-WASHINGTON TIMES GAZETESİ’NDE, 15 EKİM 2000 TARİHİNDE, AZERBAYCAN CUMHURİYETİ
BÜYÜKELÇİLİĞİ MASLAHATGÜZARI ELMAR MAMEDYAROV İMZASIYLA YAYINLANAN MEKTUP
ERMENİLERİN KANLI ELLERİ
05 Ekim 2000 tarihinde, James Morrison
tarafından hazırlanan Embassy Row köşesinde “Türkiye’yi Savunmak”
başlığıyla yayımlanan makale hakkında bazı yorumlarda bulunmak istiyorum:
- Temsilciler Meclisi’nin 596 sayılı karar tasarısında konu edilen olaylar, iki
büyük imparatorluğun, Osmanlı ve Rus İmparatorluklarının çökmesine yakın bir
tarihte yaşanan kargaşa döneminde meydana gelmiştir. Masumiyetle hiç ilgileri
olmadığı halde kurban oldukları iddia edilen kişileri ilgilendiren olaylar hakkında
yargıda bulunurken herkes son derece dikkat
li
olmalıdır. Ermeniler, o tarihlerde ellerini çok sayıda Türk’ün kanına bulamakla
kalmamış, yıllar boyunca, Azerbaycan ve diğer komşularına karşı da saldırgan
tutumlarını sürdürmüşlerdir.
Soykırım gerçektende çirkin bir şeydir. Biz Azeriler, bunu kendi deneyimimizden de
biliyoruz. Çünkü halkım, tarih boyunca, komşu ülkeler, özellikle de Ermeniler
tarafından katledilmiştir. “Ermenistan Bölgesi”, ilk kez 1828’de Azerbaycan’ın
Rusya ve İran arasında bölünmesinden sonra, Rus Çarı I.Nikola tarafından Azerbaycan’ın Erivan ve Nahcıvan Prensliklerine ait topraklar
üzerinde kurulmuştur. Ardından, İran ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen toplan
125.000 kadar Ermeni bölgesine yerleştirilmiştir. Bölgedeki kontrolünü perçinlemek
isteyen Rusya, Ermenilerin bölgeye yerleşmesine davetiye çıkarmış ve bunu kuvvetle
desteklemiştir. Şovenist bir yaklaşımla “ Büyük Ermenistan” idealini
gerçekleştirmek isteyen bu etnik grup, bölgede yaşayan Azeriler için sürekli bir
tehdit unsuru olmuştur.
Ermenilerin, 1905-1907 yılları arasında Bakü, Zengezur, Susa ve diğer şehirlerde
giriştikleri etnik temizlik, 1918 yılında Bolşeviklerin desteğindeki Ermeni Taşnak
çetelerinin, 20.000’i sadece Bakü ’de olmak üzere 50.000’den fazla Azeriyi
katletmesiyle sonuçlanmıştır. O tarihlerde, İngiltere’nin Bakü Konsolosu olan Mac Dowell olaylar hakkında
yaptığı değerlendirmede, “şehirde, cesetlerden başka tek bir müslüman yoktu”
ifadesini kullanmıştır. Daha sonra, 1919-1920 yıllarındaki askeri operasyonlarda
Ruslar tarafından desteklenen Ermeniler, Azeri topraklarının çok büyük bir bölümünü işgal etmiş ve burada yaşayan
Azerilere karşı giriştikleri etnik temizlik harekatını başarıyla
gerçekleştirmiştir. Ermenilerce, yüzlerce yerleşim yeri yağmalanarak harabeye
çevrilmiş, onbinlerce Azeri en gaddar yöntemlerle katledilmiştir.
Kremlin’in yaklaşık 70 yıl boyunca bilinçli bir biçimde uyguladığı Ermeni
yanlısı politikaları çerçevesinde Ermeniler, hem Sovyetler Birliği döneminin son
yıllarında, hem de Sovyetlerin çöküşünden hemen sonra yeniden şiddete
başvurdular. Ermenistan’da yaşayan Azerileri topraklarından süren ve askeri güç
kullanmak suretiyle ülkemin yaklaşık yüzde 20’sini işgal eden Ermeniler, hem
Ermenistan’da tek ırklı toplum yaratma emelini gerçekleştirdiler hem de bölgedeki
yayılma hayallerinin hala canlı olduğunu
kanıtladılar. 1988 yılında, Ermenistan ile Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ
konusunda başlayan anlaşmazlıktan bu yana Ermeniler, Azerilere karşı birkaç kez
soykırım politikası uygulamışlardır. En açık soykırım ise, 1992 yılının
Şubat ayında Hocalı’da yaşanmıştır.
Ermeni birlikleri, buradaki binlerce sivil ve masum Azeriyi katletmiş, tüm şehir,
dünyanın gözleri önünde yerle bir edilmiştir.
Sözde “Ermeni Soykırımı”nın, her iki yılda bir Kongre’de yeniden gündeme
gelmesinin etnik politikalar dayandığını anlamak hiç de zor değildir. Bu arada,
uluslararası toplum da, bir mezalimi kabul ederken, benzer başka olayları, örneğin
Azerbaycan’ın maruz kaldığı mezalimi reddeden iki yüzlü bir karar tasarısına
daha tanık olacaktır. Azerbaycan, 1992 yılında bağımsızlığına kavuştuğundan beri, Amerikan Kongresi’nin etnik gruplara
dayalı politikaları çerçevesinde haksızlığa maruz bulunmaktadır. Şu anda 1
milyondan fazla Azeri, mülteci olarak yerlerinden edilmiş bir biçimde yaşarken ve
Azerbaycan topraklarının beşte biri
Ermenistan tarafından işgal altında tutulurken, Kongre tarafından kabul edilen
özgürlüğü destekleyen yasanın 907’nci maddesi uyarınca Azerbaycan’a
yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu durumda akla gelen soru şudur: “Tarihte ve yakın
geçmişte kendi yaptığı kötülükleri
inkar eden Ermenilerin, kendilerini kurban olarak takdim etmeye ahlaken hakları var
mıdır?”
Son olarak bir noktaya daha işaret etmek istiyorum. Eğer bu tasarı Meclis’ten de
geçerse Azerbaycan ve Ermenistan arasında zaten zor olan barış süreci kesinlikle
olumsuz bir şekilde etkilenecektir.
Kaynak: Forsnet.
mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr