|
Fransa'nın sözde Ermeni
soykırımı iddialarını tanıması yetmezmiş gibi, Ermeni diasporasının parasıyla,
"İncil'i Araştırma Enstitüsü" kuran bir İngiliz araştırmacının,
"Cennet Ağrı dağının eteklerindedir" iddiasını öne sürmesi, Türk
medyası tarafından, kamuoyuna turist getirecek bir mucize gibi sunuldu! Fransa'nın
sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanıması yetmezmiş gibi, Ermeni
diasporasının parasıyla, "İncil'i Araştırma Enstitüsü" kuran İngiliz
araştırmacı Michael Sanders'in "Cennet Ağrı dağının eteklerindedir"
iddiasını öne sürmesi, Türk medyası tarafından, kamuoyuna, turist getirecek bir
mucize gibi sunuldu! İngil izlerin tarihi yeniden
yazarak yeni stratejiler üretme planları gereği, önce Türkler'in Endonezya'daki bir
patlama ile 6'ncı yüzyılda ortaya çıkan bir millet olduğu iddiası gündeme geldi;
hedef, Türk tarihinin temelini ortadan kaldırmaktı. Sonra Nuh'un Karadeniz'de yaşadığı teorisi ortaya atıldı. İskoçlarla
İskitler-Sakalar arasında bağlantı kurabilmek için Orta Asya'da güya 3 bin yıllık
İskoç eteği bulundu! 'Bir etek 3 bin yıl bozulmadan durur mu?' sorusunu karşılamak
için İngilizler, buluntuları buzullar arasından
çıkardıklarını söylediler! Buzulun içine İngiliz eteğinin nasıl
yerleştirildiği ise bilinmiyor! Son olarak da İncil'de geçen cennetin Sinop ile Ağrı
Dağı arasında bir yerde olduğu iddiası dünya gündemine getirildi...
Batı Dünyası'nda ortaya atılan bilimsel tarih teorileri, özellikle Hint-Avrupa ile
Ural-Altay ayırımına dayanır. Batılı araştırmacılar, kendilerini Hint-Avrupa
kökenine bağlarlar ve eski Anadolu uygarlıklarının, örneğin Etiler'in, bu gruptan
olduğunu iddia ederler. Ancak bugün Etiler 'in zemini
olan Hattilerin Türk olduğu iddiaları vardır. Gerek Macar, gerekse Türk bilim
adamlarının Anadolu uygarlıklarının temelindeki Sümer gerçeğini ve Sümer dilinin
Türkçe'nin kökeni olduğunu ispatlamasından sonra, son zamanlarda tarih stratejisi
oluşturmakla görevlendir ilmiş İngilizler, dünya
medyasını da kullanarak, bir taraftan kendilerine Orta-Asya'dan ata arıyor, diğer
taraftan da Anadolu'nun ezeli Türklüğü'nü ispatlayan bilimsel bilgi, belge ve
buluntuları yok sayarak, bu coğrafyanın kendi kültür alanları ve Ermenil er ile ilgisini kurmaya çalışıyor.
Türkiye araştırmıyor!
Türkiye'deki üniversitelerde ve Türk Dil Kurumu veya
Türk Tarih Kurumu'nda, bu tür uydurma tarih stratejilerine bilimsel cevap
oluşturabilecek çalışmalar veya doçentlik, profesörlük tezleri yok! Son dönemde
Türk üniversiteleri, daha çok kendi etnik kökenlerini araştırmak isteyenlere tez
konusu veriyor!
Genel Türk tarihi ve Türk dili alanlarında, hiçbir devlet desteği olmadan
çalışan Kazım Mirşan, Selahi Diker ve Necati Güroğlu gibi araştırmacıların
bilgileri ise Türk medyasının ilgisini çekmiyor. Medya, Ermenilerin finanse ettiği
İngiliz araştırmacıların, uydurma tarih stratejilerini daha ilginç buluyor!
Tevrat ve İncil kökenli
Son iddia, yine bir İngiliz tarafından ortaya atıldı.
Sabah gazetesinden Jan Devletoğlu'nun haberine göre, Dr. Michael Sanders, ABD'nin
Kaliforniya eyaletinin Irvine kentinde 2 yıl önce, "İncil'in Gizemlerini
Araştırma Enstitüsü" kurmuş. Bu çerçevede araştırmalar yapmış. Eski
Ahit'teki Cennet Bahçes i, Basra Körfezi'nde değil,
Sinop ile Ağrı dağı arasındaki bir bölgedeymiş... Sanders, cenneti Türkiye'ye
bağışlamakla kalmamış, Nuh Tufanı'nın da bu bölgede yaşandığını, Babil
Kuleleri'nin de Türkiye'de bulunduğunu öne sürmüş. Sanders, Eski Ahit'te geçen,
cennet bahçesini sulayan nehrin, bahçeden sonra dört kola
ayrılması ifadelerine ve İncil'de bu dört nehrin adlarının Pison, Gibon, Hiddekel ve
Fırat olarak bildirilmesine dayanarak, "Bugüne kadar bilim adamları, bu nehirlerin
Basra Körfezi'ndeki Fırat ve Dicle nehirlerinin
kayna kları olduğunu söylüyordu. Uydu fotoğraflarından bu dört nehrin, Murat,
Dicle, Fırat ve Karasu olduğu, bu dört koldan birinin Ağrı dağına aktığı
görülüyor. İncil'e göre, Ağrı dağı, Nuh tufanından sonra gemisinin durduğu yer.
Gemidekiler, tufandan sonra kendilerini cennet
bahçesine götürecek nehri izledi" demiş.
Aynı gazetede, bir gün sonra yayınlanan Mehmet Çetingüleç ve Emre Ergül'ün
haberine göre, Sanders, konuyla ilgili bir belgesel film yapacağını, filmi NBC'nin
çekeceğini ve Havva rolünde Bo Derek'in çırılçıplak oynayacağını belirttikten
sonra "Dünyada 2 milyar Hıristiyan var. Türkiye'de turizm patlaması yaşanacak,
Türkiye'nin" diyerek projesine Türk yetkililerden destek aradığını, filmin bu
şekilde daha ucuza mal olacağını söy lemiş...
İsrailiyat kaynaklı...
Diyanet İşleri Başkanı, Mehmet Nuri Yılmaz, haberleri
yayınlayan Sabah gazetesine, "Bu iddialar İsrailiyat, yani tahrif edilmiş Tevrat
kaynaklıdır ve bilimsel temeli yoktur. Kuran'a göre, Adem ve Havva başka bir gezegene
yani dünyaya gönderilmiştir. Dolayısıyla cennet, bu dünyada aranmaz. Peygamberimiz
İsrailiyat konusunda dikkatli davranmamızı buyurmuştur" açıklamasını
yapmış...
Haberi, "Cennet Bahçesi Ağrı Etekleri'nde" başlığı ile veren Sabah
gazetesi editörleri, bir küçük araştırma yapmış olsalardı, Ağrı dağı
çevresinde dönüp dolaşan bu iddiaların hangi siyasi stratejilerin gereği olduğunu
da çok çabuk öğrenebilirlerdi. İşte gerçekler: (Yan sütunlarda)
Prof Mümin Köksoy: Kuran yanlış demek istiyorlar!
Yeni Avrasya Dergisi'nden Meltem Karaman, Sabah
gazetesinde Cennet Bahçesi iddialarının gündeme getirilmesinden çok önce,
profesörlük tezi "Mardin-Şırnak-Cudi dağı yöresi" olan Prof. Dr. Mümin
Köksoy ile "Nuh'un gemisi neden önemli?" başlıklı bir söyleşi
yapmıştı. Köksoy, o söyleşide özetle şunları
söylemişti:
"Dinler tarihi açısından yaptığım ilk incelemeye göre, bu inançların
tamamı Tevrat kökenli ve İsa ile bütünleşmiş. Ondan sonra, Müslümanlar da bunlara
inanıyormuş gibi oluşturulmuş efsaneler... Her yıl Amerika'dan, Avrupa'dan heyetler
halinde ziyaretçiler geliyor. Bunların masrafları oradaki Ermeni cemaatleri tarafından
karşılanıyor ve onlar Ağrı dağını, efsanevi, kendilerine has bir dağ olarak kabul
ediyorlar. Nuh'un gemisinin oraya konduğunu iddia ediyorlar. Buna delil olarak İncil'deki Ararat kelimesini gösteriyorlar. Ararat
da bugün Batı literatüründe Ağrı dağı olarak gösteriliyor.
Kuran'da ise Nuh'un gemisinin Cudi dağına konduğu yazıyor. Şöyle bir psikolojik
savaş yürütüyorlar: Eğer, Nuh'un gemisinin Ağrı'ya konduğunu ispatlarlarsa,
'Kuran'ın söylediği yanlış, İncil ve Tevrat'ın söylediği doğrudur' tezi
kazanacak! Ayrıca Ermeniler, Nuh peygamberi millileştirmiş olacaklar ve ona
sahiplenecekler.
Ağrı'yı neden hedef gösteriyorlar?
Bize göre ise onlar bütün insanlığın
peygamberleri. Hz Musa'nın Yahudileri bir araya topladığı gibi, Hz. Nuh'un da
Ermenileri toplayacağına inanıyorlar. Peki nerede toplayacaklar? Diyorlar ki, 'Nuh,
bizim peygamberimiz, Ağrı da onun gemisinin konduğu dağ. O zaman bütün dünyadaki Ermeniler, Nuh peygamber etrafında ve Ağrı coğrafyası etrafında
toplansınlar'
Ağrı dağı üzerinde hak iddia etmek, 'burası bizim kutsal yöremizdir' demek için
yapıyorlar bunu. Amaç tamamen siyasi ve stratejik...
Müslümanlar, İsrailiyata dayanan bu iddiaları bilmeden kabul ediyor. Bu da bir
psikolojik savaş; Hıristiyanlık ve Tevrat'ın İslamiyet'e nüfuzu sonucunu doğuruyor.
Nuh'un gemisi Cizre'de durdu
Bir defa Mezopotamya'da, M.Ö. 3000-3500'de Türklükle
ilişkisi olan Sümerler yaşıyor. Mısır medeniyeti var, İç Anadolu'da Etiler var.
Van ve Ağrı yöresinde ise ilkel topluluklar var. Urartu demek dağlık bölge demektir.
Urartu, Ararat, Judi veya Cudi aynı anlama geliyor. Hepsi, yüksek memleket, dağ
anlamına geliyor. Ermeniler bunu Ağrı için kullanıyor. Araplar , Yukarı Mezopotamya'nın en yüksek bölgesine judi (Cudi) demiş.
Tufan ise Kuzey Mezopotamya'da meydana gelmiş. Gemi de Cudi'de durmuş. Ama dağın
tepesinde gemi durur mu? Bir su göletinde suların çekildiğini düşünün, gemi en
yüksek yerde değil, en düşük yerde durur. Demek
ki, Kuran'da 'Cu di'de durdu' denilirken 'Cudi yöresinde durdu' denilmiş oluyor. Bu da
bana göre Cizre'dir. Sonuçta, Tufan bölgesinin Ağrı dağına yöneltilmesi, bir
Ermeni oyunudur sonucu çıkıyor.
Rumlar da Pontus için sahip çıkıyor!
'Tufan Karadeniz'de oldu' iddiası da Rumların Pontus
iddiasına tarihi dayanak aramalarının sonucudur. Nuh'un gemisine Rumlar da sahip
çıkacaktır. Doğu Karadeniz'in Rum bölgesi olduğunu öne sürebilmek , orayı manevi
yönden Rumlaştırmak için, Trabzon açıklarında
bulacakları harabeleri de Nuh'un gemisinin harabeleri ilan edebilirler. 'Hz. Nuh, bir
Pontus dedesidir" diyebilirler. Habere bakarsanız, 'Nuh peygamber, Türkler
Anadolu'ya gelmeden önce de buradaydı ama Türkler'in de babası sayılır, Türkler de
onun torunu sayılır' diye, yavaş yavaş Türk
ler'den uzaklaşarak, kendi fikirlerini yerleştiriyorlar. Diyanet ve İlahiyat ile
ilgilenenler artık bu konularda Kuran'ın mesajını, kamuoyuna hatırlatmalı değil mi?
Ermeni kimliğini diriltmek için...
Bu stratejiyi, ABD'deki 'Creation Research
İnstute', yani Yaradılış Araştırma Enstitüsü'nü destekleyerek Ermeni cemaati
finanse ediyor. (Sabah'ın haberinde Dr. Sanders'in kurduğu belirtilen enstitü)
Zaten Doğu Anadolu Ermeni toprağıdır diye iddiaları var. Orası da işte başkent
olarak gördükleri yer. Ermenice kayboluyor, dolayısıyla Ermeni kimliği de yok oluyor,
bunu diriltmek için böyle bir ortak değer yaratıp onun etrafında Yahudiler gibi
kimliklerini yaşatmak istiyorlar.
Bizde bu tür araştırma yok. Kasım Gülek, Ağrı'da araştırma yapan Amerikalı
astronotlara ev sahipliği yaptı, 'beni bunlarla karşılaştır' dedim, ömrü vefa
etmedi.
Sümerler'in Tufan menkıbesi, kesin belge...
Bir defa Sümerler'e ait Tufan menkıbesi, Nuh'un
gemisinin Cudi yöresinde olduğunu ispatlar. Bu belge, çivi yazısı ile
yazılmıştır. Kesin olarak Sümerce yazıldığı bilinen metin Kuran üslubuna
benzemektedir. Belki de bu metin Nuh'a indirilen ayetlerdir. Jeolojik araştırmalar da
tufanın Cizre'de olduğunu gösteriyor. Bölgede duvar gibi bir doğal baraj yıkılıyor
ve tufan oluyor. Bölgede, Nuh'un çocuklarının adıyla anılan köyler var, yatırlar
var, efsaneler, halen yaşatılan gelenekler var. Gemiden çıkan 80 kişi Kuran'da
Semanin diye geçiyor. Cizre'de Semanin köyü var! Dicle'nin batısında Nuh'un oğlunun
adını taşıyan Yafes (Kasandela) köyü var... B ir
banyo küvetinin içine su doldurun, içine de tümsekler yerleştirin ve bir maket gemi
koyun. Suyu boşaltın, göreceksiniz ki, gemi tümseklerden birinin üzerine değil, dibe
oturmuştur. Nuh'un gemisi de Cudi dağının dibine
oturmuştur. Orası da Cizre civarında bir yerdir. Kuran'da 'Sizi bereketli bir toprağa
indireceğim' diyor. Dağın tepesinde bereketli toprak olur mu? 'Güvercin gönderdim,
ağzında zeytin dalı ile geldi' diyor. Soğuk dağ ikliminde, Ağrı ve çevresinde zeytin
olur mu?
Gemi dedikleri lav akıntıları çıktı!
Bu konuda ilahiyatçılar, fen bilimciler birlikte
çalışmalıdır. Konu bir Milli Güvenlik sorunudur. Stratejik Araştırmalar
Enstitüsü, konuyla ilgilenmeli, iddiaları çürütmelidir.
Hz. İbrahim, Hz. Nuh'un torunudur, Urfa'da yaşadığı yer belli... Ağrı dağına
nasıl götürüyorsun onu? Amerikalı veya İngiliz, bütün araştırmacıların
iddialarının tamamı yalan, sahte ve kandırmacadan ibarettir. 'Ağrı'da bulduk'
dedikleri gemiye benzer görüntülerin volkanik lav akın tıları olduğu bilimsel olarak ispat edildi."
Cennet Bahçesi iddialarının üç temel hedefi:
Prof. Dr. Mümin Köksoy'a göre, Ermeniler, Cennet
Bahçesi gibi yalan yanlış, saçma sapan, uydurma hikayeler ve sahte belgelerle temelde
üç hedefe ulaşmak istiyor:
"1- 'Kuran yanlış, İncil ve Tevrat doğru' görüşünü kabul ettirerek, ana
dilden sonra Türk Milleti'ni bir arada tutan en güçlü bağ olan dini ve manevi
bağları zayıflatmak,
2- Dünyanın dört bir yanına dağılmış ve ana dillerini kaybetmek üzere olan
Ermeni camiasını, hiç olmazsa güçlü bir dini ve manevi efsane etrafında
birleştirerek dağılıp yok olmalarını önlemek,
3- ABD, AB, İtalya ve Fransa'nın çanak tuttuğu, hatta son olarak Fransa'nın
yasalaştırdığı sözde 'Ermeni soykırımı' iddialarını genişleterek, sözde vaat
edilmiş topraklar iddiasıyla Ağrı dağı merkezli olarak Doğu Anadolu'dan toprak
talep etmek.
Bunlara karşı devletçe, milletçe çok uyanık olmamız gerekir. İş işten
geçtikten sonra ah vah etmenin bir yararı yoktur." |