ERMENİ İDDİALARI VE GERÇEKLER
Dr. Hüsamettin YILDIRIM
Asya ve Avrupa kıtaları arasında
köprü konumunda olan Türkiye: Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan boğazları, Orta Asya
Kafkasya ve Ortadoğu'daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik
konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.
Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik
konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur.
İmparatorluğu parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler,
türlü entrikalarla yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri de
kullanmışlardır.
Tarihte olduğu gibi günümüzde de Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar
sağlamaya çalışan ülkeler olmaktadır. Bazı ülkelerde Tü rkleri ve Türkiye'yi sözde soykırımla suçlayan
anıtlar dikildikçe, bazı ülkelerde de sözde soykırımı tanımaya yönelik kararlar
parlemanto gündemlerine getirilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu
konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.
Ermeniler, bağımsız Ermenistan vaatleri ile Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandılar
ve masum insanları katlettiler ve sonucunda ülkeye daha fazla zarar vermemeleri için
çıkartılan Sevk ve İskan Kanunu ile savaş bölgesinden daha iç bölgelere göç ettirildiler. Ama bu onların iddia
ettiği gibi asla bir soykırım olmamıştır. Savaş şartlarında Ermenilerin yanı
sıra bir milyondan fazla da Türk Ermeniler tarafından öldürülmüştür.
Bugün 70 milyonluk genç nüfusun ile Türkiye, tarihin sararmış sayfalarında kalan
acı günleri, kin ve husumetleri, unutup. Türkiye Cumhuriyetini kuran Mustafa Kemal
Atatürk'ün "Yurtta Sulh. Cihanda Sulhu" ilkesi doğrultusunda bütün
komşuları ile barış içinde yaşamak arzusundadır.
GİRİŞ
Günümüzde, tarihin belli bir döneminde bir arada
yaşamak zorunda olan iki toplumdan birinin, çeşitli nedenlerle mağduriyetinden
bahsetmesi moda anlayış haline gelmiştir. Mağduriyet iddialarının doğruluğu
araştırılmadan kabul gördüğüne de sıkça rastlanılmaktadır. Bu konudaki
başarı, mağduriyetin gerçekliği ile
ilgili olmayıp ne kadar gürültü çıkardığınıza ve sizi alkışlayanların
güçleriyle ilişkilidir. Bu nedenle mağduriyet iddiasındakiler, alkışlayacak kesimi
kendileri bulma arayışındadırlar. Dünya milletler mücadelesine bu gözle bakıldığında, benzeri birçok olayla
karşılaşılacaktır. Bu olaylar analiz edildiğinde ağlaması gerekenlerin ağlamayı
beceremediği, haksız ve saldırgan olanın yine aynı pişkinlikle arsızlığı
sürdürdüğü ve onu alkışlayanlarla kol kola hareket ettikleri görülmektedir. Bu nedenle çevremizde meydana gelen bu gibi
gelişmeleri politik psikoloji (büyük grupların, kitlelerin ve uluslararası
birbirleriyle olan ilişkilerini ele alarak bu ilişkilerde rol oynayan psikolojik
etmenleri değerlendiren bilim dalı) metotlarına göre değerlendirmemiz gerekmektedir.
Konumuzu, Ermeniler tarafından Türklere ve Türkiye Cumhuriyetine yöneltilen iddialar
açısından sınırlandırarak değerlendirirsek şu tespitleri yapmamız mümkündür;
- Ermeniler Osmanlı-Rus savaşlarında ve Birinci Dünya Savasında Ruslara destek
olmaları karşılığı kendilerine vad edilen toprakları vatanlaştıramadıklarından
dolayı, buna engel olan güce karşı şiddetli öfke ve intikam duygusu içinde
yaşamaktadırlar.
b. Osmanlıların, Ermenilerin bir
bölümünün yerleşim alanlarını haklı olarak değiştirme mecburiyetinde kalması,
onlar açısından ikinci büyük bir tranma geçirmelerine neden olmuştur.
c. Geçirilmiş trâvmaları ve Türk
milleti ile Devletine karşı duydukları nefret; geniş coğrafyalara dağılmış az
nüfuslu tüm toplumlarda görüldüğü üzere (geniş coğrafyada yaşanmaktan dolavı
ulusal kültürden uzaklaşmanın yarattığı kendi milletine yabancılaşma), milli
kimliklerini koruma vasıtası olarak kullanılmaktadır. Bir toplumu milletleştirme veya
bir gaye etrafında toplama faaliyetinde yararlanılan unsur veya argümanın, doğruluğu ve
kanıtlanabilir olması fazla bir önem taşımaktadır. Önemli olan, onun kullanılma
biçimi, kullanılma sıklığı ve bundan etkilenerek tepki gösteren hasını kitlenin
oluşturduğu ilave katkılardır. Türk ve Türkiye düşmanlığı şeklinde ve farklı iddalar kullanılarak
Ermeniler tarafından gündeme getirilen tüm olaylarda hesaplanan durum budur. 1965
yılından itibaren hızla artan ve günümüze dek ulaşan Türkiye'ye ve Türklere
yönelik soykırım iddialarını bu açıdan değerlendirmek gerekmektedir. Özellikle bir avuç Ermeni nüfusunun
oyunu kazanmak uğruna yalana ve çarpıtmaya dayanılarak yapılan politik oyunlar bir
milleti topyekün yargılama ve dünya kamuoyu zihninde "soykırım suçunu işleyen
caniler" durumuna getirme noktasına ulaşmıştır. Örneğin: Hitler'in ordularına
Polonya'vı işgal emri verirken sarf ettiği iddia edilen "Ermenileri kim
hatırlıyor?" sözleri tamamen bir hayal ürünüdür. Bu sözler ne Hitler'in
yanında bulunanlar tarafından doğrulanmış, ne de Nürnberg Mahkemesi savunma ve iddianamelerinde yer almştır.
Etik anlamda hiçbir kural tanımayan bu gayretleri tarihi değiştiremeyeceğini bilmekle
birlikte, coğrafya gereği bir arada yaşamak zorunda oları iki ulusun arasına
anlamsız nifak tohumları ekeceği aşikardır.
Burada bahsedil en
Ermenilerden kasıt, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kendi örfadetlerini ve
dinlerini özgürce yaşayan Ermeni asıllı Türk vatandaşları değil: açlıkla
karşı karşıya bulunan Ermenistan topraklarında fiziken ve ruhen çok: uzakta bulunan
diaspora Ermenileri ve
oy avcılığı uğruna halkını boş ve tehlikeli emeller uğruna peşinden sürükleyen
fırsatçılardır.
OSMANLI DEVLETİ'NDE
ERMENİLER VE BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI DÖNEMİ
Milletler tarihi; bir mücadeleler tarihi olmakla birlikte, aynı zamanda bilinmeyen
karanlık noktalar veya görülmek istenmeyen gerçekler yığınıdır. Bu açıdan
bakıldığında tarihin bir bölümünü ya görülmek istenmeyen ya da gizlenilmek
istenir veya tek yönlü araştırmalardan yola çıkılarak gerçekler reddedilir.
Bunlara verilecek en çarpıcı örneklerden biri hiç şüphesiz Türk-Ermeni
ilişkileridir. Yaklaşık bin yıllık bu sürecin başlarında; Romalılar, Persler,
Bizanslılar tarafından Anadolu'nun bir yerinden diğer yerine sürülen, savaşlara
itilen ve çoğu kez, üçüncü sınıf bir vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu'ya girişlerini
takiben; bir yandan Türklüğün adil, insani töresinden, diğer yandan da İslamiyet'in
hoşgörülü, birleştirici siyasetinden yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme
ve doruğa ulaşma çağı olan XIX. Yüzyılın sonlarına kadar süren devir ise, Ermenilerin altın
çağı olmuştur. Osmanlı Devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her
teb'asına sağladığı imkanlardan Gayri Müstimler içinde en çok faydalananlar
Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve
idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve Devlete bağlı, milletle
kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı haklı olarak "milleti sadıkâ',
"tebaı sadıkâ' olarak kabul edilmişlerdir. Her çevrede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu
topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık,
Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları,
Müsteşarlıkları yapanlar, (1.nci Meşrutiyette 9, 2nci Meşrutiyette 11, 1914 Meclisinde 12 Milletvekili ve 20
bin civarında devlet memuru vardır.) Osmanlı Devleti'nin meseleleri üzerinde Türkçe
ve yabancı dillerde eserler yazanlar da olmuştur.1 Bir taraftan bütün tebaanın faydalandığı haklar,
diğer taraftan da hemen her Padişah zamanında eskilerinin üzerine yenileri eklenmek
suretiyle elde ettikleri imtiyazlar sayesinde Ermeniler, hem yazılı hem de fili hukukta,
Müslümanlar ve hatta Müslüman olmayan uluslara karşı bile ayrıcalıklı bir cemaat
haline gelmişlerdir.
Ancak, Osmanlı Devleti'nin zayıflamaya başladığı dönemde, hemen her konuda
Avrupâ'nın müdahalesi baş gösterince. Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma,
kötüleşme devri başlamıştır. Batılıların, özellikle misyoner din adamı
kisvesinde Osmanlı içine kadar soktuğu provokatör ve ajitörlerin faaliyetleri ile, Ermenileri dini,
kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırma
çabaları: diğer taraftan da ülke içinde ve dışında kurulan, teşkilâtlanan,
teçhizatlanan ve silahlanan Ermeni komitecilerin ve Patrikhane ile kiliselerin menfi
uğraşları sonucunda, Ermeni cemaati yavaş yavaş Türk toplumundan koparılmaya
çalışılmıştır. Böylece çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı kanlı olaylar
başlamıştır. Doğu Anadolu da başlatılan ve İstanbul'a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve
Ermeni hayatlarını kaybetmiştir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ise, Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan
veya geri hizmetlerde çalışan Ermeniler de bulunmasına rağmen, bunların büyük bir
kısmı cephede
düşmanla birlikle Türklere karşı savaşmış, cephe gerisinde de kadın, çocuk,
yaşlı ayrımı yapmaksızın katliama girişmişler, yüz binlerce Müslüman'ın
hayatına kastederek Anadolu'yu bir harabe haline çevirmişlerdir.
Devletin bunları yatıştırmak ve durdurmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş ve
İtilaf Devletleri'nin de tahrik ve vaatleriyle Ermeniler, bin yıl refah içinde
yaşadıkları ülkeyi parçalamaya başlamışlardır.
Anadolu dışında kurulan Hınçak (1887), Taşnaksudvun (1890) Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi. Silahlılar Cemiyeti
(1880) Ermenistan'a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti
(1872) ve Karahaç Cemiyeli (1882) gibi halkı silahlı ayaklanmaya sevk eden
örgütlenmeler meydana getirilmiştir. Bu örgütlerin önemli rol oynadığı ve Ermenilerce gerçekleştirilen başlıca
olaylar şunlardır:2
Zeytin Olayları
Kayseri Olayları
Bitlis Olayları
Van Olayları
Muş Olayları
Diyarbakır Olayları
Mamuratül'aziz (Elazığ) Olayları
Erzurum Olayları
Sivas Olayları
Trabzon Olayları
Ankara Olayları
Adana Olayları
Urfa Olayları
İzmit Olayları
Adapazarı Olayları
Bursa Olayları
Musadağı Olayları
İzmir Olayları
İstanbul Olayları
Maraş Olayları
Antep Olayları
Halep Olayları
Yukarıdaki olaylar günümüz toplumsal olayları ile mukayese edilmeden
değerlendirilmelidir. olayların ciddiyeti bugün dahi, insanları ürpertecek özellik
arz ettiği gibi, yıllarca yan yana yaşayan iki halktan Ermeni olanın bu eylemlerine
nasıl girişebildiği ayrı bir psiko-sosyal analiz çalışmasına malzeme teşkil
edecek özelliktedir. Doküman 1'de verilen telgraf metni tarihin en utanç verici
manzaralarından birini gözler önüne sermektedir: "Şimdiye kadar Erzurum'da
(merkezde) 2.127 İslam cesedi defnedilmiştir. Bunların tamamı erkektir. Cesetler
üzerinde balta, süngü,
mermi yarası vardır. Bu cesetlerin ciğerleri çıkarılmış, gözlerine sivri
kazıklar sokulmuştur..." 3
Savaş halinde olmasına rağmen. 9-10 ay daha aldığı mahalli tedbirlerle çözüme
ulaşmaya çalışan, ancak olayların yatışmayacağını gören Osmanlı Hükümeti,
son çareye başvurmuş ve bir çok vatandaşı gibi Ermenileri de savaş bölgesinden
alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine "sevk ve iskan"a veya başka bir ifadeyle
"tehcir"e tabi tutulmuştur.
Başlangıçta Ruslar'la beraber "gönüllü alayları" adı altında yürütülen bu düşmanlık, Milli
Mücadele yıllarında İngiliz ve Fransızlarla birlikte "lejyonlar"la
sürdürülmüş ve Ermeniler vahşet olaylarında bu Devletleri bile hayrete düşürecek
kadar ileri gitmişlerdir.
Bilanço ise, hem Türkler hem de Ermeniler açısından bir felaket olmuştur. 2 milyon 500 bin Türk savaşlarda ve
Ermenilerce yapılan katliamlarda. 200 bin civarında Ermeni de savaşlarda, isyanlarda ve
tehcir sırasında hayatını kaybetmiş: Anadolu, en ufak yerleşim yerlerine kadar
yakılmış, yıkılmış, harap olmuş: bir çok vaatlerle cepheye sürülen Ermeniler, Batılılar
tarafından kendi kaderlerine terk edilmiş ve onlarla birlikte ülke dışına
gitmişlerdir. |
|
Dipnotlar |
|
1 . Daha geniş bilgi için Bkz. Göyünç. Nejat. Osmanlı
idaresinde Ermeniler, İstanbul, 1983
2 . Daha geniş bilgi için Bkz.
Süslü. Azmi, vd. Türk Tarihinde Ermeniler. 19fırs Kafkas Üni. Yay. Ankara, 1995
3 . Genelkurmay
Başkanlığı ATASE Arşivi Arş. NO:4-36-71. D.231. G.2. K.2820. Dos.A-69, Fih. 3 |
TEHCİR (YER
DEĞİŞTİRME - İSKAN VE TENKİL UYGULAMASI )
a. Tehcir Sözcüğü Sürgün veya
Soykırım Anlamı Taşır mı?
Konuşma veya yazışına dilinde kullanılan bu kelimelere, o dil içinde taşıdığı
veya taşıması gerekenin dışında anlam yüklendiği sıkça görülen bir durumdur.
Bu konu özellikle demagojiye dayalı tartışmalarda ve hassas konuların istismar
edilmesinde görülebilmektedir.
"Tehcir" bu duruma örnek kelimelerden biridir. Arapça asıllı olan kelime
"hecera" filinden türeyen rübai (dört harfli) bir mastar-isimdir. Bir yerden
başka bir yere göç ettirmek,
hicret ettirmek (immigration, emigration) manasını taşır. Fiilde bir sürgün, bir
"deportation" manası yoktur. Zira bu anlamı Arapça'da "nefy, ib'ad
itikal, ısikar" gibi mastarlarla ifade edilmiştir. Zaten tehcir diye tanınan
kanunun adı da aslında
"sevk ve iskan" kanunudur. Olayın anlatımında sık sık tenkil"
(nakletme) tabiri de kullanılmış ve hiçbir zaman batı dillerinde sürgün
anlamındaki "deportation", "exile". proscriptiou" gibi
terimlerin karşılığı olan tabirler kullanılmamıştır. Buna rağmen bilmeyerek veya çoğu kez olay
dramatize edilmek âmâcıyla Ermeniler ve bazı batılı yazarlar tarafından sürgün
manasına gelen terimler seçllmiştlr.4 Bu ise, tarihi açıdan olduğu kadar filolojik açıdan
da kasıtlı olarak yapılan bir hatadır.
b. Osmanlı Devleti'nin Sevk ve İskan Öncesi Aldığı Kararlar ve Uygulamalar:
Ruslar. daha Osmanlı Devleti ile savaşa başlamadan önce, muhtemel bir savaşta
Ermenilerin desteğini alacaklarından emindiler. Aynı durum diğer İtilaf Devletleri
için de geçiciydi. Savaşın patlak vermesi ile beraber özellikle yurtdışındaki
Ermeni teşkilatları. Ermenileri Osmanlı Devleti'ne karşı İtilaf Devletleri'nin
yanında savaşa çağırmışlardır. Ermeniler bu çağrılara uyarak hem İtilâf
Ordularına katılmışlar, hem de kendisi müdafaadan yoksun olan Anadolu'da isyanlar çıkartarak katliamlara
girişmişlerdir.
Birinci Dünya Savaşı başlarında önce Ruslar. Kafkasya'daki Ermeniler
aracılığıyla Osmanlı Devleti'ndeki Ermenileri Türkler aleyhine, Memaliki
Osmaniye'den zaptedeceği yerleri Ermenilere vererek istiklallerini temin vaadiyle teşvik etmişler ve hatta
"Türk köylüsü kıyafetinde birçok adamları içerdeki Ermeni köylerine
göndermişler ve dağıtılmak üzere sınırdaki bazı yerlere silah ve cephane
getirmişler, Rus generallerinden Loris Melikov'un oğlu da bu maksatla Van bölgesine gitmiştir. 5
Çarlık Rusyası, Kafkas berisindeki ve Anadolu'dan kaçan Ermenileri silahlandırarak
gönüllü birlikleri kurmakla kalmıyor aynı zamanda Taşnaksutyun Partisi aracılığı
ile par yardımında da bulunuyordu. Bu konuyla ilgili olarak Tiflis'i Şubat 1915'de
toplanan Ermeni Milli Kongresi'nde Taşnak-sutyun Partisi Askeri Vekâleti temsilcisi,
toplantıya sunduğu raporu mali kısmında şunları söylüyordu. 6 "Bilindiği gibi savaşın başında Rus hükümeti,
Türk Ermenilerini silahlandırma ve hazırlanma, savaş zamanında ülkenin içlerinde
isyan çıkartmanın ilk masrafları için 242.900 ruble vermişti Gönüllü
birliklerimiz Türk ordusu zinciri yararak geçmek ve isyancılarla birleşerek, geride ve
cephede, mümkün olursa da düşmanın arasında, yani 'Türkiye'de anarşi çıkartmak ve bütün bunları Rus
ordularının ilerlemesini ve Türkiye Ermenistan'ına hakim olmasını sağlamak
zorundaydı."
Osmanlı Hükümeti önceleri isyanları bölgesel tedbirlerle mahallerinde bastırmayı
ve savunma durumunda kalmayı tercih etmiştir. Ermenilerin silahlarıyla firarlarına, dini
liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine rağmen, Hükümet bu is yanları münferit
bazı teşebbüsler şeklinde kabul etmeyi uygun bulmuştur. Aynı zamanda Ermeni
Patriğ'ine asayişin temini için savaş sırasında istenildiği kadar Jandarma bulundurulamayacağı,
dolayısıyla Ermeniler tarafından bir karışıklık çıkarıldığında derhal
"ülke savunmasını sağlamak amacıyla sert önlemler almak zorunda"
(Müdafaa-i memleketi temin etmek maksadıyla tedabiri şedide ittihazınaa mecbur) kalınacağı anlatılmıştır.
Osmanlı Ordusu Başkomutanlığı Ermeni Patriği'ne gönderilen mektup dönemin komuta
kademesinin gelişmeler hakkındaki samimi görüşleri yansıtması bakımından bir
ibret vesikasıdır. Doküman 2'de yer alan mektupta aynı şu satırlar yer almaktadır: "...An-cak
vatanımızın en yüksek kademelerine yükselmiş becerik-li bir insan olarak kabul
buyuracağına şüphe yoktur ki, yabancıların kandırmalarına uyan bazı akılsızlar
yazık ki vardır. Bunların gönüllerindekilerini meydana çıkarmak için kaba vasıtalara başvurdukları
meydandadır. Bunlara karşı hükümetçe, terbiye için sert hareket edilmesinde.
Osmanlı vatanını koruması için esef olunur ki zorunluluk hasıl oluyor. Bu zorunluluk
kaçınılmaz olduğu zamanlar duyduğumuz sancı ve içlenmeyi anlatamam..." 7 Komitelere mensup
mebuslara da aynı yolda tebligata bulunulmuş, bütün Ermeni ileri gelenlerine, böyle
bir durumun hoş olmayan bazı zorunlu sonuçlar doğuracağının söylenmesine rağmen,
komiteler faaliyetini öncekilerle kıyaslanamayacak derecede artışlardır. 8 Patrikhane başta olmak
üzere, İstan-bul'daki komiteler de eskiden olduğu gibi çalışmaya ve İtilaf
Devletlerine askeri harekatımız hakkında bilgileri kapsayan muhaberelere devam ederken,
vilayetlere özel heyetler gön-deriyorlardı. Bunun en büyük kanıtlarından biri ise
Hasan-kale'den İstanbul'a gönderilen bir telgraftır. Doküman 3'de sunulan telgraf
metninde, Patrikhane'nin Van bölgesinde meydana gelen bazı olayları Başkomutanlığa
şikayet ettiği. ancak Patriğin bölgede yaşayan Türkleri suçlayan iddiaları-nın tamamen asılsız olduğu
belirtilmektedir. Başkomutanlık tarafından verilen emir üzerine yapılan
soruşturmanın so-nuçları ise şu tarihi cümlelerle bağlanmaktadır: "...Rehin-i
tasvib-i samileri buyurulduğu (uygun gördüğünüz) halde hususat-ı maruzanın (arzedilen konuların) Ermeni
Patriğe tefhimi (anlatılması) ve hain-i muhbirlerini havadis-i kazibe-leriyle (uydurma
haberleriyle) ref-i şikayet (şikayetlerini bü-yütme) yerine vazife-i ruhaniyesi
dalâlette olanları irşad (din-sel görevi yanlış yolda olanları aydınlatma) olduğundan Ermeni Milletinin ikazına ve
tarik-i itaat ve sadakate irca-ına delalet (itaat ve sadakat yoluna getirilmesine
öncülük) eylemesini emr-ü tenbih buyurmalarını istirham eylerim...." 9
Aslında savaş başlamadan önce her türlü isyan hazırlığına girişmiş olan
Ermeniler, bazı dağınık hareketlere rağmen. savaş başlar başlamaz toplu bir isyana
yönelmemişlerdir. En uygun zamanın, İngilizlerin İskenderun Körfezi'ne çıkmaları
ve Rusların İskenderun Körfezi'ne doğru ilerlemeleri anında olacağı değerlendirilmekteydi. Doküman
4'de görüleceği gibi her ihtimale karşı nasıl hareket edeceklerini belirlemişlerdi.
Ancak Ermeniler savaşın başlamasını beklemediler, daha doğrusu bekleyemediler ve
isyanları başlattılar. Bunun da sebebi, yakalanan bazı Ermeni çetecilerinin ifadelerine göre Rus ordusunun
yaklaşmasının beklendiği bir sırada. Hükümet tarafından silah aranmasına
başlanması, komite yöneticilerinden bazılarının tutuklanarak sürgüne gönderilmesi
ve 1894 doğumluların silah altına çağırılmasıdır.
Osmanlı orduları
cephede savaşırken, Ermenilerin bu eylemleri. "Ermeni bağımsızlığı için,
müttefik davasına hizmet gayesiyle" hazırlanan plana uygun yürütülüyordu.
Ancak. Ermeni çetelerinin cephe gerisindeki faaliyetlerinin, devletler hukukuna göre
hıyanet sayıldığı
gerçeği göz ardı ediliyordu.
Ermeni isyanları özellikle Doğu Anadolu'dan başlayarak diğer vilayetlere
yayılmıştır. Erzurum ve çevresinde Rus işgalinin genişlemesiyle Ermeniler,
"halkın kanını kendilerine mubah" görmüşler ve bir Alman generalinin ifadesiyle, "bu bölgedeki
Müslüman halkı silip süpürmeye" başlamışlardı.
Ermeni çetelerinin bu tür zulüm ve eylemleri sürerken, güvenlik kuvvetleri
tarafından Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde yapıları aramalarda pek çok
silâhlı ve cephane ele geçirilmiştir. Hatta ele geçirilen silahların çokluğu Müslüman
halkı hayrete düşürmüş, müthiş bir katliamdan kurtulduklarına inandırmıştır.
Rus işgalinden önce, Ermenilerin yaşadıkları yerler bir bakıma Ermeni işgali
görmüş gibiydi ve bu yerlere devlet gücü giremez olmuştu. Artık devletin varlığını ağır bir şekilde
yaralayan bu durum, biraz daha hoşgörü gösterildiğinde, telafisi mümkün olmayan
sonuçlara sürükleneceğini göstermekteydi.10
Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesinden ve özellikle Kafkas Cephesindeki bozgundan
sonra. Ermenilerin Müslüman halka karşı baskıları, askerden firarları, asker ve
jandarmaya saldırıları, silahlı ve mühimmatla yakalanmaları. Fransızca, Rusça ve
Ermenice şifre gruplarının ele geçirilmeleri, ülke çapında bir karışıklık
çıkaracaklarını göstermekteydi.
Enver Paşa bu ihtilal sebebiyle 25 Şubat 1915'te ilgili birimlere dikkatli olunmasını
bildirmişti. Doküman 5'te yer alan ve Erzurum'dan Başkomutanlığa gönderilen şifre
telgraf incelendiğinde Enver Paşa'nın görüşlerini destekler gelişmeler olduğu görülecektir.
Osmanlı hükümeti bu olaylara karşı güvenlik tedbirleri almakla beraber, zorunlu yer
değiştirme ile ilgili kanundan önce de, bu tedbirlerin yeterli olmadığı durumlarda
Ermenileri başka yerlere iskan etme yoluna gitmiştir. Ancak sınırlı bir bölgede gerçekleştirilmesi bu
uygulamanın genelleştirilmesi fikrini pekiştiren olay. Varı Ermenilerin isyanı
olmuştur Çevredeki Ermenilerin. Osmanlı Devleti'nin savaşa girdiği tarihlerde Van'da
toplandıkları ve silahlanarak Rusların iyice yaklaşmasını bekledikleri resmi belgelere yansımıştır.
Başkumandanlık ise 1915 Mart ayı başlarında, Rusların Van vilayetini işgal ve
Ermenileri ihtilale teşvik etmek istedikleri kesin olarak tespit etmiştir. Yurt
genelinde Ermenilerin faaliyetleri ile ilgili olarak elde edilen bilgi ve belgelerin derlendiği ve Başkomutanlık
tarafından yayınlanan raporda (döküman5) ,Rus ordusunun Ermeni komitacılarına nasıl
destek olduğu şu sözlerle anlatmaktadır:"..-Rusya dahilinde kura ve kasbatta
(köyler ve kasabalar) bulunan İslam haneleri tahhari edilerek (aranarak) silahlar müsadere
olunuyor(zorla alınıyor) ve bu silahlar Ermenilere tevzi olunuyor (dağıtılıyor)....
Kısm-ı azamı "Bayezid". "Van" ve "Bitlis" Ermenileri'nden
ve asker firarilerinden ve Iğdır havalisi Ermenilerden olam üzere 600 Ermeni'nin Iğdır'da tecemmü ederek (toplanarak)
çete halinde tefrik ve taksim olunarak (ayrılıp ve bölünerek)teslih edildikleri Rus
hudut bölükleri efradından (erlerinden) iltica eden Ruslara ve menabi-i sairteden
(diğer kaynaklardan) alınan malumatla sübut buluyor (meydana çıkıyor)..."Van Vali
Vekili Cevdet Bey'in yukarıda belirtilen uyarıla-rına rağmen, yeterli tedbir
alınamamış ve 17 Nisan 1915'de önce Şıtak kazasında başlayan isyan, bütün
vilayeti sarmış ve 20 Nisan'da da Van şehri ve köylerindeki Ermeniler ile Çölemerik Nasturileri
ayaklanmışlardır.11 Ermeni Katolikosu V. Keork. 10.000 silahlı çetecinin bu isyana
katıldığını bildirmiştir. 12
Van Vali Vekili Cevdet Bey'in 10 Mayıs'ta askeri makamlara yazdığı ve Ruslarla
Ermenilerin ilerlemesi karşısında aşiretleri dağıldığı ve Van'ın kontrolünü
ele geçiremediği yolundaki bilgilere rağmen geç kalınmıştır. Rus ve Ermeni
güçlerinin baskısı karşısında çaresiz kalan Vali Cevdet Bey ve Van'da ki kuvvetler
16/17 Mayıs gecesi şehri terk etmek zorunda kalmışlardır. İki gün sonra 19 Mayıs
'ta da Ruslar Van'a girmişler, bu arad Van'da bulunan 30.000'e yakın Türk, kayıplar
vererek Van'dn çevre bölgelere kaçmıştır. 13
Türk halkının bölgeyi hangi şartlar altında terk etmek zorunda kaldığını ise
Doküman 5'dcki şu dehşet verici cümle yeteri kadar anlatmaktadır: "...Bu
çeteler geçtikleri İslam köyleri emvalini (mallarını) nehib ve garet (çapul ve
yağma) beşikteki çocuğuna varıncaya kadar katl ve imha ederek
ilerliyorlardı..."
Böylece: Van ve çevresinde Rus ve Ermenilerin işbirliği ile gelişen olaylar ciddi boyutlara
ulaşmıştır. Ermenilerin başlattıkları isyanlar, katliamlar ve tahriplerin
dışında- Rusların bir ay içinde Van. Malazgirt ve Bitlis'i işgali ile
sonuçlanmıştır. Dolayısıyla, Rusların her askeri harekatı, Ermeni isyanlarıyla hedefine ulaşmaktadır. Van
örneği, Türk ordusunun daima arkadan vurulacağını ve ihanete uğrayacağın
açıkça göstermiştir. Bu durumda, hükümet ülkenin muhtelif bölgelerinde yaşayan
Ermenilerin, Zorunlu Sevk ve İskanına kara vermek zorunda kalmıştır.
Bu dönemde Ermeni Komitacılarının alıp uyguladıkları kararlar ve yapılalı
katliamlara ilişkin belgeler 14 son bölümde verilmiştir. Bu belgeler incelendiğinde
Osmanlı Devlet yöneticilerinin tüm psikolojik baskı ve olumsuzluklara rağmen
fevkalade soğukkanlı davrandığı görülmektedir.
Ancak Osmanlı Hükümetinin, Zorunlu Sevk ve İskan Kararından yaklaşık bir ay önce
aldığı başka bir karar daha bulunmaktadır. Buna göre hükümet, nihayet,
seferberliğin ilanından dokuz ay sonra, 24 Nisan 1915'de, 14 valilikle 10 mutassarıflığa bir emirname göndermiş ve
ülkenin bir çok yerinde isyanlar çıkaran. Rus ordusuna gönüllü alaylar oluşturan.
Osmanlı ordusunu arkadan tehdit eden ve Osmanlı Devleti aleyhine her türlü faaliyetin
içinde yer alan bütün Ermeni siyasî teşekküllerinin dağıtılmasını istemiştir.
Bu çerçevede özellikle Hınçak. Taşnak ve benzeri komitelerin bütün şubelerinin
kapatılması ve buralardaki evrak ve vesikalara -kesinlikle imha edilmesine imkan
vermeden el konulması, komitelere mensup kişilerin ve zararlı faaliyetleri bilinen Ermenilerin tutuklanmaları
da istenmiştir. 15
İçişleri Bakanlığı'nın 24 Nisan 1915 (11 Nisan 1331) tarihli bu talimatı üzerine.
82.880 Ermeni'nin yaşadığı İstanbul'da 2.345 Ermeni tutuklanmıştır. Bunu diğer
bölgelerdeki tutuklanalar takip etmiştir. Hükümeti bir ay boyunca aldığı tedbirlere
rağmen Ermenilerin tavrında bir değişiklik görülmeyince son çare olarak tehcire
başvurulmuştur. Bu tedbirlerin I nci Dünya Savaşında bu yana mahiye-tindeki eylemlere
karşı alınmış olduğu: o zamanki koşullara göre yasadışı, gereksiz veya mesnetsiz olduklarının
söylenemeyeceği açıktır.
Burada sırası gelmişken şu gerçeği de belirtmekte yarar vardır. 1916 tarihinin
başlarında Rus orduları Erzurum'u aldığında Başkumandanlığın ilk emri
"Ermeniler'in
Erzurum'a yerleşme hakkı yoktur" 16 şeklinde olmuştur. Ayrıca Rus Dışişleri Bakanı
Sazanov, işgal ettikleri Anadolu topraklarındaki Ermenilerin gelecekteki durumu için
Kafkas genel valisi Prens Nikolay Nikolayeviç'e yazmış olduğu 27 Haziran 1916 tarihli
proje mektubunda "...Ermenilere bağımsızlık verme çözümünün uygun
olmayacağını, çünkü Ermenistan'da Ermenilerin hiçbir zaman çoğunluğu teşkil
etmediklerini şimdiye kadar mevcut nüfusun dörtte birini teşkil ettiklerini bu
şartlar altında bir Ermeni bağımsızlığı verilmesinin azınlığın çoğunluğu
idare etmesi gibi bir haksızlığa sebep olacağını en iyi çıkar yolun Türkiye'den
alınan bölgenin yeniden düzenlenmesinde çeşitli ırklara eşitlikle
davranılmasını, onların birbirine düşürülmesini. Ermenilere belirli çerçeveler içinde eğitim ve din
hürriyeti, dillerinden istifade hakkı verilmesi gerektiğini, bu esasların
uygulanabilmesinin mahalli halkın hükümete saygısını çekeceğini, her türlü iç
ve dış tahrikten temizleneceklerini ve mahalli halk için getirilecek hayati şartların "Türk hakimiyeti
zamanlarını özletmeyeceğini..." 17 |
|
Dipnotlar |
|
4 . Süslü, Azmi Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı. 100ncü
Yıl Üni. Yayını An-kara. 1990
5 . Genelkurmay
Başkanlığı ATASE Arşivi No:4-3671, Kls.2918, Dos 797 Fih.6
6 . B.A. Boryan, Armeniya Mejdunarodnaya Diplomatiya; SSSR,
Çastli Moskova,1929, s.360
7 . Genelkurmay Başkanlığı. ATASE
Arşivi. A.1 / 1. D.101, K.13. D.62, Fih.4--2, 4-3
8 . Genelkurmay
Başkanlığı ATASE Arşivi 9. 12.31 (22 Mayıs 1915) Tarih ve 2004 Numaralı Belge
9 . Daha geniş bilgi için bkz.
GÜRÜN Kamuran. Ermeni Dosyası. Türk Tarih Kurumu. Ankara 1983
10 . Daha geni
bigi için bkz. BİLGİ, Necdet, Ermeni Tehciri ve Boğazlayan Kaymakamı Mehmed Kemal
Beyin Yargılanması KÖKSAV Yay .Ankara,1999
11 . Daha geniş
bilgi içi bzk. AKÇORA Ergünöz, Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896-1916),Türk
Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, İstanbul1994
12 . B.A Boryan,age., s.363
13 . Daha fazla bilgi içi bkz.
BİLGİ, Necdet, age
14 . ATASE
Arşivi Arşiv no: 4/3671 D. 163. G.1. K. 2811 dos. 26 fih. 28 ve Arşiv no: 1 /2 D. 113
G. 4 K. 528 dos. 2061 fih. 21, 21-18
15 . ATASE
Arşiv no 1/2 Kls. 401 dos.1580, fih 9/3
16 . B.A.
Boyran, age., s.356 17 Razdel Aziatskoy Turtsii Po Sekretnım Dokumentom Bıvşego
Ministerstva İnostrannıh Del. Sostovitel E.A. Adamov. Moskva. 1924. Belge No; CXL,
s.207-210
17 . Razdel
Aziatskoy Turtsii Po Sekretnım Dokumentom Bıvşego Ministerstva İnostrannıh Del.
Sostovitel E.A. Adamov. Moskva. 1924. Belge No; CXL, s.207-210 |
TEHCİR KANUNU VE
UYGULANMASINA DAIR TALİMATNAMELER
Osmanlı Hükümeti Sevk ve Iskan uygulamasını o günün şartlarında bir yasaya
dayandırmıştır. Keyfi bir uygulama ya da bir Hükümet uygulaması değildir. Doküman
6 olarak sunulan Sevk ve İskan ile ilgili yasa dört maddelik olup, "savaş halinde
devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce alınacak tedbirleri"
içermektedir.18
Sevk ve İskan Kanununun 1'nci maddesinde "Devlet güçlerine ve kurulu düzene
karşı muhalefet, silahla tecavüz ve mukavemet görülürse şiddetle karşı konulması
ve imha edilmesini" 2nci maddesi: "Silahlı güçlere yönelik casusluk ve
ihanetleri tespit edilen köy ve kasabaların başka mahallere sevk ve iskan
edilebileceği". 3ncü maddesi kanunun geçerliliği ve 4ncü maddesi kanunun
icrasından sorumluluğu belirtmektedir.
Görüldüğü üzere kanun aslında iki maddelik ve tamamen Devleti ve kanunu düzenini
korumaya yönelik, şiddete karşı yetki kanunudur. En önemli özelliği ise; kanun
metninde herhangi bir etnik grup, zümrenin zikredilmemiş veya ima edilmemiş olmasıdır. Kanun kapsamına giren
Müslüman, Rum ve Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşları yerlerinden başka yerlere sevk
edilerek iskana tabi tutulmuştur. Dolayısıyla Tehcir Kanunu'nu tek bir halka
yöneltilmiş olarak görmek bilgi eksikliği veya kasıtlı olmaktan öteye gidemez.
Son bölümde yer verdiğimiz belgelerde ayrıntılı olarak görüleceği üzere yasanın
uygulanması, idarecilerin yorum ve kabiliyetlerine bırakılmış, uygulamada idareci
kesiminin neyi. nasıl yapacağı ayrıntısıyla açıklanmıştır.19 Bu maksat-la çıkarılan karar ve talimatnamelerle sevk
ve iskanın nasıl yapılacağı ayrıntısıyla hükme bağlanmıştır. Bu karar ve
talimatnamelerde; menkul ve gayri menkullerin nasıl teslim alınacağı, araziler ve
üzerindeki mahsulün durumu, bunların kayda alınması, göç edenlere sıcak ve etli
yemek verilmesi gibi konulara yer verilmiştir.Sevk ve İskanla İlgili Kanun ve bu
kanunun uygulanışını açıklayan mevzuatta, menkul ve gayrimenkulun yok edilmesi ya da
insanların öldürülmesi yönünde herhangi bir amaç olmadığı gibi; bilakis
uygulamada yaşanan aksaklıklar idam cezasına kadar uzanan ağır cezalarla giderilmeye
çalışılmıştır. Eğer Osmanlı hükümeti bir grup insanı kasten yok etme
maksadıyla bir uygulamaya girişmiş olsa idi, göç edenlere yolda sağlanacak
imkanları, kafilelere yönelik eşkıya baskınlarına karşı korunmasını, hastalara yardım yapılmasını,
çocukların korunmasını, geride bıraktıkları menkul ve gayrimenkulların bir kayıt
altında tutulmasını, belli periyotlarla etli yemek verilmesine ilişkin kararları
uygulamaya geçirmezdi. Son bölümdeki belgeler incelendiğinde göç edenlere ait gayrimenkulların
korunmasına ne derece önem verildiği görülecektir. Bu durumu göçün geçici
olduğu, bir müddet sonra geri dönmelerine izin verileceği şeklinde yorumlamak
mümkündür, Bu görüşümüzü, göç esnasında Ermenilerin, Anadolu'da toplatılması ve cephe
gerilerinde geçici iskan uygulaması da teyit etmektedir. Ancak bu düşüncenin
uygulamaya geçilmesi mümkün olamamış, özellikle Rus, Fransız ve İngiliz tahrikleri
ile, komitacılara başta Amerika'dan gelen maddi yardımlar, Ermeni çetelerinin eylemlerini
artırmalarına sebep olmuş, Ermenilerin bir kısmının bugünkü Suriye civarına
sevklerini zorunlu kılmıştır. Ancak göç ettirilen toprakların Osmanlı toprağı
olması, son uygulamada dahi takınılan tavırda, bir kasıt olmadığını göstermesi açısından önemlidir. |
|
Dipnotlar |
|
18 . Takvim-i vekayi gazetesi 19 Mayıs 1311 (1 Haziran 1915 )
Kanun 27 Mayıs 1915'de kabul edilmiştir.
19 .
Başbakanlık Osmanlı Arşivi. Meclis-i Vükela Muzakeratına Mahsus Zabıtname, 15 Recep
333 ve 17 Mayıs 331.830 Mayıs 1915) |
| TEHCİR ÖNCESİ VE
SONRASINDA NÜFUS DURUMU Ermeni komitacılar ve bugünkü destekçileri tarafından
günümüzde en çok istismar edilen konu Ermeni nüfus durumudur. Savaş döneminde
tutulan kayıtlar, resmi rakamlar, kilise kayıtları, yabancı misyonların raporlarında
yer alan nüfus bilgileri ve diğer belgelere rağmen sürekli olarak o günkü gerçek
nüfusun asgari üç katı bir rakam gösterilerek soykırım iddialarına dayanak
aranmaktadır. Verilen rakamlardan bazıl arı, dünya genelinde bugün yaşayan toplam Ermeni
nüfusunu bile birkaç kat aşmaktadır. Bu nedenle, nüfus bilgilerini veren ciddi
kaynaklar karşılaştırmalı olarak müteakip maddelerde değerlendirilmiştir.
a. Tehcir Öncesi Ermeni Nüfusu:
Osmanlı Devletinde yaşayan
Ermenilerin nüfusuna iliş-kin çok değişik iddialar mevcuttur. Bunları sırasıyla
aşağı-daki şekilde açıklayabiliriz;
(1) Ermeniler ve
Diğer Yabancı Kaynaklara Göre Osmanlı Devleti'nde Ermeni Nüfusu:
|
| 1917 tarihli
İngiliz Salnamesine göre; 20 |
1.056.000 |
| Patrik ORMANYAN'a göre; 21 |
1.579.000 |
| Kevork Aslan'ın
"Ermenistan ve Ermeniler isimli kitabında 22 |
|
Anadolu'da
|
920.000 |
Kilikya (Adana-Sis-Maraş Bölgesi)
|
180.000 |
Osmanlıların diğer bölgelerinde
|
700.000 |
Olmak üzere Toplam
|
1.800.000 |
| Alman Papas Johannes LEPSIUS'a göre; 23 |
· 1.600.000 |
| Cuinet'e göre; 24 |
1.045.018 |
| Fransız Sarı
Kitabına göre; 25 |
1.475.011 |
| BASMACIYAN'a göre: 26 |
2.280.000 |
| Patrik Nerses VARJABEDYAN'a göre; 27 |
1.150.000 |
| Ermeni
bulunmaktadır. |
|
| (2) Osmanlı Devleti
Resmi Belgelerine Göre Ermeni Nüfusu: Yabancılar Osmanlı belgelerini görmezden gelmeye
çalışmaktadır. Ancak, bu konudaki en güvenilir rakamların resmi belgelerde olduğu
kesindir. Son zamanlarda olduğu gibi tehcir öncesi Ermeni nüfusun olduğundan 4, hatta
5 kat fazla gösterildiği olmuştur. Örneğin 1878 Berlin Kongresi'nde Bağımsız
Ermenistan isteyen Ermeniler. Doğu Anadolu illerinde 3.000.000 Ermeni olduğunu
savunmuşlar ancak Berlin Anlaşmasında Hıristiyanlardan vergi alınması hükme
bağlanınca, bu sayıyı Osman lı Hükümetinin belirlediği sayının altına indirmişlerdir.
Osmanlı Devletinde İstatistik Genel Müdürlüğü 1892 yılında kurulmuştur. Genel
Müdürlük görevini 1892 yılında Nuri Bey. 1892-1897 yılları arasında Fethi FRANCO
adlı bir Musevi, 1897-1903 yılları arasında Mıgırdıç ŞINABYAN isimli bir Ermeni.
1903-1908 yılları arasında Robert isimli bir Amerikalı. 1908-1914 yılları arasında
Mehmet BEHİÇ Bey yapmıştır. 28 Görüldüğü gibi Ermeni meselesini siyasi alana
taşıyan önemli olayların cereyan ettiği dönemde, Osmanlı nüfus bilgileri
yabancıların kontrolü altındadır. Buradan hareketle, bugüne kadar aksi bir belge ve
kanaat olmadığına göre Osmanlı nüfus bilgilerine itibar edilmesi geremektedir.
1893 Nüfus sayımına göre Ermeni nüfusu 1.001.465'tir.
1906 Nüfus sayımına
göre Ermeni nüfusu 1.120.748'dir.
1914 Nüfus istatistiğine göre Ermeni nüfusu 1.221.850'dir. 29
Her üç grup veri kaynağı
değerlendirildiğinde, gerek Osmanlı, gerek Ermeni ve yabancı istatistikler, 1nci
Dünya Savaşı döneminde yaşayan Ermenilerin nüfusunun 1.250.000 civarında olduğunu
ortaya koymaktadır.
b. Tehcir Sonrası Ermeni Nüfus Hareketleri:
Osmanlı Devletinin son nüfus istatistiği 1914 yılında yapılmıştır. 1914
nüfus istatistiğine göre Ermeni nüfusu 1.221.850'dir. Tehcirin yasallaştığı 27
Mayıs 1915 tarihinden, 1927 yılına kadar Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde sayım
yapılmamıştır. Ayrıca, Tehcirin yapıldığı bugünkü Irak ve Suriye
bölgelerinden; Irak bölgesi İngilizler tarafından, Suriye ise Fransızlar tarafından
işgal edilmiş olup, bu bölgelere götürülen Ermeni sayısı ile nüfuslarının ne kadar
arttığı, dolayısıyla intikal eden ve edemeyenlerin sayısını kestirmek mümkün
olmamıştır. Ayrıca, konu ile ilgili kaynaklarda yukarıda arz edilen netlikle bilgiye
rastlanılmamıştır. 30
Bununla birlikte Nora dungian
GABRIAL'in Lozan Konferansı Tali Komisyonu'na sunduğu rapora göre; Kafkasya'ya 345 bin,
Suriye'ye 140 bin. Yunanistan ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin, İran'a 50
bin olmak üzere toplam 695 bin kişinin gittiği görülmektedir.
Trabzon Konferansı'na
(14 Mart-14 Nisan 1918) katılan Ermeni ileri gelenlerinden Hatisov, (daha sonra
Ermenistan Cumhurbaşkanı olmuştur) Hüseyin Rauf Bey'e gönderdiği mesajda Kafkasya'da
Osmanlı memleketinden kaçan 400 bin Ermeni'nin bulunduğunu bildirmektedir. 31
Bir başka Ermeni Richard HOVANNISIAN 32 Suriye dışındaki Arap
ülkelerinden; Lübnan a 50 bin, Ürdün'e 10 bin, Mısır'a 40 bin. Irak'a 25 bin. Fransa
ve Amerika'ya 35 bin Ermeni'nin göç ettiğini belirtmektedir.
Bir başka grup ise, Militaristler olarak bilinen Katolik Ermenilerdir. 1917 Osmanlı
Nüfus istatistiğine göre 67.838 Katolik Ermeni yaşamaktadır. Musa Dağı olayına da
karışan bu Ermenilerden yaklaşık 60.000 kişinin Türkiye'nin liman şekillerini
kullanarak Türkiye'yi terk ettiğine ve başta Avusturya -Fransa ve ABD olmak üzere birçok ülkeye gittiklerine
dair bilgiler de bulmaktadır.33 Ancak yukarıda arz edilen rakamlara Katolik Ermenilerin
de dahil olduğu varsayılmaktadır.
Buradan hareketle tehcir uygulamasında; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin.
1'anistarı ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin. İran'a 50 bin, Lübnan'a 50
bin. Ürdün'e 10 bin. Mısır'a 40 bin, lrak'a 25 bin. Fransa ABD Avusturya vd. 35 bin
olmak üzere, toplam 855.000 Ermeni'nin göçe tabi olduğu anlaşılmaktadır. Bu rakam
Tü rk araştırmacılar
tarafından da 800 bin civarında kabul edilmektedir. Ayrıca Kemal BEYDİLLİ'nin
belirttiği kendiliğinden göç eden 60 bin Ermeni'nin de Ermeni yazarlar tarafından
göç ettirilenler içinde gösterildikleri değerlendirilmektedir. Ermeni belgeleri esas alınırsa, buradan hareketle
855 bin rakamı 1914 Ermeni nüfusundan çıkarıldığında, geriye 366.850 kişi
kalmaktadır. Göçe tabi tutulmayan nüfus ise 167.778'dir. 82.880'i İstanbul, 60.119'u
Hüdavendigar'da (Bursa). 4548'i Kütahya Sancağı ve 20.237'si Aydın vilayetinde bulunmak-taydı. 366.850'den göçe tabi
tutulmayan 167.778 kişi çıkarıldığında ise yaklaşık 200.000 kişi kalmaktadır.
Ermeni belgelerine dayanılarak yapılan bu çalışma sonucunda; İtilaf Devletleri
saflarına katılarak Osmanlı ile savaşta ölen, yurtdışına kaçan, tehcir
sırasında çeşitli nedenlerle ölen veya eşkıya tarafından öldürülen Ermeni
sayısının yaklaşık 200.000 kişi olduğu söylenebilir.
Kimi yabancı yazarlar. Osmanlı ordusunu arkadan vuran ve Rus ordusu saflarında
savaşan Ermenilerin sayısını 180 bin olarak vermektedir. 34
Bazı belgeler ise 200.000 kişiden
önemli bir bölümünün göç ettirilmeyen dört merkezi İstanbul, Aydın, Kütahya ve
Adana civarına geri döndüğü, bir kısmının saklandığı ve daha sonra
yurtdışına çıktığını kanıtlamaktadır. 35 Buradan görüleceği üzere Ermeni iddialarında esas
alınan rakamların, tamamen hayal mahsulü ve propaganda maksatlı olduğu
anlaşılmaktadır.
Ayrıca kimsenin görmek istemediği bir gerçek daha vardır: o da ölen Türklerin
sayısıdır. Justin McCarthy bu konuda şunları belirtmektedir: "Ölü Ermeni
sayısı ele alınırken ölü Müslüman sayısını da göz önüne almalıyız.
İstatistikler çoğunun Türk olduğu 2.5 milyon Müslüman'ın da öldüğünü
söylemektedir. Ermenilerin yaşadığı 6 vilayette 1 milyondan fazla Müslüman ölm üştür... Sivas ili savaş
sınırları içinde değildi. Rus ordusu asla bu kadar içeri girmedi. Fakat Si-vas'ta
180 bin Müslüman öldü. Aynı şey bütün Anadolu için geçerliydi.36 |
|
Dipnotlar |
|
20 . 1917 Britannica Yıllığı
21 . URAS. Esat Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul, 1987
22 . ASLAN
Kevork, Ermenistan ve Ermeniler, İstanbul. 1914
23 . URAS, Esat , a.g.e
24 . URAS, Esat , a.g.e
25 . 1893-1897 Ermeni İşleri, Paris,
1897 nakleden URAS Esat, a,g,e
26 . URAS, Esat , a.g.e
27 . URAS, Esat , a.g.e
28 . MAZICI, Nurşen. Belgelerle
Uluslar arası Rekabette Ermeni Sorunu. İstanbul, 1987
29 . Daha geniş
bilgi için Bkz. KARPAT, Kemal H. Ottoman Population 1830-1914 Demographic and Social
Charsetistic. The Universitty Of Winsconcin Press. 1985. London
30 . A.HADİSYAN, Ermeni Devletinin
Doğuşu ve İlerlemesi. Atina, 1920
31 . AKDES. Nimel Kurat Türkiye ve Rusya, Ankara, 1990.
s.471
32 . HOVANNISIAN, Richard, The Ebb and Flow of the Armenian Minority in the Arab
Middle East. Middle East Journal. Vol. 28 no.l Winter 1974, 5. 20
33 . BEYDİLLİ, Kemal, The
Recigrition of Armenian Catholic Nation.
34 . GORDANA.
Sinadinovska-Brauislav Sinadinovski. Ermenskoto Natsf-nolno Praşanye. SkopJe. 1990, s.77
35 . Foreing Office. nu. 371 /6556/E.2730/800/44. Ayrıca (Bkz.) Kamuran GÜRUN. Ermeni Dosyası. Türk
Tarih Kurumu Yayını. Ankara. 1983, s. 241
36 . McCarthy,
Justin: "The Anatolian Arrmenians 1912-1922". Armenians in the Ottoman Empire
and Modern Turkey (1912-1926), Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 1984, s.23-25 |
SOYKIRIM
İDDİALARINA KARŞI GÖRÜŞLER
a. 24 Nisan 1915 Ermeni Soykırım Günü
müdür?
24 Nisan 1915 tarihi, Anadolu'nun hemen her köşesinde başlayan ve İstanbul'da o
günün Devlet Başkanı'na yönelik suikasta kadar uzanan Ermeni terör ve tedhişine
karşı Osmanlı Devleti'nin tutuklamaları başlattığı tarihtir. Asılsız soykırım
iddiaları kadar, 24 Nisanın sözde soykırımın başlangıcı olarak ilan edilmesi de
tarihi gerçeklerden uzaktır. 24 Nisan 1915 (11 Nisan 1331) tarihinde Ermeni Komite Merkezleri'nin kapatılmasını,
evraklarına el konulmasını ve elebaşılarının tutuklanmasını öngören ve 14
valilikle 10 mutasarrıflığa gönderilen genelge (emirname) ile devlet olayları
önlemeye çalışmıştır.37 Bu genelge sonrasında İstanbul'da kamu düzenini
bozdukları için 2.345 kişi tutuklanmıştır. Eğer yapılan icraat bir soykırım olsa
idi, o tarihte İstanbul'da yaşayan 82.880 Ermeni'nin % 3'ü karşılığı olan 2345
kişi değil, daha fazla sayıda Ermeni'nin tutuklaması yapılabilirdi. 38 Bu tarihin Ermeniler
tarafından sürekli istismar edilmesinin asıl sebebi, daha sonra yaşanan Ermeni
olaylarında elebaşılık yapacak drijan kadronun tutuklanmış olmasıdır. Bu tutuklama
ile belki de, Türklere yönelik olarak tarihin kayde-deceği en büyük katliamlarından
birisi engellenmiştir.
Aslında Ermenilerin sindiremediği durum budur.
b. Sevk ve İskan Soykırım Anlamı Taşıyabilir mi?
Tehcir uygulamasından önce Ermeni Komitelerinin kapa-tılması, ele başlarının ve
bazı teröristlerin tutuklanmasına rağmen, olaylar yatışmamış bilakis gittikçe
artmıştır. Olaylar büyük şehirlerden küçük yerleşim birimlerine kaymış ve
ön-lenemez hale gelmiştir. Taşra'da emniyet ve asayişten so-rumlu birim amirlerinin
merkeze gönderdikleri mesajlarda, sürekli olarak yer değiştirmenin teklif edildiği
görülmektedir.39 Yapılan teklifler "yer değiştirilerek fesat yuvalarının
dağıtılmasını' önermektedir.
Sevk ve İskan anlamındaki tehcir, meskun bir grubun bir başka yere nakledilmesi ve
yeniden iskan edilmesi anlamındadır. Osmanlı Devleti'nce yapılan uygulamada, Ermeni
vatandaşları, gemilere, trenlere bindirilerek sınır dışı edilmemiş, gaz
odalarında ya da krimatoryumlarda yok edilmemişlerdir. Yapılan uygulama sürekli toprak
kaybeden İmparatorluğun dağılmasını önlemek üzere, Osmanlı Devleti
yöne-ticilerince zorunlu görülmüş bir tedbirdir. Buna rağmen Devlet Yöneticilerinin büyük bir
soğukkanlılıkla hareket ettikleri görülmektedir. Göç ettirilenlerin sevklerinde
uyulacak esaslar, kararnamelerle düzenlenmiştir. Bu kararnamelerde göç edenlerin
hakları ve bunlara verilmesi gereken her türlü hizmet detayları ile birlikte belirtilmiştir. Bunlardan
biri de, Doküman 7'de sunulan "Harp ve Olağanüstü Siyasi Durum Sebebiyle Başka
Yerlere Gönderilmeleri Yapılan Ermenilere ait Mülk ve Arazinin İdare Şekli Hakkında
Yönetmelik"tir. Yönetmeliğin 3 ve 5inci maddeleri ise, hükümetin savaş koşullarında bile
Terkedilmiş Mallar Komisyonu kuracak kadar konuya önem verdiğini göstermektedir:
"...Madde.3: Koruma altına alınan eşyanın cinsi, miktarı, değerleri,
sahiplerinin isimleri uzun, uzun belirtilerek deftere yazıldıktan sonra kilise, okul, ev
gibi depoya elverişli olabilecek yerlere gönderilecek, sahipleri ayırt edilebilecek
şekilde ayrı, ayrı konularak korunmasına özen gösterilecek ve eşyanın özelliği,
miktarı ile sahibinin ismi, alındığı yer ve korunduğu yeri bildirir bir tutanak düzenlenerek,
aslı yerel hükümete ve onaylı bir sureti 1'erkedilmiş Mallar Komisyonu'na
verilecektir....
Madde 5: Mevcut taşınabilir mallar arasında durmakla bozulabilecek olan eşya ile
hayvanlar komisyonun uygun bulacağı bir kurul tarafından ileride açık olarak satılarak,
karşılığı, sahibi biliniyorsa onun adına, sahibi bilinmiyorsa, eşyanın bulunduğu
köy veya ilçe adına emanete alınması için mal sandıklarına teslim edilecektir.
Satılan eşyanın cinsi. miktarı, kıymeti ve kime ait olduğu, alıcısı ve karşılığı
(bede-li) etraflıca bu özel deflere işlenerek altı: artırma suretiyle satan kurul
tarafından onaylanacak ve açıklayıcı bir tutanak düzenlenerek, aslı yerel
hükümete ve onaylı sureti bırakılmış mallar idare komisyonuna verilecektir." Aynı yönetmeliğin 6ıncı
maddesi ise Fatih Sultan Mehmet'le başlayan dinler arası hoşgörünün, en zor şartlar
altında bile sürdürülmeye çalışıldığına verilecek en çarpıcı örnektir:
"...Kiliselerde bulunan eşya ve resimlerle kutsal kitaplar iyice belirtilerek deftere yazılacak ve tutanağa
bağlanarak yerlerinde saklanmalarına özen gösterilecektir..."
Tüm bu tedbirlere rağmen sevk ve iskanla ilgili mevzuata uymadıkları gerekçesiyle;
Sivas vilayetinden 648 kişi. Ma-müratül Aziz vilayetinden 233 kişi. Diyarbakır vilayetinden 70. Bitlis
vilayetinden 20, Eskişehir mutasarrıflığından 8, İzmit mutasarrıflığından 33,
Ankara vilayetinden 32, Kayseri mutasarrıflığından 69, Suriye vilayetinden 27,
Hüdavendigar (Bursa) vilayetinden 12, Konya vilayetinden 12, Urfa mu-tasarrıflığından 189, Canik
Mutasarrıflığından 14 kişi olmak üzere toplam 1397 kişi çeşitli cezalara
çarpıtılmıştır.40 Bunlardan Boğazlı Kaymakamı Kemal Bey ile eski Bayburt Kaymakamı ve Urfa
Mutasarrıfı Nusret Bey, Nemrut Mustafa Başkanlığı'ndaki Divanı Harb'da
yargılanmış ve mahkemeler sonucunda idam edilmişlerdir.41 Geçmiş tarih sayfalarına bakıldığında; savaş
bölgesinde oturan ve birliklerin hareketini engelleyen, karşı tarafa istihbarat
sağlayan, yardım ve yataklık yapan ya da düşman ile birlikte onun safında hareket
eden halkların ve grupların cephe gerisine gönderildiği görülebilir. Sevk ve
iskanın bir amacı da sivil halkın savaştan zarar görmesini önlemektir.
Daha sonraki yıllarda bu tür zorunlu göç uygulamalarına bazı devletlerin de başvurduğunu görüyoruz.
Fransa'da Radikal Sosyalist Fransız hükümeti tarafından, Almanca konuşan ve
Fransa-Almanya sınır bölgesinde yaşayan alsazların.
1939-40 kışında, Majino hattının doğusundan alınarak Fransa'nın güneybatısına,
özellikle de Dordogne'
ye nakledildiği bilinmektedir. Aynı şekilde. Amerikan yönetimi de. PearI Harbour
baskınından sonra, Japon asıllı vatandaşlarını Pasifik bölgesinden Missisippi
vadisine göç ettirmiş ve savaş sonuna kadar toplama kamplarında barın-dırmıştır.42 Bu örnekleri
çoğaltmamız mümkündür.
Buradan anlaşılacağı üzere Devletler zorunlu hallerde, halkının bir kısmını
göçe tabi tutmak mecburiyetinde kalabilir
Diğer bir belge ise, ABD'nin Kaliforniya Eyaletinde yaşayan Albert J.AMATEU' nun
Doküman 8 olarak sunulan 1989 yılında noter aracılığıyla verdiği yeminli beyandır.43 AMATEU bu beyanında sözde Ermeni soykırım
iddialarının asılsız olduğunu açıklamaktadır. 20 Nisan 1989 tarihinde, 100
yaşında bir insanın vicdan muhasebesinin ürünü olan beyan, sözde Ermeni
soykırımı iddialarında bulunanlara veri-lebilecek en güzel cevaptır.
Bu göç esnasında yaklaşık 200 bin Ermeni'nin kayıp olduğu, yukarıda detaylarıyla
açıklanmıştır.
Ancak, konuya Osmanlı Devleti'nin 1915 1918 yıllarını kapsayan dönemde cephelerde ve
cephe gerisindeki
kayıpları açısından bakarsak; 400 bin yaralı, 240 bin hastalık nedeniyle ölen, 35
bin yaralanan ancak yeterli bakım sağlanamadığından ölen, 50 bin savaş alanında
şehit ve 1.560.000 hasta, firar, esir ve kaybının olduğu görülmektedir.44
Bu rakamlar esas alındığında savaş
şartlarının ağırlığı, ekonomik ve teknik imkansızlıklar tıbbi malzeme
eksikliği gibi zor şartlar ile salgın hastalıklar nedeniyle 275 bin insanın hastalık
ve bakımsızlıktan öldüğü görülmektedir.
Osmanlı Devleti bu şartlar ve ciddi imkansızlıklar içinde iken özellikle göç yollarında
kafilelere saldıran Ermeni çeteleri ile eşkıyalar da iç güvenliği tehdit
etmektedir.
Buradan şu sonuca varmak mümkündür: Osmanlı Devleti'nin planlı, sistemli bir
soykırım düşüncesi ve uygulaması içinde olduğunu söylemek bir iftiradan öteye
geçemez. Ermeni komitalarınca iddia edilen soykırım asla olmamıştır.
Ancak savaş şartlarındaki imkansızlıklar, teknik ve tıbbi yetersizlikler ile
kafileleri koruyan askere saldırarak firar edilmesini sağlamayı hedefleyen Ermeni çeteleri ile soygun ve
yağma amaçlı eşkıyanın eylemlerinde hayatlarını kaybeden, düşman saflarına
katılan, kendiliğinden yurtdışına çıkan, göç uygulaması dışında tutulan
illere kaçan veya göç güzergahındaki mahallin halkı tarafından saklanan Ermenilerde vardır.
Bu ise bugün ileri sürülen sözde soykırım iddialarını çürüten en önemli
delillerdir.
c. Sevk ve İskan Amaçlı Yapılan Harcamalar:
Osmanlı ülkesi sürekli olarak göç almıştır. Özellikle 1900'lü yıllarda,
Balkanlar ve Kafkaslardaki gelişmeler nedeniyle bu bölgelerden Anadolu'ya yoğun
göçler gözlenmiştir.
Sevk ve İskan Kanunu ile yerleri değiştirilen Müslüman, Rum ve Ermeniler ile
Anadolu'ya yönelen göç hareketlerine ilişkin ihtiyaçları karşılamak amacıyla,
Muhacir'in Müdiriyeti Umumiye (Göçmenler Genel İdaresi) kurulmuş, bu idare tarafından
göçmenlerin, iskan, iaşe ve diğer sorunları çözülmeye çalışılmıştır.
Doküman 9'da hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu. Ermeni çocuklarından yetim
kalanlar için hangi binanın ayrıldığına kadar detaylı bilgiler verilmektedir.
Sevk ve İskana tabi göçmenlerin: sevk, iskan, iaşe ve ibatelerinin temini için 1915
yılında 25 milyon. 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı Doküman
9'da yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır.
Göç esnasında teşekkül ettirilen kafilelere vasıta veya binek hayvan temin edilmiş, kadın, yaşlı
ve çocuklarla, hastalara özel ihtimam göstermiştir. Dönemin İçişleri
Bakanlığı'nca yayınlanan ve Doküman 10'da verilen konuyla ilgili yönetmeliğin 2 ve
3ncü maddeleri bu ihtimamın derecesini gözler önüne sermektedir: "... Madde 2: Nakledilen Ermeniler
kaffei menkulat (taşınabilecek bütün mallarını) ve hayvanatını (hayvanlarını)
birlikte götürebilirler... Madde 3: Mahalli iskaniyelerine (yerleşecekleri yerlere sevk
edilen Ermenilerin
esnayı rahda (yolculuk sırasında) muhafazai can (canlarının korunması) ve
mallarıyla temini iaşe (yiyecek temini ve istirahatları, güzergahlarında (geçtikleri
yerde) bulunan me-murini idareye (yönetim makamlarına) aittir. Bu hususta vaki olacak
terahi ve tekasülden
(gevşeklik ve ilgisizlikten) ala-meratibihim kaffei memurin mesuldür (sırasıyla
bütün memurlar sorumludur)..."
Deniz yoluyla göç edenlerin o dönemde salgın bulunan sıtma hastalığına karşı
korunabilmeleri için kinin dağıtılmış, hastalar için sivil hastaneler yanında askeri hastanelerden de yararlanma
imkanı getirilmiştir.
Göçmenlerden ailelerini yitirmiş olan kimsesiz çocuklar yetimhanelere veya göç
edilen mahallerdeki ailelere yerleştirilmiş ve bunların iaşeleri sağlanarak meslek
sahibi olmaları için
eğitim imkanı sağlanmıştır. 45
d. Talat Paşa' ya Atfedilen Telgraflar ve
Gerçekler:
Aram ANDONİAN adlı bir Ermeni, 1920 yılında Londrâ da "Naim Bey' in anıları.
Ermenilerin Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri" isimli bir kitap
yayınlamıştır. Bu kitap daha sonra Paris'te "Ermeni Katliamına İlişkin Resmi
Belgeleri" ve Boston'da "Büyük Suç, Son Ermeni Katliamı ve Talat Paşa,
İmzalı Orijinalleriyle Resmi Telgraflar" adı ile yayınlanmıştır.
Bu kitapta yer alan ve Talat Paşa' ya atfedilen telgraflar; bir soykırım suçlusu yaratmak amacıyla
üretilmiş sahte belgelerdir. Şinasi OREL ve Süreyya YUCA tarafından bu belgeler
üzerinde yapılan inceleme sonucunda belgelerin alındığı söylenen Naim Bey isimli
bir şalısın Halep İskan Dairesinde hiçbir zaman çalışmadığı, belgelerin otantik ve kullanılan
kağıtların Osmanlı Devletinin yazışmalarda kullandığı kağıt türünde
olmadıkları, orijinal nüshalarının Başbakanlık Arşivindeki İçişleri
Bakanlığı belgeleri arasında bulunmadığı, sahte belgelerde yer alan kayıt numaralarında çıkış
adresi olarak gösterilen daire kayıtlarında bu evraklara rastlanmadığı, hicri ve
miladi tarihlerde hata yapıldığı, imzaların gerçekleriyle uyuşmadığı (Doküman
11), Osmanlıca yazım kurallarında rastlanılmayacak hatalara yer verildiği gibi çok
sayıda somut delillere rastlanılmıştır.46
Ayrıca, kitapta kullanılan belgelerin orijinallerinin Manchester' deki Ermeni Bürosunda
olduğu söylenmesine rağmen, bugüne kadar dünya kamuoyunun bilgisinden ve
incelemesinden ısrarla kaçırılması ve doğruluğunun Osmanlı Dönemindeki Halep
Ermeni Birliğinin raporuna dayandırılması gibi durumlar Ermenilerin sözde soykırım
maksatlı iddialarının ne ölçüde gerçek dışı, başka deyişle sahte olduğunu
göstermesi açısından önemlidir.
e. Ermeni İddialarına Karşı Yabancılar Tarafından Yapılan İncelemeler ve
Varılan Sonuçlar:
I. Dünya Savaşının hemen sonrasında, itilaf devletleri ordularının İstanbul ve
diğer bölgeleri işgal etmelerini müteakip, birkaç yüz Osmanlı siyasi ve askeri
lideri ile aydını savaş suçlusu oldukları iddiası ile İngilizler tarafından Malta
Adası'na gönderilerek hapsedilmişlerdir. İstanbul'daki Hükümet, hem saltanatın ve
kendi varlığının muhafazası, hem de son on yıl içinde imparatorluğu yöneten ve
hükümete hakim olan İttihat ve Terakki Partisi'nin ortadan kaldırılması amacıyla, İtilaf devletleri
ile her konuda işbirliğine girme konusunda istekli davranmıştır. Sonuç olarak, gerek
İttihat ve Terakki rejimi gerek İstanbul'da ve Malta'da tutuklu bulunan kişiler
hakkında suç kanıtlarına bulunabilmesi için Osmanlı arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar
yapılmıştır. Bununla birlikte, ne zamanı İstanbul Hükümeti, ne de Malta'daki
tutuklular hakkındaki suçlamaları ispat edebilecek nitelikte hiçbir delil mahkemeye
sunulmamıştır. İngiliz Hükümeti çaresizlik içinde kendi arşivlerinde ve ABD Hükümetinin
Washington'daki arşivlerindeki raporlar üzerinde de araştırmalar yapmış, ancak yine
hiçbir sonuca ulaşamamıştır.
ABD arşiv raporlarında Washington'daki İngiliz Büyükelçisi R.C CRAIGIE. Doküman
12'de görüleceği üzere
Lord CURZON'a 13 Temmuz 1921'de çektiği mesajda şöyle diyoru: "Malta'da tutuklu
bulunan Türkler aleyhine delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey olmadığını
bildirmekten üzüntü duyuyorum... Yeterli delil oluşturabilecek hiçbir sorun vakit
mevcut değildir. Söz
konusu raporlar, hiçbir şiddetle, Türkler hakkında Majesteleri Hükümeti'nin halen
elinde bulunan bilgilerin akviyesinde yararlı olabilecek delilleri bile ihtiva eder
görünmemektedir."47 Sonuç olarak, 29 Temmuz 1921'de. Kral Londrâ'daki Hukuk Danışmanları;
Dışişleri listesindeki kişilere karşı yöneltilen suçlamaların yarı siyasi bir
maliyet taşıdığına ve bu nedenle haklarında, harp sırasında İngiliz savaş
esirlerine zulüm yapıldığı iddiasıyla İngiliz Hukuk Danışmanları'nın önerisi
üzerine savaş suçlusu
olarak tutuklanan Türklerden ayrı işlem yapılması gerek-tiğine karar vermişlerdir.
Ayrıca, "Şimdiye kadar hiçbir şahitten, tutuklular hakkında yapılan
suçlamaların doğru olduğunu kanıtlayan bir ifade alınmış değildir. Esasen,
herhangi bir şahit bulunup bulunamayacağı da belli değildir, zira Ermenistan gibi uzak ve ulaşılması
zor bir ülkede ve özellikle bu kadar uzun bir zaman geçtikten sonra şahit bulunması
ne ölçüde zor olduğunu belirtmek dahi gereksizdir"48 ifadeleri de Kralın Londrâ'daki Hukuk Danışmanlarına
aittir. Sonuç olarak Malta'daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi
yöneltilmeden ve duruşma yapıldı 1922'de serbest bırakılmışlardır.
Bu zaman zarfında İngiliz basınında Osmanlı Hükümetin sözde soykırım ile
suçlayan ve bu konuyu ispata yeltenen bazı belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General ALLENBY
komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri tarafından Suriye'deki Osmanlı Devlet
Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri
Bakanlığı tarafından sonradan yapılan soruşturmalar, İngiliz basınına verilen bu belgelerin İngiliz
ordusu tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, Paris'teki Milliyetçi Ermeni
Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara yazılan uyduna belgeler olduğu
anlaşılmıştır.
f. Osmanlı Devleti Soruşturmadan Kaçtı mı?
Önceki bölümlerde soykırım iddialarıyla yapılan gösteriler ve eylemlerin, sözde
soykırımın 50nei yılı nedeniyle 1965 yılında başlatıldığını belirtmiştik.
Osmanlı Devleti Ermeniler gibi 50 yıl beklememiş ve Doküman 13'de görüleceği üzere
26 Mart 1919 tarihinde, ikinci Dünya Savaşında taraf olmamış olan İspanya İsviçre,
Danimarka, İsveç ve Norveç'e gönderdiği notalarla bu ülkelerden, ikişer hukukçu
gönderilmesini istemiştir. Belgeleri son bölümde verilen bu girişim, İngilizlerin müdahalesi üzerine sonuçsuz
kalmış ve bu komisyonun kurulması, dolayısıyla konu soruşturması engellenmiştir.49
Bu konu, Osmanlı Devleti'nin icra etmiş olduğu işlemlerde uluslararası hukuk
çerçevesinde yanlış bir şeyin bulunmadığını gösteren, kendisine olan öngüvenin
önemli bir göstergesidir.
Adeta, gerçek faillerin ve tasvirlerin ortaya çıkarılması islenmemiştir. Eğer bu
komisyon kurulsa idi, bugün Türk milletine yöneltilen asılsız ithamlar gerçek
muhatabını bulacak, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik bu asılsız iddialar da o gün tarihin derinliklerine
gömülebilecekti.
Osmanlı Devleti'nin girişimleri bununla da bitmemiş ve Osmanlı Hükümeti 7 Mart 1920
tarihli telgrafı 50 ile İtilaf Devletleri ve Amiral Bristol'dan konunun araştırılmasını,
gerçeklerin tespit edilerek dünya ve Türk Kamuoyunun aydınlatılmasını talep
etmiştir. Doküman 14'de sunulan bu başvuruda "...uydurma Ermeni katli meselesinin
uluslararası bir komisyon oluşturularak yerinde süratle tetkik edilmeli ve kasıl ve
ihtiras ürünü propagandaların aydınlatılarak Türk milletinin kötü ve adi töhmetten aklanması
için..." yardım istenmiştir. aynı tarihlerde, tüm gazetelerde de açık duyuru
şeklinde yayımlanmıştır. Ayrıca ikinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Ahmet
Refik başkanlığında bir grup yabancı gazeteci mahallinde inceleme yapılmak üzere Doğu
Anadolu'ya gönderilmiştir.51 Hukuk ve insanlık dışı bir suçu işleyen bir
Devletin, böyle girişimlerde bulunması düşünülebilir mi? Bu ve Burada bahsedilen
onlarca örnek ele alındığında Türk Milleti'ne ve tarihine karşı yapılan
haksızlığın ne kadar ileri götürüldüğü ve insanlık adına utanç duyulacak bir
hal aldığı görülebilmektedir.
g. Osmanlı Arşivleri kapalı mı, tehcirle ilgili belgeler saklanıyor mu?
Tehcirle ilgili her konuda orijinal belgelere alışım şansı vardır. Bu belgelerin
Bulunduğu Osmanlı Arşivleri günümüzde Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel
Müdürlüğü'ne bağlı olarak 1925 yılından itibaren tüm araştırmacıların
incelemesine açıktır. Bu tarifen günümüze kadar: ABD'den G05, JAPONYA' dan 203. ALMANYA' dan 168, FRANSA' dan 150.
SUDİ ARABİSTAN' dan 98. İRAN' dan 84. İNGİLTERE' den 74, İSRAİL' den 70. LİBYA'
dan G3, MACARİSTAN' dan 58, ARJANTİN' den 52, BULGARİSTAN' dan 47. MISIR' dan 47,
HOLLANDA' dan 39, ROMANYA' dan 36, CEZAYİR' den 35, TUNUS' tan 35 ve KANADA' dan 28 olmak üzere toplam 3.817 bilim
adamlarınca Osmanlı Arşivleri'ni incelemiştir. Ayrıca 180'i Ermeni asıllı Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olan toplanı 190 kişi de, özellikle Ermeniler konusunda bu
arşivlere giriş ve çalışma yapmıştır.
Binlerce yabancının
bizzat belgeye ulaşarak yaptıkları çalışma yanında, Bu belgeler Türkçe ve
İngilizce olarak da yayınlanmış ve araştırmacıların kullanımına sunulmuştur.
Bunların yanı sıra, Genelkurmay Başkanlığı arşivindeki belgeler ATASE
Başkanlığı'nca. Askeri
Tarih Belgeleri Dergisi adı altında orijinal ve günümüz Türkçe siyle yayınlanmakta
ve satışa sunulmaktadır. Bu konuda hazırlanan bir başka yayın ise, Başbakanlık
Yıldız Arşivinden yararlanılarak Osmanlıca ve günümüz Türk çesi ile İngilizce
dillerinde sunulan 3
ciltlik yayındır. Tüm bazı gerçeklere rağmen, ya bilgisizliklerinden ya da kasıtlı
olarak yerli ve yabancı bazı kişi ve kurumların Türkiye Cumhuriyeti'ni,
"arşivleri incelemeye açmaktan kaçtığı' şeklinde suçladığı
görülmektedir. Bu konuda verilecek cevabı okuyucuya bırakıyorum.
h. Soykırım İddialarına Karşı Bilim Adamlarının Tavrı ve Konunun Bilimsel
Alanda Tartışma Durumu:
Tarihi, tarih biliminin ölçüleri ve ilkeleri doğrultusunda algılayan, kalemini
kiraya, beynini sağlayacağı menfaatlere endekslenmemiş bilim adamları;
"Soykırım" iddialarını bazı konuyu destek edip, siyasi ve mali kazanca
dönüştüren bir grubun hezeyanı olarak görmektedirler.Bu değerlendirmeyi yapan
bilim adamları 1925 yılından bugüne kadar bu konudaki bilgi ve belgelerin
orijinallerine ulaşmış, canlı şahitleri dinlemiş, olay yerlerinde bizzat gözlemde
bulunmuş kişilerdir. Bunlar. 1925 yılından bu yana Osmanlı Arşivlerinin yabancı
araştırmacılara açık olduğunu bilen ve belgelere bizzat ulaşan bilim adamlarıdır.
Dolayısıyl a
kanaatleri hakkındaki yorumu veya karşı görüşü. Ancak onlar kadar konuyu
derinlemesine bilenler yapabilecektir. Bu nedenle 69 Amerikalı Bilim Adamının konuyla
ilgili olarak yayınladığı bildiriyi, değerlendirmeyi okuyucu yapsın diye belgeler
arasına aldık.
(Doküman 15)
Batı Avrupa Devletleriyle, Rusya destekli Ermeni iddiaları ve Ermenilerin ileri
sürdükleri belgelerin doğuluk durumunu tartışmak üzere Türkiye Devleti tarafından
değişik zamanlarda çağrılar yapılmıştır. Bu çağrılar doğrudan Ermeni bilim
adamlarına
yapıldığı gibi. Ermeniler adına onların propagandistliğini yapan şahıslara da
yapılmıştır. Ancak Bunların önemli bir bölümünün bu toplantılara katılmaktan
iddaaha ettikleri ve gerekçe göstermeden toplantıya katılmadıkları bilinmektedir.
Bunun son örneği 1990
yılında XI.inci Türk Tarih Kongresinde yaşanmıştır. XI.nci Türk Tarih Kongresinde
ilk defa olarak bir Ermeni Seksiyonu programlanmış ve bu Seksiyon'daki tartışmalara
"Ermeni Davası Savunucusu" yabancı tarihçiler de davet edildiği halde, her
biri çeşitli
mazeretler ileri sürerek, bu bilimsel tartışmalara katılmaktan kaçınmışlardır.
(Doküman 16)
ı. 1948 Tarihli
Birleşmiş Milletler(BM) Soykırım Sözleşmesi Açısından Konuya Bir Bakış;
Soykırım kavramı: 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve
Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme ile tanımlanmıştır. Sözleşmenin 2.nci
maddesine göre soykırım; ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da
onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle; Grup üyelerinin öldürülmesi, Grup
üyelerinin Fizik ya da akıl bütünlüğnün ağır biçimde zedelenmesi, grubun fiziksel varlığının
tümü ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu verecek yaşam koşulları içinde
tutulması, grup içinde doğumları engelleyecek önlemler alınması, bir grup
çocukların başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden herhangi birine başvurulmasını
kapsamı içine alır. Soykırımda planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler
söz konusudur.
Konuyu soykırım sözleşmesi açısından yorumladığımızda, tarihteki bazı olaylara
değinmeden geçilemeyecektir. Soykırım gibi vahim bir insanlık suçunun işlenebilmesi için o milletin
tarihinde bu suça yatkınlık gerekir. Bir fert için suça eğilimlilik nasıl bir
özellik ise, toplumlar için de öyledir. Türk tarihi incelendiğinde soykırıma ve
asimilasyona rastlanamaz.
Kısa bir tarih gezintisi yaparak, Osmanlının yayıldığı coğrafyayı
hatırladığınızda Osmanlının; Avrupâ da Viyana önlerine kadar; Afrikâ da,
Akdeniz'e sahil tüm Kuzey Afrikâyı; Ortadoğu'nun tamamını ve Arap yarımadasını
uzun yıllar yönetimi altında tuttuğu görünür. Bu süre asgari 200-400 yıl arasıdır. Bu
coğrafyadaki, hangi halkın yok edildiği söylenebilir? Anadolu'da şeri hükümlerin
hakim olduğu dönemde, en eski Hıristiyanlık mezhebi Süryanilik, tavus kuşuna ateşe
tapan Yezidilik gibi inançlar yaşatılırken, 1800'lü yıllarda şer hükümlere aykırı olmasına
rağmen Anadolu'da kiliseler açılmıştır. Hatta kardeşlerden biri Osmanlı Sadrazamı
Sokullu Mehmet Paşa iken, diğer kardeş Makarije Sırp Kilisesine Patrik tayini edilmiş
ve Sırp halkını diriltmiştir. Avrupa'daki mezhepler mücadelesi döneminin soykırımlarını,
uzak doğuda dili değişen halkları (Hindular-Peştun), komple dili ve dini değişen
Afrikâyı, Güney Ameri-kâ'yı görürüz.
Türk yönetimi hakim olduğu yörelerde diğer kültür ve soylara sahip halklarla
yaşamaya alışıktır. Belki de bu tari-hinde uzun süre farklı kültürlerle bir arada
yaşamanın kazandırdığı bir özelliktir.
Türk devlet geleneğinde adalet vardır, kültürlerin yaşatılması vardır ancak,
katliam ya da soykırım yoktur. Bu konuyu. Justin McCarthy'nin "Öl üm ve Sürgün" isimli kitabı
açıkça ortaya koyulmaktadır. Bu kitapta, Balkan ve Kafkas halklarının ölümden
kurtulmak için Osmanlı yönetimine nasıl sığındıklarını görürüz Yine Osmanlı
yönetimini soykırımla suçlayanlara sormak gerekir: 1469 yılında İspanya ve Portekiz'den Musevi ve
Müslümanlar, 1680 yılında Tökeli İmre ve adamları Macaristan'dan. 1711 yılında
Rakoczi Ferençh ve adamları, 1849 yılında Layoş Kosuth ve 2000 kişilik Macar grubu.
İsveç Kralı Şarl ve 1500-2000 kişilik adamları. 1841 ve 1856 yıllarında Polonya'lı Prens Chartorski. 135
bin kişilik ordusuyla Ekim 1917'de Rus komutan Vrangel, hatta Troçki ölümden
soykırımından kurtulmak için nereye sığındılar? Tabii ki Osmanlı ülkesine. 1915
yılında "Sözde Ermeni Soykırımı"nın yapıldığını iddia edenler, 1930'lu yıllardan itibaren Polonya
ve Almanya kökenli Musevilerin Türkiye'ye sığındıklarını bilmiyorlar mı? Sözde
Ermeni soykırımından 20-25 yıl gibi kısa bir süre geçmiş iken, soykırım
yaptığı iddia edilen bir milleti kurtarıcı olarak görenler, neden Türki-ye'yi tercih etmişlerdir acaba?
Bugünkü insan hakları normlarını ihtiva eden 1478 tarihli Fermanı (Doküman 17)
ile ülkesi insana sahip oldukları tüm değerleri yaşama, yaşatma ve yeni nesillere
nakletme imkanı veren Osmanlı Padişahı Fatih'ten yaklaşık 550 yıl sonra
Balkanlardaki soykırım ve asimilasyonları hatırlayalım. Bu ferman ile dili, dini,
kilisesi, okulu vs. güvence altına alınan Balkan milletleri; homojen toplumlar
oluşturma adına XXI.nci yüzyıla girildiği bir dönemde Boşnakları, Arnavut asıllı
M üslümanları,
Makedonları ve Bulgaristan Türklerini yurtlarından söküp atmışlardır. Bugün bizi
soykırım ile suçlayanlar, aylarca süren katliamları görmezlikten gelmiş, ırzına
geçilen her yaştaki kadının feryadına kulaklarını tıkamıştır. Balkan halkları
ile, Batılı kimyasal
silah üreticilerinden temin ettiği hardal gazı ile soykırıma kalkışan Saddam'ın
elinden kaçan Irak halkı, yine Türkiye'ye sığınmıştır. Türk insanı sınırlı
imkanlarına rağmen, ekmeğini paylaşmış, mazlum halklara tarihin her döneminde kucak
açmıştır. Türk
insanının, Osmanlının ve Türkiye Cumhuriyeti'nin diğer milletlere -Devletlere örnek
olacak temiz sicili budur.
Prof. Justin McCarthy de ABD Temsilciler Meclisinde yaptığı SavunmaBilgilendirme
konuşmasında, l.nci Dünya Savaşı'nda Türklerin de büyük acılar yaşadığını ancak bu acıları
yüreğinde saklamayı tercih ettiğini şu sözlerle ifade etmiştir:
"...Savaşlarda her şeylerini kaybedenlerin akıllarında intikam duygusu yer
etmiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyetini bu duyguların yönetmesi halinde daha çok fazla ölüm olayı
yaşanacaktı. Mustafa Kemal Atatürk hükümeti bu nedenle geçmişteki kayıpları
görmezden gelen ve eski düşmanlarla barış imzalayan bir politika ortaya koymuştur.
Türk hükümeti, Ermenilere ve diğerlerine karşı Türk davasında baskı
yapılmasının eski nefretleri canlandıracağını ve savaşa davetiye çıkaracağını
hissetmiştir. Bu yüzden Türkler dertleri ile ilgili hiçbir şey söylememişlerdir.
Bu, o dönem için alınabilecek en doğru karardı. Hiç kimsenin Türkler adına
konuşmaması ise bu noktadaki olumsuz sonucu oluşturmuştur... Yapmadıklarına inandıkları bir şeyden
dolayı haksız yere eleştirilen Türklerin ne düşünmesi gerekiyor..."
Doküman 18'da sunduğumuz Justin McCarthy'nin konuşması karşısında, siyasi nedenlere
dayalı tavırlarını değiştirmeyen ABD'li Temsilciler Meclisi üyelerini ve ileride aynı
şekilde hareket etmesi muhtemel diğer kişileri tarih hiçbir zaman affetmeyecektir.
İnsanlık: elbet bir gün sağduyulu tarih yazarlarının gün ışığına çıkarıp
sergileyeceği gerçeklerle aydınlanacaktır. Aksi takdirde Atatürk'ün dediği gibi "Değimeyen
Hakikatler, İnsanlığı Şaşırtacak Bir Mahiyet Kazanacaktır". |
|
Dipnotlar |
|
37 . Başbakanlık Arşivi, Babıali-Dahiliye
Nezareti-Emniyeti Umumiye Mü-diriyeti Kalemi, Dosya 52/96-98/ ayrıca Genelkurmay ATASE
Arşivi. nu. 1/2 ,KIs. 401.dos.1580.Fih.9-3
38 . SÜSLÜ, Azmi Türk Tarihinde Ermeniler. S. 223-226
39 . ATASE Arşivi Erkan-ı Harbiye-i
Umumiye Dairesi (3) Belge No 2048
40 .
Dışişleri Bakanlığı arş. Hazine-i Evrak, Karton 178, dos. Ayrıca bkz. SÜSLÜ, Azmi Türk Tarihinde Ermeniler. S.237
41 . BİLGİ Necdet, a.g.e
42 . Acquaintances, Oxford. U.P. 1967
43 . Noter Onaylı Belge bkz. Belgeler
bölümü
44 . Türk
Silahlı Kuvvetleri Tarihi. Osmanlı Devri. Birinci Dünya Harbi, İdari Faaliyetler ve
Lojistik. Xncu Cilt, Gnkur. ATASE Yayını. Ank. 1985
45 . ATASE
Arşivi, nu. 1/2, Kls. 361. dos. 1445. fih. 15-22,23
46 . OREL,
Şinasi, Yuca SÜREYYA, Ermanilerce Talat Paşa'ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü,
Türk Tarihi Kurumu Yayını Ank. 1983
47 . PRO.FO. 13 Temmuz 1921, 371 / 6504 / E.8519
48 . Foreign Office. 29 Temmuz 1921. 371 / 6504 / E.8745
49 . Başbakanlık Osmanlı Arşivi
HR. MİJ. 43/ 17
50 . ATASE
Arşivi dolap no. 169. göz no. 3 kls. 23 dos. no. 1336/13-1 fih. 32-1.2.3
51 . Daha geniş
bilgi için Ahmet Refik. Kafkas yollarında. Öncü Kitap. Ankara. 1992 |
SONSÖZ
Ermeni soykırımı iddiaları, Ermeni cinayetlerine sebep teşkil etmiştir. Bu uğurdaki
çabaları hep kanlı olmuştur. Osmanlı Döneminde Anadolu'da binlerce Türk insanının
ka-nını akıtan; Talat Paşa ile Cemal Paşa'yı katledenlerin kalın-tıları, l.nci
Dünya Savaşı dönemindeki tavırlarını terk etmemiş, bilakis artırmıştır. 1973
yılından 1985 yılına kadar ASALA örgütü tarafından sürdürülen kanlı eylemlerde
Türk Diplomatları, yurtdışındaki Türk işyerleri ve Türkler hedef alınmıştır. Özgür dünya olarak bilinen
ülkelerde, o ülkenin teminatı altındaki diplomatlarımızın ve vatandaşlarımızın
can emniyeti ile Türk işadamlarının işyerleri korunmamıştır. Tüm bu olaylara
karşı Batı dünyası anlaşılmaz biçimde ses-sizliğini sürdürmüş ve bu tavırları ile katillere moral
destek sağlamışlardır.
Ermeni iddialarını analiz edersek 3 aşamalı bir hedefin varlığını görürüz.
Bunlar;
a. Dünyada
siyasi-ekonomik ve askeri güç durumundaki ülke yönetimlerine kendilerinin soykırıma
uğramış olduklarını kabul ettirmek ve bu durumu merkezi ve mahalli yönetimlere
tescil ettirmek,
b. Bu kararlara
dayanarak tazminat talebinde bulunmak ve Türkiye Cumhuriyetini Osmanlı Devleti'nin
devamı olarak göstermek suretiyle tazminatın tahsil edilmesini temin edcek baskıları
yoğunlaştırmak,
c. Tazminatı
aldıktan sonra uygun bir konjonktürde toprak talebini gündeme getirmektir.
Taşnaksutyun örgütünün gizli lideri KOÇERYAN Ermeni Devletinin başkanı olduktan
sonra bu stratejinin uygulan-masına hız verilmiştir. Nihai hedef Türkiye
Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğüne yöneliktir ve onu parçalamayı
hedeflen-mektedir. Bu strateji geçmişteki üç-beş Ermeni örgütünün hedefi olmaktan
çıkmış Bugünkü Ermenistan'ın da ülküsü halini almıştır. Eğer bugünkü
Ermenistan'ın en
önemli üç belgesine bakarsak bu durumu açıkça görürüz. Bunlar Ba-ğımsızlık
Bildirgesi, Bağımsızlık Kararı ve Anayasalarıdır. Ermenistan Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti Yüksek Sovyetinin 23 Ağustos 1990 tarihli Bağımsızlık bildirisinin 12nci
mad-desinde "Ermenistan
Cumhuriyeti, 1915'te Osmanlı Türki-yesi ve Batı Ermenistan'da gerçekleştirilen
soykırımın ulus-lararası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları
destekleyecektir" denilmektedir. Aynı konu Ermenistan Par-lamentosunun 23 Eylül
1991 tarihinde aldığı
bağımsızlık ka-rarında "Ermenistan Bağımsızlık Bildirisine sadık
kalacağı-nı" beyan ve taahhüt edilmiş. 1995 yılında kabul edilen
Ana-yasalarında ise Ermenistan'ın "bağımsızlık bildirisindeki ulusal hedeflere
bağlı kalacağı" bir anayasa hükmü haline getirilmiştir. Dolayısıyla olmayan bir soykırımın
kabul ettiril-mesi ve Batı Ermenistan olarak nitelendirilen Türkiye'nin doğusundaki hak
talebi gizli bir emel olmaktan çıkmış belki de bir başka ülke anayasasında
rastlanılmayacak şekilde komşu ülkenin (Türkiye'nin) toprakları üzerindeki hedef ale-ni olarak
dünyaya açıklanmıştır.
Konuyu bu açıdan genişletecek olursak. NATO ve AGİT' in anlaşma metinlerine bakmak
gerekecektir. Her iki kuruluş ve bu kuruluşların temel mantığını oluşturan
belgeler, üye devletlerin toprak bütünlüğünü teminat altına almaktadır.
Bilindiği üzere NATO bir Askeri Pakt' tır. Bu konuda açıkla-ma gereği
olmadığını düşünüyorum. Ancak, AGİT' e temel teşkil eden Paris Şartı'na
bakacak olursak: "...Birleşmiş Mil-letler Yasası ile yüklendiğimiz
mükellefiyetler ve Helsinki Ni-hai Senedi'nin getirdiği taahhütlere uygun olarak,
herhangi bir ülkenin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı
kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidin-de bulunmaktan ya da bu belgelerin ilke
ve am açlarıyla
bağ-daşmayan bir tarzda eylemde Bulunmaktan sakınacağımız taahhüdünü
tekrarlarız. Birleşmiş Milletler Yasası ile yükle-nilen mükellefiyetlere uymamanın,
uluslararası hukukun ihlali olduğunu hatırlatırız..." hükmünü görürüz. Bu
madde-de olduğu gibi,
her iki organizasyonun mantığı açık iken, di-ğer tarafta "Türkiye'den toprak
talep eden" ya da Türkiye toprağın "Batı Ermenistan" olarak yorumlayıp
Anayasasına koyan bir ülkeye NATO ve AGİT üyelerinin tavrı tartışılmalı-dır.
Uluslararası işbirliği tarafların karşılıklı hak ve menfaat-lerine saygıya dayalıdır. Bir tarafta her
iki uluslararası ku-ruluşun üyesi olan Türkiye, diğer tarafta Türkiye'nin
toprak-ları üzerinde hak iddia eden ve yayılmacı politika güden Ermenistan. Yorumu
Türk ve dünya kamuoyunun sağduyusu-na bırakıyorum.
Önsözde belirttiğim gibi bugün 70 milyonluk genç nüfusu ile Türkiye, tarihin
sararmış sayfalarında kalan acı günleri, kin ve husumetleri, unutup, Türkiye
Cumhuriyeti'ni kuran Mustafa kemal Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi doğrultusunda bütün
komşuları ile barış içinde yaşamak arzusundadır.
"Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade
dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars
Anlaşmasıyla en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki
çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu."
Mustafa Kemal Atatürk
(11.3.1922, TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşması
Kaynak:Forsnet.
mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr |