştu.

Ruslar, Ermenilerin koruyucuları olarak gözükmüşlerse de Kafkasyada yaşayan Ermenileri toplu halde öldürdükleri de tarih kitaplarında yer alır.

1885’te Ermeni okullarının kapatılması, 1836’da Gregoryen Ermeni kilisesine mülkiyet hakkının tanınmış olmasına rağmen, 100 milyon frank tutarındaki kilise mallarına el konulması, Kafkasya’daki zengin Ermenilerin ve aydınların tutuklanarak mal ve mülklerinin alınması Rusların Ermenilere üzerinde uyguladıkları baskılardan yalnızca birkaç örnektir.

1908 Meşrutiyeti Dönemi,Türklerle, Ermeniler arasında geçici de olsa bir yakınlaşmaya ortam yaratmıştı.

Rusyanın Ermenileri kışkırtmak için kullandıkları malzeme Anadolunun zengin ve verimli topraklarıydı. Bu toprakları Ermenilere kazandıracaklarını vaadetmişlerdi.

Oysa bu topraklar üzerinde Kürt beylerinin sahip oldukları geniş araziler vardı. Ermenilerle, Kürtler arasındaki bu sürtüşmeyi Ruslar kızıştırırken, bazı Batı ülkeleri de sahneye iki taraf arasında kışkırtmacı olarak yerlerini almışlardı. Van’da Fransız konsolosluğu yapmış bulunan Zarzecki, Kürt-Ermeni ilişkilerini bir kitabında şöyle anlatır:

"Yüzyıllar boyunca Kürt ağaların topraklarında ırgat olarak çalışan Ermeniler, bu duruma alışmış, bir başka şeklin mevcut olabileceğini düşünemiyor, şikayet etmiyorlardı. Zaten maddi yönden de pek zayıf sayılmazlardı. Kürt ağasına borcunu ödedikten sonra Ermeninin elinde yaşamasına yetecek kadar para kalıyordu. Osman Paşa’nın Van seferinden sonra, hükümetin gücü Kürt beyleri aleyhine kuvvetlenmiş Kürtlerin Ermenilerden olan istekleri daha da azaltmağa başlamıştır.

Tanzimatın ilanıyla durumları iyiden iyiye düzelen Ermeniler, hükümet tarafından hazırlanan uygun şartlar sonucunda zenginleşmeğe başlamış bir çoğu geniş topraklar satın almışlardır. Hatta, Ermenilerin elindeki topraklar bazan fakir Kürt köylüleri tarafından işlenir olmuştur.”

Bu arada, Adana’daki Ermeni çeteler hareketlenmiş 1909 Nisanında Ermenilerin ayaklanması yeniden alevlendirmişti.

Birinci Dünya savaşının patlamak üzere bulunduğu günlerde Türkiye, Rusyanın karşısında bir savaş hazırlığı içindeydi. Ruslar Doğu Anadolu’yu işgal etme hazırlıklarını tamamlamışlardı.

Samsun’dan, Ankara ve Kayseri üzerinden Adana ve Mersin’e uzanan hattın doğusunda bütün Ermeni köyleri, kasaba ve şehirlerin Ermeni mahalleleri birer silah deposu, her kilise ve Manastır birer kale haline getirilmişti.

Osmanlı hükümeti, Ermenilerin bu hazırlıklarını günü gününe takip ediyor. Mümkün olduğu kadar önlemeye çalışıyor ve herhangi yabancı bir müdahaleye sebebiyet vermemek için Ermenileri tatlılıkla ve nasihatle yola getirmeğe çalışıyordu.

Birinci Cihan harbi başladığı zaman Osmanlı İmparatorluğu üç ay tarafsız kalmış ve bu süre içinde savaş hazırlıklarını tamamlamaya çalışmıştı. Bu arada Rusya’dan Ermenilere, harekete geçmeleri emri geldi. Ermeniler askerden kaçıyor, silahlı çeteler ordunun geri hizmetlerini baltalıyorlardı. Rusyadan gelen Ermeni çeteler Türk ordusunu hedef alan sabotajlarını arttırmışlardı. Bu arada Ermeni çeteler Türk köylerini basarak çocuk, kadın, ihtiyar ayırmadan Türkleri öldürüyorlardı.

Adana’daki Ermeni ayaklanmasını o tarihlerde Adana valisi olan Cemal Paşa hatıralarında şöyle anlatır:

"1909 yılının ilk aylarında, Adana’da Ermenilerin ayaklanacakları ve Avrupa donanmasının Ermenileri sözde bir Türk soykırımından kurtarmak için Adana’yı işgal etmeye hazırlandığına dair söylentiler çok yaygınlaşmıştı. Türk halkı bu söylenenlere öylesine inanmıştı ki, ailelerini bölgeden uzaklaştırmağa başlamıştı. 1909 senesi Nisan ayında tarafların münasebetleri çok gerginleşmişti her an iki halkın birbiri üzerine saldıracaklarından, artık kimsenin şüphesi kalmamıştı.

Nihayet Nisan’ın 14 ncü günü Ermenilerin dini liderleri Monsenyör Museg’in emriyle Ermeniler saldırıya geçince “Adana Olayı” patlak vermişti.

Adana, Tarsus, Hamidiye, Misis, Erzin, Dörtyol ve Azizli’de Ermeniler her yerde, öylesine akılalmaz katliamlar yapmışlardı ki, bu kıyıma tanık olanlar bile bugün o günleri hatırladıkça ağlıyorlar, lanetliyorlar.

Adana katliamının sorumlusu “Les Vêpres Ciliciennes”ın yazarı Monsenyör Muşeg idi.

Adana vilayetinin istihbarat birimleri "Adana Olayı” patlak vermeden üç ay önce Adana’da yaşayan Ermenilere çeşitli şekillerde silah gönderildiğini tesbit etmişlerdi. Monsenyör Muşag ve etrafındakiler bölgede yaşayan Ermenileri kışkırtıyor, Türkleri öldürmeleri için hedef gösteriyorlardı.

Bu gelişmeler kaydedilirken Balkan Savaşı başladı. Birçok cephede savaşan Osmanlı ordusunu kovalayan talihsizlikleri fırsat bilen Ruslar ve Fransızlar Ermenileri ve Arapları Türklere saldırtma fırsatını kaçırmadılar.

Bir yandan Fransızlar, Suriye’de Arapları isyana teşvik ederken, öte yandan İstanbul’daki Rus Elçisi Giers, 1912 Kasım ayının 26’ncı günü Rus Dışişleri Bakanına çektiği bir telgrafta şöyle diyordu:

"Ermeniler, Rusya’nın yaşadıkları bölgeleri işgal etmesini istiyorlar. Ermeni kilisesi, Rusya’nın Türkiye’deki Ermenileri himayese almasını Cenabı Hak’tan diliyor. Osmanlı İmparatorluğunun şu sıralarda içinde bulunduğu kargaşadan yararlanabiliriz. Ordularımızın belirli bölgelere girmesi için zemin uygundur.”

Bu arada Ruslar, Kafkasya’da yaşayan Ermenilere karşı uyguladıkları katı tutumlarını yumuşattılar.

Kafkasya’daki hapishaneleri dolduran Ermeniler siyasi bir af ile serbest bırakıldılar. Ruslar izledikleri bu yumuşama politikalarıyle Ermeni ihtilalcilerin taraflarına geçmesine zemin hazırlamışlardı.

Rusların tek istediği Doğu Anadolu’da huzursuzluğun sürmesi idi. Bunun için Ermenileri malzeme olarak kullanıyorlardı. Bu politika; “Türklerin ezdiği zavallı Ermenileri korumamız altına aldık” sloganı ile Avrupa’nın merhamet hislerini, bir duygu sömürüsüne dönüştürerek Anadolu üzerindeki asıl emellerini gizlemeye çalışıyorlardı.

Ancak bu politikanın sürdürülebilmesi için aynı bölgede yaşayan Kürtlerin Ermenilere saldırmaları gerekiyordu. Böylece, Kürtler değil de Türkler, Ermenileri öldürüyorlar görüntüsüyle konu Avrupa platformunda propaganda malzemesi olarak kullanılabilecekti.

Bu senaryonun gerçekleşebilmesi için Kürt beylerinin ve nüfus sahibi Şeyhlerin Osmanlı Devletine baş kaldırmaları gerekiyordu. Bu amaçla Rusya, bir yandan Kürtlerin liderlerinden, Bedirhani Abdürrezak Beyi Rusya’da himayesine alarak bir Kürdistan prensliği kurması için ona paralar verirken öte yandan, Bitlis’te Seyittiha’yı Bitlis Konsolosu vasıtasile Osmanlı devletine isyan ettirmişti.

Rus istilası sırasında Ermenilerin, zulüm ve cinayetlerinden kurtulmak için Diyarbakır, Halep ve Adana’dan Konya, Erzurum, Erzincan ve Sivas’a sığınmış olan Kürt ve Türk muhacirlerindurumları yürekler acısıydı.

Fakat o zavallılar Müslüman oldukları için hiçbir Alman veya Amerikalı misyoner, onlar için rapor yazmadı, onların felaket ve sefaletini Ermeniler için yaptıkları gibi edebi bir lisanla Batıya duyurma gereğini vicdanında hissetmedi.

Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinin Ruslar tarafından istilası sırasında o bölgede yaşayan Türk ve Kürtlerden acaba ne kadarının Ermeniler tarafından barbarca öldürülmüş olduklarını ve ne kadarının yaratılan göç sırasında yok olduklarını bilen yada bugün bunların hesabını soran var mi? Ama gerçek şu ki, bu yüzden ölen Türk ve Kürt’ün sayısı birbuçuk milyonu geçer.

Ermeni katliamından Türkler mesul oluyorlar da, Türk ve Kürt katliamından Ermeniler niçin mesul olmuyorlar?

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri geçmişi tarihin sayfalarına gömmüş, eski düşmanlarını dostları olarak kabul etmeyi siyasetine daha uygun bulmuş onlara karşı daima dürüst davranmıştır.

Ne yazık ki bu barışçı ve iyi niyet politikasının karşılığını hiçbir zaman almamış, en güvendiği dostları bile ona, en zor zamanlarında sırtlarını dönerek tek başına bırakmışlardır.

Ermeniler’in, bugün yaşadıkları ülkelerde cemiyetleri, gazeteleri, ve daha birçok örgütleri bulunmaktadır. Bunlar, Yunanlılar ve ayrılıkçı kürtlerle birlikte Türkiye aleyhindeki faaliyetlerini bir arada yürütüyorlar. Bu da onlara geniş propaganda olanakları sağlıyor. Ancak Türkiye’nin dışında yaşayan her Ermeni Türkiye’nin düşmanı değildir, bunun da kabul edilmesi gerekir. .(İnaf Ermeni Dosyası,28 Eylül 2000)

mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr