[Ana Sayfa] [Amaç] [Fotoğraflarla Gerçekler] [Çalışma Odası] [Strateji] [İletişim Odası]

ERMENİ İDDİALARI VE GERÇEKLER
Dr. Hüsamettin YILDIRIM

Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye: Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan boğazları, Orta Asya Kafkasya ve Ortadoğu'daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.

Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. İmparatorluğu parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, türlü entrikalarla yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri de kullanmışlardır.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler olmaktadır. Bazı ülkelerde Tü
rkleri ve Türkiye'yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikildikçe, bazı ülkelerde de sözde soykırımı tanımaya yönelik kararlar parlemanto gündemlerine getirilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.

Ermeniler, bağımsız Ermenistan vaatleri ile Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandılar ve masum insanları katlettiler ve sonucunda ülkeye daha fazla zarar vermemeleri için çıkartılan Sevk ve İskan Kanunu ile savaş bölgesinden daha iç
bölgelere göç ettirildiler. Ama bu onların iddia ettiği gibi asla bir soykırım olmamıştır. Savaş şartlarında Ermenilerin yanı sıra bir milyondan fazla da Türk Ermeniler tarafından öldürülmüştür.

Bugün 70 milyonluk genç nüfusun ile Türkiye, tarihin sararmış sayfalarında kalan acı günleri, kin ve husumetleri, unutup. Türkiye Cumhuriyetini kuran Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta Sulh. Cihanda Sulhu" ilkesi doğrultusunda bütün komşuları ile barış içinde yaşamak arzusundadır.

 GİRİŞ

Günümüzde, tarihin belli bir döneminde bir arada yaşamak zorunda olan iki toplumdan birinin, çeşitli nedenlerle mağduriyetinden bahsetmesi moda anlayış haline gelmiştir. Mağduriyet iddialarının doğruluğu araştırılmadan kabul gördüğüne de sıkça rastlanılmaktadır. Bu konudaki başarı, mağduriyetin gerçekliği ile ilgili olmayıp ne kadar gürültü çıkardığınıza ve sizi alkışlayanların güçleriyle ilişkilidir. Bu nedenle mağduriyet iddiasındakiler, alkışlayacak kesimi kendileri bulma arayışındadırlar. Dünya milletler mücadelesine bu gözle bakıldığında, benzeri birçok olayla karşılaşılacaktır. Bu olaylar analiz edildiğinde ağlaması gerekenlerin ağlamayı beceremediği, haksız ve saldırgan olanın yine aynı pişkinlikle arsızlığı sürdürdüğü ve onu alkışlayanlarla kol kola hareket ettikleri görülmektedir. Bu nedenle çevremizde meydana gelen bu gibi gelişmeleri politik psikoloji (büyük grupların, kitlelerin ve uluslararası birbirleriyle olan ilişkilerini ele alarak bu ilişkilerde rol oynayan psikolojik etmenleri değerlendiren bilim dalı) metotlarına göre değerlendirmemiz gerekmektedir.


Konumuzu, Ermeniler tarafından Türklere ve Türkiye Cumhuriyetine yöneltilen iddialar açısından sınırlandırarak değerlendirirsek şu tespitleri yapmamız mümkündür;

  1. Ermeniler Osmanlı-Rus savaşlarında ve Birinci Dünya Savasında Ruslara destek olmaları karşılığı kendilerine vad edilen toprakları vatanlaştıramadıklarından dolayı, buna engel olan güce karşı şiddetli öfke ve intikam duygusu içinde yaşamaktadırlar.

  2. b.
    Osmanlıların, Ermenilerin bir bölümünün yerleşim alanlarını haklı olarak değiştirme mecburiyetinde kalması, onlar açısından ikinci büyük bir tranma geçirmelerine neden olmuştur.

  3. c.
    Geçirilmiş trâvmaları ve Türk milleti ile Devletine karşı duydukları nefret; geniş coğrafyalara dağılmış az nüfuslu tüm toplumlarda görüldüğü üzere (geniş coğrafyada yaşanmaktan dolavı ulusal kültürden uzaklaşmanın yarattığı kendi milletine yabancılaşma), milli kimliklerini koruma vasıtası olarak kullanılmaktadır. Bir toplumu milletleştirme veya bir gaye etrafında toplama faaliyetinde yararlanılan unsur veya argümanın, doğruluğu ve kanıtlanabilir olması fazla bir önem taşımaktadır. Önemli olan, onun kullanılma biçimi, kullanılma sıklığı ve bundan etkilenerek tepki gösteren hasını kitlenin oluşturduğu ilave katkılardır. Türk ve Türkiye düşmanlığı şeklinde ve farklı iddalar kullanılarak Ermeniler tarafından gündeme getirilen tüm olaylarda hesaplanan durum budur. 1965 yılından itibaren hızla artan ve günümüze dek ulaşan Türkiye'ye ve Türklere yönelik soykırım iddialarını bu açıdan değerlendirmek gerekmektedir. Özellikle bir avuç Ermeni nüfusunun oyunu kazanmak uğruna yalana ve çarpıtmaya dayanılarak yapılan politik oyunlar bir milleti topyekün yargılama ve dünya kamuoyu zihninde "soykırım suçunu işleyen caniler" durumuna getirme noktasına ulaşmıştır. Örneğin: Hitler'in ordularına Polonya'vı işgal emri verirken sarf ettiği iddia edilen "Ermenileri kim hatırlıyor?" sözleri tamamen bir hayal ürünüdür. Bu sözler ne Hitler'in yanında bulunanlar tarafından doğrulanmış, ne de Nürnberg Mahkemesi savunma ve iddianamelerinde yer almştır. Etik anlamda hiçbir kural tanımayan bu gayretleri tarihi değiştiremeyeceğini bilmekle birlikte, coğrafya gereği bir arada yaşamak zorunda oları iki ulusun arasına anlamsız nifak tohumları ekeceği aşikardır.

Burada bahsedilen Ermenilerden kasıt, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kendi örfadetlerini ve dinlerini özgürce yaşayan Ermeni asıllı Türk vatandaşları değil: açlıkla karşı karşıya bulunan Ermenistan topraklarında fiziken ve ruhen çok: uzakta bulunan diaspora Ermenileri ve oy avcılığı uğruna halkını boş ve tehlikeli emeller uğruna peşinden sürükleyen fırsatçılardır.

OSMANLI DEVLETİ'NDE ERMENİLER VE BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI DÖNEMİ

Milletler tarihi; bir mücadeleler tarihi olmakla birlikte, aynı zamanda bilinmeyen karanlık noktalar veya görülmek istenmeyen gerçekler yığınıdır. Bu açıdan bakıldığında tarihin bir bölümünü ya görülmek istenmeyen ya da gizlenilmek istenir veya tek yönlü araştırmalardan yola çıkılarak gerçekler reddedilir.

Bunlara verilecek en çarpıcı örneklerden biri hiç şüphesiz Türk-Ermeni ilişkileridir. Yaklaşık bin yıllık bu sürecin başlarında; Romalılar, Persler, Bizanslılar tarafından Anadolu'nun bir yerinden diğer yerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez, üçüncü sınıf bir vatandaş muameles
i gören Ermeniler, Türklerin Anadolu'ya girişlerini takiben; bir yandan Türklüğün adil, insani töresinden, diğer yandan da İslamiyet'in hoşgörülü, birleştirici siyasetinden yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan XIX. Yüzyılın sonlarına kadar süren devir ise, Ermenilerin altın çağı olmuştur. Osmanlı Devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her teb'asına sağladığı imkanlardan Gayri Müstimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve Devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı haklı olarak "milleti sadıkâ', "tebaı sadıkâ' olarak kabul edilmişlerdir. Her çevrede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar, (1.nci Meşrutiyette 9, 2nci Meşrutiyette 11, 1914 Meclisinde 12 Milletvekili ve 20 bin civarında devlet memuru vardır.) Osmanlı Devleti'nin meseleleri üzerinde Türkçe ve yabancı dillerde eserler yazanlar da olmuştur.1 Bir taraftan bütün tebaanın faydalandığı haklar, diğer taraftan da hemen her Padişah zamanında eskilerinin üzerine yenileri eklenmek suretiyle elde ettikleri imtiyazlar sayesinde Ermeniler, hem yazılı hem de fili hukukta, Müslümanlar ve hatta Müslüman olmayan uluslara karşı bile ayrıcalıklı bir cemaat haline gelmişlerdir.

Ancak, Osmanlı Devleti'nin zayıflamaya başladığı dönemde, hemen her konuda Avrupâ'nın müdahalesi baş gösterince. Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma, kötüleşme devri başlamıştır. Batılıların, özellikle misyoner din adamı kisvesinde Osmanlı içine k
adar soktuğu provokatör ve ajitörlerin faaliyetleri ile, Ermenileri dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırma çabaları: diğer taraftan da ülke içinde ve dışında kurulan, teşkilâtlanan, teçhizatlanan ve silahlanan Ermeni komitecilerin ve Patrikhane ile kiliselerin menfi uğraşları sonucunda, Ermeni cemaati yavaş yavaş Türk toplumundan koparılmaya çalışılmıştır. Böylece çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı kanlı olaylar başlamıştır. Doğu Anadolu da başlatılan ve İstanbul'a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında ise, Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermeniler de bulunmasına rağmen, bunların büyük bir kısmı c
ephede düşmanla birlikle Türklere karşı savaşmış, cephe gerisinde de kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliama girişmişler, yüz binlerce Müslüman'ın hayatına kastederek Anadolu'yu bir harabe haline çevirmişlerdir.

Devletin bunları yatıştırmak ve dur
durmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş ve İtilaf Devletleri'nin de tahrik ve vaatleriyle Ermeniler, bin yıl refah içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya başlamışlardır.

Anadolu dışında kurulan Hınçak (1887), Taşnaksudvun (1890) Ramgavar, Hınçak İhti
lal Komitesi. Silahlılar Cemiyeti (1880) Ermenistan'a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti (1872) ve Karahaç Cemiyeli (1882) gibi halkı silahlı ayaklanmaya sevk eden örgütlenmeler meydana getirilmiştir. Bu örgütlerin önemli rol oynadığı ve Ermenilerce gerçekleştirilen başlıca olaylar şunlardır:2
  • Zeytin Olayları
  • Kayseri Olayları
  • Bitlis Olayları
  • Van Olayları
  • Muş Olayları
  • Diyarbakır Olayları
  • Mamuratül'aziz (Elazığ) Olayları
  • Erzurum Olayları
  • Sivas Olayları
  • Trabzon Olayları
  • Ankara Olayları
  • Adana Olayları
  • Urfa Olayları
  • İzmit Olayları
  • Adapazarı Olayları
  • Bursa Olayları
  • Musadağı Olayları
  • İzmir Olayları
  • İstanbul Olayları
  • Maraş Olayları
  • Antep Olayları
  • Halep Olayları

Yukarıdaki olaylar günümüz toplumsal olayları ile mukayese edilmeden değerlendirilmelidir. olayların ciddiyeti bugün dahi, insanları ürpertecek özellik arz ettiği gibi, yıllarca yan yana yaşayan iki halktan Ermeni olanın bu eylemlerine nasıl girişebildiği ayrı bir psiko-sosyal analiz çalışmasına malzeme teşkil edecek özelliktedir. Doküman 1'de verilen telgraf metni tarihin en utanç verici manzaralarından birini gözler önüne sermektedir: "Şimdiye kadar Erzurum'da (merkezde) 2.127 İslam cesedi defnedilmiştir. Bunların tamamı erkektir. Cesetler üzerinde balta, süngü, mermi yarası vardır. Bu cesetlerin ciğerleri çıkarılmış, gözlerine sivri kazıklar sokulmuştur..." 3

Savaş halinde olmasına rağmen. 9-10 ay daha aldığı mahalli tedbirlerle çözüme ulaşmaya çalışan, ancak olayların yatışmayacağını gören Osmanlı Hükümeti, son çareye başvurmuş ve bir çok vatandaşı gibi Ermenileri de savaş bölgesinden alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine "sevk ve iskan"a veya başka bir ifadeyle "tehcir"e tabi tutulmuştur.

Başlangıçta Ruslar'la beraber "gönüllü alayları" adı altında yürüt
ülen bu düşmanlık, Milli Mücadele yıllarında İngiliz ve Fransızlarla birlikte "lejyonlar"la sürdürülmüş ve Ermeniler vahşet olaylarında bu Devletleri bile hayrete düşürecek kadar ileri gitmişlerdir.

Bilanço ise, hem Türkler hem de Ermeniler açısından bir
felaket olmuştur. 2 milyon 500 bin Türk savaşlarda ve Ermenilerce yapılan katliamlarda. 200 bin civarında Ermeni de savaşlarda, isyanlarda ve tehcir sırasında hayatını kaybetmiş: Anadolu, en ufak yerleşim yerlerine kadar yakılmış, yıkılmış, harap olmuş: bir çok vaatlerle cepheye sürülen Ermeniler, Batılılar tarafından kendi kaderlerine terk edilmiş ve onlarla birlikte ülke dışına gitmişlerdir.

Dipnotlar
1 . Daha geniş bilgi için Bkz. Göyünç. Nejat. Osmanlı idaresinde Ermeniler, İstanbul, 1983
2 .
Daha geniş bilgi için Bkz. Süslü. Azmi, vd. Türk Tarihinde Ermeniler. 19fırs Kafkas Üni. Yay. Ankara, 1995
3 . Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivi Arş. NO:4-36-71. D.231. G.2. K.2820. Dos.A-69, Fih. 3
TEHCİR (YER DEĞİŞTİRME - İSKAN VE TENKİL UYGULAMASI )

a. Tehcir Sözcüğü Sürgün veya Soykırım Anlamı Taşır mı?

Konuşma veya yazışına dilinde kullanılan bu kelimelere, o dil içinde taşıdığı veya taşıması gerekenin dışında anlam yüklendiği sıkça görülen bir durumdur. Bu konu özellikle demagojiye dayalı tartışmalarda ve hassas konuların istismar edilmesinde görülebilmektedir.

"Tehcir" bu duruma örnek kelimelerden biridir. Arapça asıllı olan kelime "hecera" filinden türeyen rübai (dört harfli) bir mastar-isimdir. Bir yerden başka bir yere göç
ettirmek, hicret ettirmek (immigration, emigration) manasını taşır. Fiilde bir sürgün, bir "deportation" manası yoktur. Zira bu anlamı Arapça'da "nefy, ib'ad itikal, ısikar" gibi mastarlarla ifade edilmiştir. Zaten tehcir diye tanınan kanunun adı da aslında "sevk ve iskan" kanunudur. Olayın anlatımında sık sık tenkil" (nakletme) tabiri de kullanılmış ve hiçbir zaman batı dillerinde sürgün anlamındaki "deportation", "exile". proscriptiou" gibi terimlerin karşılığı olan tabirler kullanılmamıştır. Buna rağmen bilmeyerek veya çoğu kez olay dramatize edilmek âmâcıyla Ermeniler ve bazı batılı yazarlar tarafından sürgün manasına gelen terimler seçllmiştlr.4 Bu ise, tarihi açıdan olduğu kadar filolojik açıdan da kasıtlı olarak yapılan bir hatadır.

b. Osmanlı Devleti'nin Sevk ve İskan Öncesi Aldığı Kararlar ve Uygulamalar:

Ruslar. daha Osmanlı Devleti ile savaşa başlamadan önce, muhtemel bir savaşta Ermenilerin desteğini alacaklarından emindiler. Aynı durum diğer İtilaf Devletleri için de geçiciydi. Savaşın patlak vermesi ile beraber özellikle yurtdışındaki Ermeni teşkilatları. Ermenileri Osmanlı Devleti'ne karşı İtilaf Devletleri'nin yanında savaşa çağırmışlardır. Ermeniler bu çağrılara uyarak hem İtilâf Ordularına katılmışlar, hem de kendisi müdafaadan yoksun olan
Anadolu'da isyanlar çıkartarak katliamlara girişmişlerdir.

Birinci Dünya Savaşı başlarında önce Ruslar. Kafkasya'daki Ermeniler aracılığıyla Osmanlı Devleti'ndeki Ermenileri Türkler aleyhine, Memaliki Osmaniye'den zaptedeceği yerleri Ermenilere vererek is
tiklallerini temin vaadiyle teşvik etmişler ve hatta "Türk köylüsü kıyafetinde birçok adamları içerdeki Ermeni köylerine göndermişler ve dağıtılmak üzere sınırdaki bazı yerlere silah ve cephane getirmişler, Rus generallerinden Loris Melikov'un oğlu da bu maksatla Van bölgesine gitmiştir. 5

Çarlık Rusyası, Kafkas berisindeki ve Anadolu'dan kaçan Ermenileri silahlandırarak gönüllü birlikleri kurmakla kalmıyor aynı zamanda Taşnaksutyun Partisi aracılığı ile par yardımında da bulunuyordu. Bu konuyla ilgili olarak Tiflis'i Şubat 1915'de toplanan Ermeni Milli Kongresi'nde Taşnak-sutyun Partisi Askeri Vekâleti temsilcisi, toplantıya sunduğu raporu mali kısmında şunları söylüyordu.
6 "Bilindiği gibi savaşın başında Rus hükümeti, Türk Ermenilerini silahlandırma ve hazırlanma, savaş zamanında ülkenin içlerinde isyan çıkartmanın ilk masrafları için 242.900 ruble vermişti Gönüllü birliklerimiz Türk ordusu zinciri yararak geçmek ve isyancılarla birleşerek, geride ve cephede, mümkün olursa da düşmanın arasında, yani 'Türkiye'de anarşi çıkartmak ve bütün bunları Rus ordularının ilerlemesini ve Türkiye Ermenistan'ına hakim olmasını sağlamak zorundaydı."

Osmanlı Hükümeti önceleri isyanları bölgesel tedbirlerle mahallerinde bastırmayı ve savunma durumunda kalmayı tercih etmiş
tir. Ermenilerin silahlarıyla firarlarına, dini liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine rağmen, Hükümet bu is yanları münferit bazı teşebbüsler şeklinde kabul etmeyi uygun bulmuştur. Aynı zamanda Ermeni Patriğ'ine asayişin temini için savaş sırasında istenildiği kadar Jandarma bulundurulamayacağı, dolayısıyla Ermeniler tarafından bir karışıklık çıkarıldığında derhal "ülke savunmasını sağlamak amacıyla sert önlemler almak zorunda" (Müdafaa-i memleketi temin etmek maksadıyla tedabiri şedide ittihazınaa mecbur) kalınacağı anlatılmıştır. Osmanlı Ordusu Başkomutanlığı Ermeni Patriği'ne gönderilen mektup dönemin komuta kademesinin gelişmeler hakkındaki samimi görüşleri yansıtması bakımından bir ibret vesikasıdır. Doküman 2'de yer alan mektupta aynı şu satırlar yer almaktadır: "...An-cak vatanımızın en yüksek kademelerine yükselmiş becerik-li bir insan olarak kabul buyuracağına şüphe yoktur ki, yabancıların kandırmalarına uyan bazı akılsızlar yazık ki vardır. Bunların gönüllerindekilerini meydana çıkarmak için kaba vasıtalara başvurdukları meydandadır. Bunlara karşı hükümetçe, terbiye için sert hareket edilmesinde. Osmanlı vatanını koruması için esef olunur ki zorunluluk hasıl oluyor. Bu zorunluluk kaçınılmaz olduğu zamanlar duyduğumuz sancı ve içlenmeyi anlatamam..." 7 Komitelere mensup mebuslara da aynı yolda tebligata bulunulmuş, bütün Ermeni ileri gelenlerine, böyle bir durumun hoş olmayan bazı zorunlu sonuçlar doğuracağının söylenmesine rağmen, komiteler faaliyetini öncekilerle kıyaslanamayacak derecede artışlardır. 8 Patrikhane başta olmak üzere, İstan-bul'daki komiteler de eskiden olduğu gibi çalışmaya ve İtilaf Devletlerine askeri harekatımız hakkında bilgileri kapsayan muhaberelere devam ederken, vilayetlere özel heyetler gön-deriyorlardı. Bunun en büyük kanıtlarından biri ise Hasan-kale'den İstanbul'a gönderilen bir telgraftır. Doküman 3'de sunulan telgraf metninde, Patrikhane'nin Van bölgesinde meydana gelen bazı olayları Başkomutanlığa şikayet ettiği. ancak Patriğin bölgede yaşayan Türkleri suçlayan iddiaları-nın tamamen asılsız olduğu belirtilmektedir. Başkomutanlık tarafından verilen emir üzerine yapılan soruşturmanın so-nuçları ise şu tarihi cümlelerle bağlanmaktadır: "...Rehin-i tasvib-i samileri buyurulduğu (uygun gördüğünüz) halde hususat-ı maruzanın (arzedilen konuların) Ermeni Patriğe tefhimi (anlatılması) ve hain-i muhbirlerini havadis-i kazibe-leriyle (uydurma haberleriyle) ref-i şikayet (şikayetlerini bü-yütme) yerine vazife-i ruhaniyesi dalâlette olanları irşad (din-sel görevi yanlış yolda olanları aydınlatma) olduğundan Ermeni Milletinin ikazına ve tarik-i itaat ve sadakate irca-ına delalet (itaat ve sadakat yoluna getirilmesine öncülük) eylemesini emr-ü tenbih buyurmalarını istirham eylerim...." 9

Aslında savaş başlamadan önce her türlü isyan hazırlığına girişmiş olan Ermeniler, bazı dağınık hareketlere rağmen. savaş başlar başlamaz toplu bir isyana yönelmemişlerdir. En uygun zamanın, İngilizlerin İskenderun Körfezi'ne çıkmaları ve Rusların İskenderun Körfezi'ne doğru ilerlemeleri anında olacağı
değerlendirilmekteydi. Doküman 4'de görüleceği gibi her ihtimale karşı nasıl hareket edeceklerini belirlemişlerdi. Ancak Ermeniler savaşın başlamasını beklemediler, daha doğrusu bekleyemediler ve isyanları başlattılar. Bunun da sebebi, yakalanan bazı Ermeni çetecilerinin ifadelerine göre Rus ordusunun yaklaşmasının beklendiği bir sırada. Hükümet tarafından silah aranmasına başlanması, komite yöneticilerinden bazılarının tutuklanarak sürgüne gönderilmesi ve 1894 doğumluların silah altına çağırılmasıdır.

Os
manlı orduları cephede savaşırken, Ermenilerin bu eylemleri. "Ermeni bağımsızlığı için, müttefik davasına hizmet gayesiyle" hazırlanan plana uygun yürütülüyordu. Ancak. Ermeni çetelerinin cephe gerisindeki faaliyetlerinin, devletler hukukuna göre hıyanet sayıldığı gerçeği göz ardı ediliyordu.

Ermeni isyanları özellikle Doğu Anadolu'dan başlayarak diğer vilayetlere yayılmıştır. Erzurum ve çevresinde Rus işgalinin genişlemesiyle Ermeniler, "halkın kanını kendilerine mubah" görmüşler ve bir Alman generalinin
ifadesiyle, "bu bölgedeki Müslüman halkı silip süpürmeye" başlamışlardı.

Ermeni çetelerinin bu tür zulüm ve eylemleri sürerken, güvenlik kuvvetleri tarafından Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde yapıları aramalarda pek çok silâhlı ve cephane ele geçirilmiş
tir. Hatta ele geçirilen silahların çokluğu Müslüman halkı hayrete düşürmüş, müthiş bir katliamdan kurtulduklarına inandırmıştır. Rus işgalinden önce, Ermenilerin yaşadıkları yerler bir bakıma Ermeni işgali görmüş gibiydi ve bu yerlere devlet gücü giremez olmuştu. Artık devletin varlığını ağır bir şekilde yaralayan bu durum, biraz daha hoşgörü gösterildiğinde, telafisi mümkün olmayan sonuçlara sürükleneceğini göstermekteydi.10

Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesinden ve özellikle Kafkas Cephesindeki bozgundan sonra. Ermenilerin Müslüman halka karşı baskıları, askerden firarları, asker ve jandarmaya saldırıları, silahlı ve mühimmatla yakalanmaları. Fransızca, Rusça ve Ermenice şifre gruplarının ele geçirilmeleri, ülke çapında bir karışıklık çıkaracaklarını gö
stermekteydi. Enver Paşa bu ihtilal sebebiyle 25 Şubat 1915'te ilgili birimlere dikkatli olunmasını bildirmişti. Doküman 5'te yer alan ve Erzurum'dan Başkomutanlığa gönderilen şifre telgraf incelendiğinde Enver Paşa'nın görüşlerini destekler gelişmeler olduğu görülecektir.

Osmanlı hükümeti bu olaylara karşı güvenlik tedbirleri almakla beraber, zorunlu yer değiştirme ile ilgili kanundan önce de, bu tedbirlerin yeterli olmadığı durumlarda Ermenileri başka yerlere iskan etme yoluna gitmiştir. Ancak sınırlı bi
r bölgede gerçekleştirilmesi bu uygulamanın genelleştirilmesi fikrini pekiştiren olay. Varı Ermenilerin isyanı olmuştur Çevredeki Ermenilerin. Osmanlı Devleti'nin savaşa girdiği tarihlerde Van'da toplandıkları ve silahlanarak Rusların iyice yaklaşmasını bekledikleri resmi belgelere yansımıştır. Başkumandanlık ise 1915 Mart ayı başlarında, Rusların Van vilayetini işgal ve Ermenileri ihtilale teşvik etmek istedikleri kesin olarak tespit etmiştir. Yurt genelinde Ermenilerin faaliyetleri ile ilgili olarak elde edilen bilgi ve belgelerin derlendiği ve Başkomutanlık tarafından yayınlanan raporda (döküman5) ,Rus ordusunun Ermeni komitacılarına nasıl destek olduğu şu sözlerle anlatmaktadır:"..-Rusya dahilinde kura ve kasbatta (köyler ve kasabalar) bulunan İslam haneleri tahhari edilerek (aranarak) silahlar müsadere olunuyor(zorla alınıyor) ve bu silahlar Ermenilere tevzi olunuyor (dağıtılıyor).... Kısm-ı azamı "Bayezid". "Van" ve "Bitlis" Ermenileri'nden ve asker firarilerinden ve Iğdır havalisi Ermenilerden olam üzere 600 Ermeni'nin Iğdır'da tecemmü ederek (toplanarak) çete halinde tefrik ve taksim olunarak (ayrılıp ve bölünerek)teslih edildikleri Rus hudut bölükleri efradından (erlerinden) iltica eden Ruslara ve menabi-i sairteden (diğer kaynaklardan) alınan malumatla sübut buluyor (meydana çıkıyor)..."Van Vali Vekili Cevdet Bey'in yukarıda belirtilen uyarıla-rına rağmen, yeterli tedbir alınamamış ve 17 Nisan 1915'de önce Şıtak kazasında başlayan isyan, bütün vilayeti sarmış ve 20 Nisan'da da Van şehri ve köylerindeki Ermeniler ile Çölemerik Nasturileri ayaklanmışlardır.11 Ermeni Katolikosu V. Keork. 10.000 silahlı çetecinin bu isyana katıldığını bildirmiştir. 12

Van Vali Vekili Cevdet Bey'in 10 Mayıs'ta askeri makamlara yazdığı ve Ruslarla Ermenilerin ilerlemesi karşısında aşiretleri dağıldığı ve Van'ın kontrolünü ele geçiremediği yolundaki bilgilere rağmen geç kalınmıştır. Rus ve Ermeni güçlerinin baskısı karşısında çaresiz kalan Vali Cevdet Bey ve Van'da ki kuvvetler 16/17 Mayıs gecesi şehri terk etmek zorunda kalmışlardır. İki gün sonra 19 Mayıs 'ta da Ruslar Van'a girmişler, bu arad Van'da bulunan 30.000'e yakın Türk, kayıplar vererek Van'dn çevre bölgelere kaçmıştır.
13

Türk halkının bölgeyi hangi şartlar altında terk etmek zorunda kaldığını ise Doküman 5'dcki şu dehşet verici cümle yeteri kadar anlatmaktadır: "...Bu çeteler geçtikleri İslam köyleri emvalini (mallarını) nehib ve garet (çapul ve yağma) beşikteki çocuğuna varıncaya kadar katl ve imha ederek ilerliyorlardı..."

Böylece: Van ve çevresinde Rus ve Erme
nilerin işbirliği ile gelişen olaylar ciddi boyutlara ulaşmıştır. Ermenilerin başlattıkları isyanlar, katliamlar ve tahriplerin dışında- Rusların bir ay içinde Van. Malazgirt ve Bitlis'i işgali ile sonuçlanmıştır. Dolayısıyla, Rusların her askeri harekatı, Ermeni isyanlarıyla hedefine ulaşmaktadır. Van örneği, Türk ordusunun daima arkadan vurulacağını ve ihanete uğrayacağın açıkça göstermiştir. Bu durumda, hükümet ülkenin muhtelif bölgelerinde yaşayan Ermenilerin, Zorunlu Sevk ve İskanına kara vermek zorunda kalmıştır.

Bu dönemde Ermeni Komitacılarının alıp uyguladıkları kararlar ve yapılalı katliamlara ilişkin belgeler
14 son bölümde verilmiştir. Bu belgeler incelendiğinde Osmanlı Devlet yöneticilerinin tüm psikolojik baskı ve olumsuzluklara rağmen fevkalade soğukkanlı davrandığı görülmektedir.

Ancak Osmanlı Hükümetinin, Zorunlu Sevk ve İskan Kararından yaklaşık bir ay önce aldığı başka bir karar daha bulunmaktadır. Buna göre hükümet, nihayet, seferberliğin ilanından dokuz ay sonra, 24 Nisan 1915'de, 14 va
lilikle 10 mutassarıflığa bir emirname göndermiş ve ülkenin bir çok yerinde isyanlar çıkaran. Rus ordusuna gönüllü alaylar oluşturan. Osmanlı ordusunu arkadan tehdit eden ve Osmanlı Devleti aleyhine her türlü faaliyetin içinde yer alan bütün Ermeni siyasî teşekküllerinin dağıtılmasını istemiştir.

Bu çerçevede özellikle Hınçak. Taşnak ve benzeri komitelerin bütün şubelerinin kapatılması ve buralardaki evrak ve vesikalara -kesinlikle imha edilmesine imkan vermeden el konulması, komitelere mensup kişilerin ve
zararlı faaliyetleri bilinen Ermenilerin tutuklanmaları da istenmiştir. 15

İçişleri Bakanlığı'nın 24 Nisan 1915 (11 Nisan 1331) tarihli bu talimatı üzerine. 82.880 Ermeni'nin yaşadığı İstanbul'da 2.345 Ermeni tutuklanmıştır. Bunu diğer bölgelerdeki tutuklanalar takip etmiştir. Hükümeti bir ay boyunca aldığı tedbirlere rağmen Ermenilerin tavrında bir değişiklik görülmeyince son çare olarak tehcire başvurulmuştur. Bu tedbirlerin I nci Dünya Savaşında bu yana mahiye-tindeki eylemlere karşı alınmış olduğu: o
zamanki koşullara göre yasadışı, gereksiz veya mesnetsiz olduklarının söylenemeyeceği açıktır.

Burada sırası gelmişken şu gerçeği de belirtmekte yarar vardır. 1916 tarihinin başlarında Rus orduları Erzurum'u aldığında Başkumandanlığın ilk emri "Ermeniler
'in Erzurum'a yerleşme hakkı yoktur" 16 şeklinde olmuştur. Ayrıca Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, işgal ettikleri Anadolu topraklarındaki Ermenilerin gelecekteki durumu için Kafkas genel valisi Prens Nikolay Nikolayeviç'e yazmış olduğu 27 Haziran 1916 tarihli proje mektubunda "...Ermenilere bağımsızlık verme çözümünün uygun olmayacağını, çünkü Ermenistan'da Ermenilerin hiçbir zaman çoğunluğu teşkil etmediklerini şimdiye kadar mevcut nüfusun dörtte birini teşkil ettiklerini bu şartlar altında bir Ermeni bağımsızlığı verilmesinin azınlığın çoğunluğu idare etmesi gibi bir haksızlığa sebep olacağını en iyi çıkar yolun Türkiye'den alınan bölgenin yeniden düzenlenmesinde çeşitli ırklara eşitlikle davranılmasını, onların birbirine düşürülmesini. Ermenilere belirli çerçeveler içinde eğitim ve din hürriyeti, dillerinden istifade hakkı verilmesi gerektiğini, bu esasların uygulanabilmesinin mahalli halkın hükümete saygısını çekeceğini, her türlü iç ve dış tahrikten temizleneceklerini ve mahalli halk için getirilecek hayati şartların "Türk hakimiyeti zamanlarını özletmeyeceğini..." 17
Dipnotlar
4 . Süslü, Azmi Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı. 100ncü Yıl Üni. Yayını An-kara. 1990
5 . Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivi No:4-3671, Kls.2918, Dos 797 Fih.6
6 . B.A. Boryan, Armeniya Mejdunarodnaya Diplomatiya; SSSR, Çastli Moskova,1929, s.360
7 .
Genelkurmay Başkanlığı. ATASE Arşivi. A.1 / 1. D.101, K.13. D.62, Fih.4--2, 4-3
8 . Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivi 9. 12.31 (22 Mayıs 1915) Tarih ve 2004 Numaralı Belge
9 .
Daha geniş bilgi için bkz. GÜRÜN Kamuran. Ermeni Dosyası. Türk Tarih Kurumu. Ankara 1983
10 . Daha geni bigi için bkz. BİLGİ, Necdet, Ermeni Tehciri ve Boğazlayan Kaymakamı Mehmed Kemal Beyin Yargılanması KÖKSAV Yay .Ankara,1999
11 . Daha geniş bilgi içi bzk. AKÇORA Ergünöz, Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896-1916),Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, İstanbul1994
12 . B.A Boryan,age., s.363
13 .
Daha fazla bilgi içi bkz. BİLGİ, Necdet, age
14 . ATASE Arşivi Arşiv no: 4/3671 D. 163. G.1. K. 2811 dos. 26 fih. 28 ve Arşiv no: 1 /2 D. 113 G. 4 K. 528 dos. 2061 fih. 21, 21-18
15 . ATASE Arşiv no 1/2 Kls. 401 dos.1580, fih 9/3
16 . B.A. Boyran, age., s.356 17 Razdel Aziatskoy Turtsii Po Sekretnım Dokumentom Bıvşego Ministerstva İnostrannıh Del. Sostovitel E.A. Adamov. Moskva. 1924. Belge No; CXL, s.207-210
17 . Razdel Aziatskoy Turtsii Po Sekretnım Dokumentom Bıvşego Ministerstva İnostrannıh Del. Sostovitel E.A. Adamov. Moskva. 1924. Belge No; CXL, s.207-210
TEHCİR KANUNU VE UYGULANMASINA DAIR TALİMATNAMELER

Osmanlı Hükümeti Sevk ve Iskan uygulamasını o günün şartlarında bir yasaya dayandırmıştır. Keyfi bir uygulama ya da bir Hükümet uygulaması değildir. Doküman 6 olarak sunulan Sevk ve İskan ile ilgili yasa dört maddelik olup, "savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce alınacak tedbirleri" içermektedir.
18

Sevk ve İskan Kanununun 1'nci maddesinde "Devlet güçlerine ve kurulu düzene karşı muhalefet, silahla tecavüz ve mukavemet görülürse şiddetle karşı konulması ve imha edilmesini" 2nci maddesi: "Silahlı güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabaların başka mahallere sevk ve iskan edilebileceği". 3ncü maddesi kanunun geçerliliği ve 4ncü maddesi kanunun icrasından sorumluluğu b
elirtmektedir.

Görüldüğü üzere kanun aslında iki maddelik ve tamamen Devleti ve kanunu düzenini korumaya yönelik, şiddete karşı yetki kanunudur. En önemli özelliği ise; kanun metninde herhangi bir etnik grup, zümrenin zikredilmemiş veya ima edilmemiş olma
sıdır. Kanun kapsamına giren Müslüman, Rum ve Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşları yerlerinden başka yerlere sevk edilerek iskana tabi tutulmuştur. Dolayısıyla Tehcir Kanunu'nu tek bir halka yöneltilmiş olarak görmek bilgi eksikliği veya kasıtlı olmaktan öteye gidemez.

Son bölümde yer verdiğimiz belgelerde ayrıntılı olarak görüleceği üzere yasanın uygulanması, idarecilerin yorum ve kabiliyetlerine bırakılmış, uygulamada idareci kesiminin neyi. nasıl yapacağı ayrıntısıyla açıklanmıştır.
19 Bu maksat-la çıkarılan karar ve talimatnamelerle sevk ve iskanın nasıl yapılacağı ayrıntısıyla hükme bağlanmıştır. Bu karar ve talimatnamelerde; menkul ve gayri menkullerin nasıl teslim alınacağı, araziler ve üzerindeki mahsulün durumu, bunların kayda alınması, göç edenlere sıcak ve etli yemek verilmesi gibi konulara yer verilmiştir.

Sevk ve İskanla İlgili Kanun ve bu kanunun uygulanışını açıklayan mevzuatta, menkul ve gayrimenkulun yok edilmesi ya da insanların öldürülmesi yönünde herhangi bir amaç olmadığı gibi; bilakis uygulamada yaşanan aksaklıklar idam cezasına kadar uzanan ağır cezalarla giderilmeye çalışılmıştır. Eğer Osmanlı hükümeti bir grup insanı kasten yok etme maksadıyla bir uygulamaya girişmiş olsa idi, göç edenlere yolda sağlanacak imkanları, kafilelere yönelik eşkıya baskınlarına karşı korunmasını, hastalara yardım yapılmasını, çocukların korunmasını, geride bıraktıkları menkul ve gayrimenkulların bir kayıt altında tutulmasını, belli periyotlarla etli yemek verilmesine ilişkin kararları uygulamaya geçirmezdi. Son bölümdeki belgeler incelendiğinde göç edenlere ait gayrimenkulların korunmasına ne derece önem verildiği görülecektir. Bu durumu göçün geçici olduğu, bir müddet sonra geri dönmelerine izin verileceği şeklinde yorumlamak mümkündür, Bu görüşümüzü, göç esnasında Ermenilerin, Anadolu'da toplatılması ve cephe gerilerinde geçici iskan uygulaması da teyit etmektedir. Ancak bu düşüncenin uygulamaya geçilmesi mümkün olamamış, özellikle Rus, Fransız ve İngiliz tahrikleri ile, komitacılara başta Amerika'dan gelen maddi yardımlar, Ermeni çetelerinin eylemlerini artırmalarına sebep olmuş, Ermenilerin bir kısmının bugünkü Suriye civarına sevklerini zorunlu kılmıştır. Ancak göç ettirilen toprakların Osmanlı toprağı olması, son uygulamada dahi takınılan tavırda, bir kasıt olmadığını göstermesi açısından önemlidir.

Dipnotlar
18 . Takvim-i vekayi gazetesi 19 Mayıs 1311 (1 Haziran 1915 ) Kanun 27 Mayıs 1915'de kabul edilmiştir.
19 . Başbakanlık Osmanlı Arşivi. Meclis-i Vükela Muzakeratına Mahsus Zabıtname, 15 Recep 333 ve 17 Mayıs 331.830 Mayıs 1915)
TEHCİR ÖNCESİ VE SONRASINDA NÜFUS DURUMU

Ermeni komitacılar ve bugünkü destekçileri tarafından günümüzde en çok istismar edilen konu Ermeni nüfus durumudur. Savaş döneminde tutulan kayıtlar, resmi rakamlar, kilise kayıtları, yabancı misyonların raporlarında yer alan nüfus bilgileri ve diğer belgelere rağmen sürekli olarak o günkü gerçek nüfusun asgari üç katı bir rakam gösterilerek soykırım iddialarına dayanak aranmaktadır. Verilen rakamlardan bazıları, dünya genelinde bugün yaşayan toplam Ermeni nüfusunu bile birkaç kat aşmaktadır. Bu nedenle, nüfus bilgilerini veren ciddi kaynaklar karşılaştırmalı olarak müteakip maddelerde değerlendirilmiştir.

a. Tehcir Öncesi Ermeni Nüfusu:

Osmanlı Devletinde yaşayan Ermenilerin nüfusuna iliş-kin çok değişik iddialar mevcuttur. Bunları sırasıyla aşağı-daki şekilde açıklayabiliriz;

(1) Ermeniler ve Diğer Yabancı Kaynaklara Göre Osmanlı Devleti'nde Ermeni Nüfusu:

1917 tarihli İngiliz Salnamesine göre; 20 1.056.000
Patrik ORMANYAN'a göre; 21 1.579.000
Kevork Aslan'ın "Ermenistan ve Ermeniler isimli kitabında 22

Anadolu'da

920.000

Kilikya (Adana-Sis-Maraş Bölgesi)

180.000

Osmanlıların diğer bölgelerinde

700.000

Olmak üzere Toplam

1.800.000
Alman Papas Johannes LEPSIUS'a göre; 23 · 1.600.000
Cuinet'e göre; 24 1.045.018
Fransız Sarı Kitabına göre; 25 1.475.011
BASMACIYAN'a göre: 26 2.280.000
Patrik Nerses VARJABEDYAN'a göre; 27 1.150.000
Ermeni bulunmaktadır.
(2) Osmanlı Devleti Resmi Belgelerine Göre Ermeni Nüfusu:

Yabancılar Osmanlı belgelerini görmezden gelmeye çalışmaktadır. Ancak, bu konudaki en güvenilir rakamların resmi belgelerde olduğu kesindir. Son zamanlarda olduğu gibi tehcir öncesi Ermeni nüfusun olduğundan 4, hatta 5 kat fazla gösterildiği olmuştur. Örneğin 1878 Berlin Kongresi'nde Bağımsız Ermenistan isteyen Ermeniler. Doğu Anadolu illerinde 3.000.000 Ermeni olduğunu savunmuşlar ancak Berlin Anlaşmasında Hıristiyanlardan vergi alınması hükme bağlanınca, bu sayıyı Osmanlı Hükümetinin belirlediği sayının altına indirmişlerdir.

Osmanlı Devletinde İstatistik Genel Müdürlüğü 1892 yılında kurulmuştur. Genel Müdürlük görevini 1892 yılında Nuri Bey. 1892-1897 yılları arasında Fethi FRANCO adlı bir Musevi, 1897-1903 yılları arasında Mıgırdıç ŞINABYAN isimli bir Ermeni. 1903-1908 yılları arasında Robert isimli bir Amerikalı. 1908-1914 yılları arasında Mehmet BEHİÇ Bey yapmıştır.28 Görüldüğü gibi Ermeni meselesini siyasi alana taşıyan önemli olayların cereyan ettiği dönemde, Osmanlı nüfus bilgileri yabancıların kontrolü altındadır. Buradan hareketle, bugüne kadar aksi bir belge ve kanaat olmadığına göre Osmanlı nüfus bilgilerine itibar edilmesi geremektedir.

1893 Nüfus sayımına göre Ermeni nüfusu 1.001.465'tir.
1906 Nüfus sayımın
a göre Ermeni nüfusu 1.120.748'dir.
1914 Nüfus istatistiğine göre Ermeni nüfusu 1.221.850'dir.
29

Her üç grup veri kaynağı değerlendirildiğinde, gerek Osmanlı, gerek Ermeni ve yabancı istatistikler, 1nci Dünya Savaşı döneminde yaşayan Ermenilerin nüfusunun 1.250.000 civarında olduğunu ortaya koymaktadır.

b. Tehcir Sonrası Ermeni Nüfus Hareketleri:

Osmanlı Devletinin son nüfus istatistiği 1914 yılında yapılmıştır. 1914 nüfus istatistiğine göre Ermeni nüfusu 1.221.850'dir. Tehcirin yasallaştığı 27 Mayıs 1915 tarihinden, 1927 yılına kadar Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde sayım yapılmamıştır. Ayrıca, Tehcirin yapıldığı bugünkü Irak ve Suriye bölgelerinden; Irak bölgesi İngilizler tarafından, Suriye ise Fransızlar tarafından işgal edilmiş olup, bu bölgelere götürülen Ermeni sayısı ile nüfuslarının ne kadar arttığı, dolayısıyla intikal eden ve edemeyenlerin sayısını kestirmek mümkün olmamıştır. Ayrıca, konu ile ilgili kaynaklarda yukarıda arz edilen netlikle bilgiye rastlanılmamıştır. 30

Bununla birlikte Noradungian GABRIAL'in Lozan Konferansı Tali Komisyonu'na sunduğu rapora göre; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin. Yunanistan ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin, İran'a 50 bin olmak üzere toplam 695 bin kişinin gittiği görülmektedir.

Trabzon Konferansı'na (14 Mart-14 Nisan 1918) katılan Ermeni ileri gelenlerinden Hatisov, (daha sonra Ermenistan Cumhurbaşkanı olmuştur) Hüseyin Rauf Bey'e gönderdiği mesajda Kafkasya'da Osmanlı memleketinden kaçan 400 bin Ermeni'nin bulunduğunu bildirmektedir. 31

Bir başka Ermeni Richard HOVANNISIAN 32 Suriye dışındaki Arap ülkelerinden; Lübnan a 50 bin, Ürdün'e 10 bin, Mısır'a 40 bin. Irak'a 25 bin. Fransa ve Amerika'ya 35 bin Ermeni'nin göç ettiğini belirtmektedir.

Bir başka grup ise, Militaristler olarak bilinen Katolik Ermenilerdir. 1917 Osmanlı Nüfus istatistiğine göre 67.838 Katolik Ermeni yaşamaktadır. Musa Dağı olayına da karışan bu Ermenilerden yaklaşık 60.000 kişinin Türkiye'nin liman şekillerini kullanarak Türkiye'yi terk ettiğine ve başta Avusturya
-Fransa ve ABD olmak üzere birçok ülkeye gittiklerine dair bilgiler de bulmaktadır.33 Ancak yukarıda arz edilen rakamlara Katolik Ermenilerin de dahil olduğu varsayılmaktadır.

Buradan hareketle tehcir uygulamasında; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin. 1'anistarı ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin. İran'a 50 bin, Lübnan'a 50 bin. Ürdün'e 10 bin. Mısır'a 40 bin, lrak'a 25 bin. Fransa ABD Avusturya vd. 35 bin olmak üzere, toplam 855.000 Ermeni'nin göçe tabi olduğu anlaşılmaktadır. Bu rakam Türk araştırmacılar tarafından da 800 bin civarında kabul edilmektedir. Ayrıca Kemal BEYDİLLİ'nin belirttiği kendiliğinden göç eden 60 bin Ermeni'nin de Ermeni yazarlar tarafından göç ettirilenler içinde gösterildikleri değerlendirilmektedir. Ermeni belgeleri esas alınırsa, buradan hareketle 855 bin rakamı 1914 Ermeni nüfusundan çıkarıldığında, geriye 366.850 kişi kalmaktadır. Göçe tabi tutulmayan nüfus ise 167.778'dir. 82.880'i İstanbul, 60.119'u Hüdavendigar'da (Bursa). 4548'i Kütahya Sancağı ve 20.237'si Aydın vilayetinde bulunmak-taydı. 366.850'den göçe tabi tutulmayan 167.778 kişi çıkarıldığında ise yaklaşık 200.000 kişi kalmaktadır.

Ermeni belgelerine dayanılarak yapılan bu çalışma sonucunda; İtilaf Devletleri saflarına katılarak Osmanlı ile savaşta ölen, yurtdışına kaçan, tehcir sırasında çeşitli nedenlerle ölen veya eşkıya tarafından öldürülen Ermeni sayısının yaklaşık 200.000 kişi olduğu söylenebilir.

Kimi yabancı yazarlar. Osmanlı ordusunu arkadan vuran ve Rus ordusu saflarında savaşan Ermenilerin sayısını 180 bin olarak vermektedir. 34

Bazı belgeler ise 200.000 kişiden önemli bir bölümünün göç ettirilmeyen dört merkezi İstanbul, Aydın, Kütahya ve Adana civarına geri döndüğü, bir kısmının saklandığı ve daha sonra yurtdışına çıktığını kanıtlamaktadır.35 Buradan görüleceği üzere Ermeni iddialarında esas alınan rakamların, tamamen hayal mahsulü ve propaganda maksatlı olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca kimsenin görmek istemediği bir gerçek daha vardır: o da ölen Türklerin sayısıdır. Justin McCarthy bu konuda şunları belirtmektedir: "Ölü Ermeni sayısı ele alınırken ölü Müslüman sayısını da göz önüne almalıyız. İstatistikler çoğunun Türk olduğu 2.5 milyon Müslüman'ın da öldüğünü söylemektedir. Ermenilerin yaşadığı 6 vilayette 1 milyondan fazla Müslüman ölmüştür... Sivas ili savaş sınırları içinde değildi. Rus ordusu asla bu kadar içeri girmedi. Fakat Si-vas'ta 180 bin Müslüman öldü. Aynı şey bütün Anadolu için geçerliydi.36

Dipnotlar
20 . 1917 Britannica Yıllığı
21 . URAS. Esat Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul, 1987
22 . ASLAN Kevork, Ermenistan ve Ermeniler, İstanbul. 1914
23 . URAS, Esat , a.g.e
24 . URAS, Esat , a.g.e
25 .
1893-1897 Ermeni İşleri, Paris, 1897 nakleden URAS Esat, a,g,e
26 . URAS, Esat , a.g.e
27 . URAS, Esat , a.g.e
28 .
MAZICI, Nurşen. Belgelerle Uluslar arası Rekabette Ermeni Sorunu. İstanbul, 1987
29 . Daha geniş bilgi için Bkz. KARPAT, Kemal H. Ottoman Population 1830-1914 Demographic and Social Charsetistic. The Universitty Of Winsconcin Press. 1985. London
30 .
A.HADİSYAN, Ermeni Devletinin Doğuşu ve İlerlemesi. Atina, 1920
31 . AKDES. Nimel Kurat Türkiye ve Rusya, Ankara, 1990. s.471
32 . HOVANNISIAN, Richard, The Ebb and Flow of the Armenian Minority in the Arab Middle East. Middle East Journal. Vol. 28 no.l Winter 1974, 5. 20
33 .
BEYDİLLİ, Kemal, The Recigrition of Armenian Catholic Nation.
34 . GORDANA. Sinadinovska-Brauislav Sinadinovski. Ermenskoto Natsf-nolno Praşanye. SkopJe. 1990, s.77
35 . Foreing Office. nu. 371 /6556/E.2730/800/44. Ayrıca (Bkz.) Kamuran GÜRUN. Ermeni Dosyası. Türk Tarih Kurumu Yayını. Ankara. 1983, s. 241
36 . McCarthy, Justin: "The Anatolian Arrmenians 1912-1922". Armenians in the Ottoman Empire and Modern Turkey (1912-1926), Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 1984, s.23-25

 

SOYKIRIM İDDİALARINA KARŞI GÖRÜŞLER

a. 24 Nisan 1915 Ermeni Soykırım Günü müdür?

24 Nisan 1915 tarihi, Anadolu'nun hemen her köşesinde başlayan ve İstanbul'da o günün Devlet Başkanı'na yönelik suikasta kadar uzanan Ermeni terör ve tedhişine karşı Osmanlı Devleti'nin tutuklamaları başlattığı tarihtir. Asılsız soykırım iddiaları kadar, 24 Nisanın sözde soykırımın başlangıcı olarak ilan edilmesi de tarihi gerçeklerden uzaktır. 24 Nisan 1915 (11 Nisan 1331) tarihinde Ermeni Komite Merk
ezleri'nin kapatılmasını, evraklarına el konulmasını ve elebaşılarının tutuklanmasını öngören ve 14 valilikle 10 mutasarrıflığa gönderilen genelge (emirname) ile devlet olayları önlemeye çalışmıştır.37 Bu genelge sonrasında İstanbul'da kamu düzenini bozdukları için 2.345 kişi tutuklanmıştır. Eğer yapılan icraat bir soykırım olsa idi, o tarihte İstanbul'da yaşayan 82.880 Ermeni'nin % 3'ü karşılığı olan 2345 kişi değil, daha fazla sayıda Ermeni'nin tutuklaması yapılabilirdi. 38 Bu tarihin Ermeniler tarafından sürekli istismar edilmesinin asıl sebebi, daha sonra yaşanan Ermeni olaylarında elebaşılık yapacak drijan kadronun tutuklanmış olmasıdır. Bu tutuklama ile belki de, Türklere yönelik olarak tarihin kayde-deceği en büyük katliamlarından birisi engellenmiştir. Aslında Ermenilerin sindiremediği durum budur.

b. Sevk ve İskan Soykırım Anlamı Taşıyabilir mi?

Tehcir uygulamasından önce Ermeni Komitelerinin kapa-tılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin tutuklanmasına rağmen, olaylar yatışmamış bilakis gittikçe artmıştır. Olaylar büyük şehirlerden küçük yerleşim birimlerine kaymış ve ön-lenemez hale gelmiştir. Taşra'da emniyet ve asayişten so-rumlu birim amirlerinin merkeze gönderdikleri mesajlarda, sürekli olarak yer değiştirmenin teklif edildiği görülmekted
ir.39 Yapılan teklifler "yer değiştirilerek fesat yuvalarının dağıtılmasını' önermektedir.

Sevk ve İskan anlamındaki tehcir, meskun bir grubun bir başka yere nakledilmesi ve yeniden iskan edilmesi anlamındadır. Osmanlı Devleti'nce yapılan uygulamada, Ermeni vatandaşları, gemilere, trenlere bindirilerek sınır dışı edilmemiş, gaz odalarında ya da krimatoryumlarda yok edilmemişlerdir. Yapılan uygulama sürekli toprak kaybeden İmparatorluğun dağılmasını önlemek üzere, Osmanlı Devleti yöne-ticilerince zorunlu gö
rülmüş bir tedbirdir. Buna rağmen Devlet Yöneticilerinin büyük bir soğukkanlılıkla hareket ettikleri görülmektedir. Göç ettirilenlerin sevklerinde uyulacak esaslar, kararnamelerle düzenlenmiştir. Bu kararnamelerde göç edenlerin hakları ve bunlara verilmesi gereken her türlü hizmet detayları ile birlikte belirtilmiştir. Bunlardan biri de, Doküman 7'de sunulan "Harp ve Olağanüstü Siyasi Durum Sebebiyle Başka Yerlere Gönderilmeleri Yapılan Ermenilere ait Mülk ve Arazinin İdare Şekli Hakkında Yönetmelik"tir. Yönetmeliğin 3 ve 5inci maddeleri ise, hükümetin savaş koşullarında bile Terkedilmiş Mallar Komisyonu kuracak kadar konuya önem verdiğini göstermektedir: "...Madde.3: Koruma altına alınan eşyanın cinsi, miktarı, değerleri, sahiplerinin isimleri uzun, uzun belirtilerek deftere yazıldıktan sonra kilise, okul, ev gibi depoya elverişli olabilecek yerlere gönderilecek, sahipleri ayırt edilebilecek şekilde ayrı, ayrı konularak korunmasına özen gösterilecek ve eşyanın özelliği, miktarı ile sahibinin ismi, alındığı yer ve korunduğu yeri bildirir bir tutanak düzenlenerek, aslı yerel hükümete ve onaylı bir sureti 1'erkedilmiş Mallar Komisyonu'na verilecektir....

Madde 5: Mevcut taşınabilir mallar arasında durmakla bozulabilecek olan eşya ile hayvanlar komisyonun uygun
bulacağı bir kurul tarafından ileride açık olarak satılarak, karşılığı, sahibi biliniyorsa onun adına, sahibi bilinmiyorsa, eşyanın bulunduğu köy veya ilçe adına emanete alınması için mal sandıklarına teslim edilecektir. Satılan eşyanın cinsi. miktarı, kıymeti ve kime ait olduğu, alıcısı ve karşılığı (bede-li) etraflıca bu özel deflere işlenerek altı: artırma suretiyle satan kurul tarafından onaylanacak ve açıklayıcı bir tutanak düzenlenerek, aslı yerel hükümete ve onaylı sureti bırakılmış mallar idare komisyonuna verilecektir." Aynı yönetmeliğin 6ıncı maddesi ise Fatih Sultan Mehmet'le başlayan dinler arası hoşgörünün, en zor şartlar altında bile sürdürülmeye çalışıldığına verilecek en çarpıcı örnektir: "...Kiliselerde bulunan eşya ve resimlerle kutsal kitaplar iyice belirtilerek deftere yazılacak ve tutanağa bağlanarak yerlerinde saklanmalarına özen gösterilecektir..."

Tüm bu tedbirlere rağmen sevk ve iskanla ilgili mevzuata uymadıkları gerekçesiyle; Sivas vilayetinden 648 kişi. Ma-müratül Aziz vilayetind
en 233 kişi. Diyarbakır vilayetinden 70. Bitlis vilayetinden 20, Eskişehir mutasarrıflığından 8, İzmit mutasarrıflığından 33, Ankara vilayetinden 32, Kayseri mutasarrıflığından 69, Suriye vilayetinden 27, Hüdavendigar (Bursa) vilayetinden 12, Konya vilayetinden 12, Urfa mu-tasarrıflığından 189, Canik Mutasarrıflığından 14 kişi olmak üzere toplam 1397 kişi çeşitli cezalara çarpıtılmıştır.40 Bunlardan Boğazlı Kaymakamı Kemal Bey ile eski Bayburt Kaymakamı ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey, Nemrut Mustafa Başkanlığı'ndaki Divanı Harb'da yargılanmış ve mahkemeler sonucunda idam edilmişlerdir.41 Geçmiş tarih sayfalarına bakıldığında; savaş bölgesinde oturan ve birliklerin hareketini engelleyen, karşı tarafa istihbarat sağlayan, yardım ve yataklık yapan ya da düşman ile birlikte onun safında hareket eden halkların ve grupların cephe gerisine gönderildiği görülebilir. Sevk ve iskanın bir amacı da sivil halkın savaştan zarar görmesini önlemektir.

Daha sonraki yıllarda bu tür zorunlu göç uygulamalarına bazı devletlerin
de başvurduğunu görüyoruz.

Fransa'da Radikal Sosyalist Fransız hükümeti tarafından, Almanca konuşan ve Fransa-Almanya sınır bölgesinde yaşayan alsazların.

1939-40 kışında, Majino hattının doğusundan alınarak Fransa'nın güneybatısına, özellikle de Dordogn
e' ye nakledildiği bilinmektedir. Aynı şekilde. Amerikan yönetimi de. PearI Harbour baskınından sonra, Japon asıllı vatandaşlarını Pasifik bölgesinden Missisippi vadisine göç ettirmiş ve savaş sonuna kadar toplama kamplarında barın-dırmıştır.42 Bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür.

Buradan anlaşılacağı üzere Devletler zorunlu hallerde, halkının bir kısmını göçe tabi tutmak mecburiyetinde kalabilir

Diğer bir belge ise, ABD'nin Kaliforniya Eyaletinde yaşayan Albert J.AMATEU' nun Doküman 8 olarak sunulan 1989
yılında noter aracılığıyla verdiği yeminli beyandır.43 AMATEU bu beyanında sözde Ermeni soykırım iddialarının asılsız olduğunu açıklamaktadır. 20 Nisan 1989 tarihinde, 100 yaşında bir insanın vicdan muhasebesinin ürünü olan beyan, sözde Ermeni soykırımı iddialarında bulunanlara veri-lebilecek en güzel cevaptır.

Bu göç esnasında yaklaşık 200 bin Ermeni'nin kayıp olduğu, yukarıda detaylarıyla açıklanmıştır.

Ancak, konuya Osmanlı Devleti'nin 1915 1918 yıllarını kapsayan dönemde cephelerde ve cephe gerisinde
ki kayıpları açısından bakarsak; 400 bin yaralı, 240 bin hastalık nedeniyle ölen, 35 bin yaralanan ancak yeterli bakım sağlanamadığından ölen, 50 bin savaş alanında şehit ve 1.560.000 hasta, firar, esir ve kaybının olduğu görülmektedir.44

Bu rakamlar esas
alındığında savaş şartlarının ağırlığı, ekonomik ve teknik imkansızlıklar tıbbi malzeme eksikliği gibi zor şartlar ile salgın hastalıklar nedeniyle 275 bin insanın hastalık ve bakımsızlıktan öldüğü görülmektedir.

Osmanlı Devleti bu şartlar ve ciddi imka
nsızlıklar içinde iken özellikle göç yollarında kafilelere saldıran Ermeni çeteleri ile eşkıyalar da iç güvenliği tehdit etmektedir.

Buradan şu sonuca varmak mümkündür: Osmanlı Devleti'nin planlı, sistemli bir soykırım düşüncesi ve uygulaması içinde olduğunu söylemek bir iftiradan öteye geçemez. Ermeni komitalarınca iddia edilen soykırım asla olmamıştır.

Ancak savaş şartlarındaki imkansızlıklar, teknik ve tıbbi yetersizlikler ile kafileleri koruyan askere saldırarak firar edilmesini sağlamayı hedefleyen
Ermeni çeteleri ile soygun ve yağma amaçlı eşkıyanın eylemlerinde hayatlarını kaybeden, düşman saflarına katılan, kendiliğinden yurtdışına çıkan, göç uygulaması dışında tutulan illere kaçan veya göç güzergahındaki mahallin halkı tarafından saklanan Ermenilerde vardır.

Bu ise bugün ileri sürülen sözde soykırım iddialarını çürüten en önemli delillerdir.

c. Sevk ve İskan Amaçlı Yapılan Harcamalar:

Osmanlı ülkesi sürekli olarak göç almıştır. Özellikle 1900'lü yıllarda, Balkanlar ve Kafkaslardaki gelişmeler nedeniyle bu bölgelerden Anadolu'ya yoğun göçler gözlenmiştir.

Sevk ve İskan Kanunu ile yerleri değiştirilen Müslüman, Rum ve Ermeniler ile Anadolu'ya yönelen göç hareketlerine ilişkin ihtiyaçları karşılamak amacıyla, Muhacir'in Müdiriyeti Umumiye (Göçm
enler Genel İdaresi) kurulmuş, bu idare tarafından göçmenlerin, iskan, iaşe ve diğer sorunları çözülmeye çalışılmıştır.

Doküman 9'da hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu. Ermeni çocuklarından yetim kalanlar için hangi binanın ayrıldığına kadar detaylı
bilgiler verilmektedir.

Sevk ve İskana tabi göçmenlerin: sevk, iskan, iaşe ve ibatelerinin temini için 1915 yılında 25 milyon. 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı Doküman 9'da yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır.

Göç esnasında teşekk
ül ettirilen kafilelere vasıta veya binek hayvan temin edilmiş, kadın, yaşlı ve çocuklarla, hastalara özel ihtimam göstermiştir. Dönemin İçişleri Bakanlığı'nca yayınlanan ve Doküman 10'da verilen konuyla ilgili yönetmeliğin 2 ve 3ncü maddeleri bu ihtimamın derecesini gözler önüne sermektedir: "... Madde 2: Nakledilen Ermeniler kaffei menkulat (taşınabilecek bütün mallarını) ve hayvanatını (hayvanlarını) birlikte götürebilirler... Madde 3: Mahalli iskaniyelerine (yerleşecekleri yerlere sevk edilen Ermenilerin esnayı rahda (yolculuk sırasında) muhafazai can (canlarının korunması) ve mallarıyla temini iaşe (yiyecek temini ve istirahatları, güzergahlarında (geçtikleri yerde) bulunan me-murini idareye (yönetim makamlarına) aittir. Bu hususta vaki olacak terahi ve tekasülden (gevşeklik ve ilgisizlikten) ala-meratibihim kaffei memurin mesuldür (sırasıyla bütün memurlar sorumludur)..."

Deniz yoluyla göç edenlerin o dönemde salgın bulunan sıtma hastalığına karşı korunabilmeleri için kinin dağıtılmış, hastalar için si
vil hastaneler yanında askeri hastanelerden de yararlanma imkanı getirilmiştir.

Göçmenlerden ailelerini yitirmiş olan kimsesiz çocuklar yetimhanelere veya göç edilen mahallerdeki ailelere yerleştirilmiş ve bunların iaşeleri sağlanarak meslek sahibi olmala
rı için eğitim imkanı sağlanmıştır. 45

d. Talat Paşa' ya Atfedilen Telgraflar ve Gerçekler:

Aram ANDONİAN adlı bir Ermeni, 1920 yılında Londrâ da "Naim Bey' in anıları. Ermenilerin Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri" isimli bir kitap yayınlamıştır. Bu kitap daha sonra Paris'te "Ermeni Katliamına İlişkin Resmi Belgeleri" ve Boston'da "Büyük Suç, Son Ermeni Katliamı ve Talat Paşa, İmzalı Orijinalleriyle Resmi Telgraflar" adı ile yayınlanmıştır.

Bu kitapta yer alan ve Talat Paşa' ya atfedile
n telgraflar; bir soykırım suçlusu yaratmak amacıyla üretilmiş sahte belgelerdir. Şinasi OREL ve Süreyya YUCA tarafından bu belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucunda belgelerin alındığı söylenen Naim Bey isimli bir şalısın Halep İskan Dairesinde hiçbir zaman çalışmadığı, belgelerin otantik ve kullanılan kağıtların Osmanlı Devletinin yazışmalarda kullandığı kağıt türünde olmadıkları, orijinal nüshalarının Başbakanlık Arşivindeki İçişleri Bakanlığı belgeleri arasında bulunmadığı, sahte belgelerde yer alan kayıt numaralarında çıkış adresi olarak gösterilen daire kayıtlarında bu evraklara rastlanmadığı, hicri ve miladi tarihlerde hata yapıldığı, imzaların gerçekleriyle uyuşmadığı (Doküman 11), Osmanlıca yazım kurallarında rastlanılmayacak hatalara yer verildiği gibi çok sayıda somut delillere rastlanılmıştır.46

Ayrıca, kitapta kullanılan belgelerin orijinallerinin Manchester' deki Ermeni Bürosunda olduğu söylenmesine rağmen, bugüne kadar dünya kamuoyunun bilgisinden ve incelemesinden ısrarla kaçırılması ve doğruluğunun Osmanlı Dönemindeki Halep Ermeni Birliğinin raporuna dayandırılması gibi durumlar Ermenilerin sözde soykırım maksatlı iddialarının ne ölçüde gerçek dışı, başka deyişle sahte olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

e. Ermeni İddialarına Karşı Yabancılar Tarafından Yapılan İncelemeler ve Varılan Sonuçlar:

I. Dünya Savaşının hemen sonrasında, itilaf devletleri ordularının İstanbul ve diğer bölgeleri işgal etmelerini müteakip, birkaç yüz Osmanlı siyasi ve askeri lideri ile aydını savaş suçlusu oldukları iddiası ile İngilizler tarafından Malta Adası'na gönderilerek hapsedilmişlerdir. İstanbul'daki Hükümet, hem saltanatın ve kendi varlığının muhafazası, hem de son on yıl içinde imparatorluğu yöneten ve hükümete hakim olan İttihat ve Terakki Partisi'n
in ortadan kaldırılması amacıyla, İtilaf devletleri ile her konuda işbirliğine girme konusunda istekli davranmıştır. Sonuç olarak, gerek İttihat ve Terakki rejimi gerek İstanbul'da ve Malta'da tutuklu bulunan kişiler hakkında suç kanıtlarına bulunabilmesi için Osmanlı arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapılmıştır. Bununla birlikte, ne zamanı İstanbul Hükümeti, ne de Malta'daki tutuklular hakkındaki suçlamaları ispat edebilecek nitelikte hiçbir delil mahkemeye sunulmamıştır. İngiliz Hükümeti çaresizlik içinde kendi arşivlerinde ve ABD Hükümetinin Washington'daki arşivlerindeki raporlar üzerinde de araştırmalar yapmış, ancak yine hiçbir sonuca ulaşamamıştır.

ABD arşiv raporlarında Washington'daki İngiliz Büyükelçisi R.C CRAIGIE. Doküman 12'de görüleceği ü
zere Lord CURZON'a 13 Temmuz 1921'de çektiği mesajda şöyle diyoru: "Malta'da tutuklu bulunan Türkler aleyhine delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey olmadığını bildirmekten üzüntü duyuyorum... Yeterli delil oluşturabilecek hiçbir sorun vakit mevcut değildir. Söz konusu raporlar, hiçbir şiddetle, Türkler hakkında Majesteleri Hükümeti'nin halen elinde bulunan bilgilerin akviyesinde yararlı olabilecek delilleri bile ihtiva eder görünmemektedir."47 Sonuç olarak, 29 Temmuz 1921'de. Kral Londrâ'daki Hukuk Danışmanları; Dışişleri listesindeki kişilere karşı yöneltilen suçlamaların yarı siyasi bir maliyet taşıdığına ve bu nedenle haklarında, harp sırasında İngiliz savaş esirlerine zulüm yapıldığı iddiasıyla İngiliz Hukuk Danışmanları'nın önerisi üzerine savaş suçlusu olarak tutuklanan Türklerden ayrı işlem yapılması gerek-tiğine karar vermişlerdir. Ayrıca, "Şimdiye kadar hiçbir şahitten, tutuklular hakkında yapılan suçlamaların doğru olduğunu kanıtlayan bir ifade alınmış değildir. Esasen, herhangi bir şahit bulunup bulunamayacağı da belli değildir, zira Ermenistan gibi uzak ve ulaşılması zor bir ülkede ve özellikle bu kadar uzun bir zaman geçtikten sonra şahit bulunması ne ölçüde zor olduğunu belirtmek dahi gereksizdir"48 ifadeleri de Kralın Londrâ'daki Hukuk Danışmanlarına aittir. Sonuç olarak Malta'daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi yöneltilmeden ve duruşma yapıldı 1922'de serbest bırakılmışlardır.

Bu zaman zarfında İngiliz basınında Osmanlı Hükümetin sözde soykırım ile suçlayan ve bu konuyu ispata y
eltenen bazı belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General ALLENBY komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri tarafından Suriye'deki Osmanlı Devlet Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından sonradan yapılan soruşturmalar, İngiliz basınına verilen bu belgelerin İngiliz ordusu tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, Paris'teki Milliyetçi Ermeni Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara yazılan uyduna belgeler olduğu anlaşılmıştır.

f. Osmanlı Devleti Soruşturmadan Kaçtı mı?

Önceki bölümlerde soykırım iddialarıyla yapılan gösteriler ve eylemlerin, sözde soykırımın 50nei yılı nedeniyle 1965 yılında başlatıldığını belirtmiştik. Osmanlı Devleti Ermeniler gibi 50 yıl beklememiş ve Doküman 13'de görüleceği üzere 26 Mart 1919 tarihinde, ikinci Dünya Savaşında taraf olmamış olan İspanya İsviçre, Danimarka, İsveç ve Norveç'e gönderdiği notalarla bu ülkelerden, ikişer hukukçu gönderilmesini istemiştir. Belgeleri son bölümde verilen bu girişim, İngilizler
in müdahalesi üzerine sonuçsuz kalmış ve bu komisyonun kurulması, dolayısıyla konu soruşturması engellenmiştir.49

Bu konu, Osmanlı Devleti'nin icra etmiş olduğu işlemlerde uluslararası hukuk çerçevesinde yanlış bir şeyin bulunmadığını gösteren, kendisine olan öngüvenin önemli bir göstergesidir.

Adeta, gerçek faillerin ve tasvirlerin ortaya çıkarılması islenmemiştir. Eğer bu komisyon kurulsa idi, bugün Türk milletine yöneltilen asılsız ithamlar gerçek muhatabını bulacak, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'ne yönel
ik bu asılsız iddialar da o gün tarihin derinliklerine gömülebilecekti.

Osmanlı Devleti'nin girişimleri bununla da bitmemiş ve Osmanlı Hükümeti 7 Mart 1920 tarihli telgrafı
50 ile İtilaf Devletleri ve Amiral Bristol'dan konunun araştırılmasını, gerçeklerin tespit edilerek dünya ve Türk Kamuoyunun aydınlatılmasını talep etmiştir. Doküman 14'de sunulan bu başvuruda "...uydurma Ermeni katli meselesinin uluslararası bir komisyon oluşturularak yerinde süratle tetkik edilmeli ve kasıl ve ihtiras ürünü propagandaların aydınlatılarak Türk milletinin kötü ve adi töhmetten aklanması için..." yardım istenmiştir. aynı tarihlerde, tüm gazetelerde de açık duyuru şeklinde yayımlanmıştır. Ayrıca ikinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Ahmet Refik başkanlığında bir grup yabancı gazeteci mahallinde inceleme yapılmak üzere Doğu Anadolu'ya gönderilmiştir.51 Hukuk ve insanlık dışı bir suçu işleyen bir Devletin, böyle girişimlerde bulunması düşünülebilir mi? Bu ve Burada bahsedilen onlarca örnek ele alındığında Türk Milleti'ne ve tarihine karşı yapılan haksızlığın ne kadar ileri götürüldüğü ve insanlık adına utanç duyulacak bir hal aldığı görülebilmektedir.

g. Osmanlı Arşivleri kapalı mı, tehcirle ilgili belgeler saklanıyor mu?

Tehcirle ilgili her konuda orijinal belgelere alışım şansı vardır. Bu belgelerin Bulunduğu Osmanlı Arşivleri günümüzde Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne bağlı olarak 1925 yılından itibaren tüm araştırmacıların incelemesine açıktır. Bu tarifen günümüze kadar: ABD'den G05, JAPONYA' dan 203. AL
MANYA' dan 168, FRANSA' dan 150. SUDİ ARABİSTAN' dan 98. İRAN' dan 84. İNGİLTERE' den 74, İSRAİL' den 70. LİBYA' dan G3, MACARİSTAN' dan 58, ARJANTİN' den 52, BULGARİSTAN' dan 47. MISIR' dan 47, HOLLANDA' dan 39, ROMANYA' dan 36, CEZAYİR' den 35, TUNUS' tan 35 ve KANADA' dan 28 olmak üzere toplam 3.817 bilim adamlarınca Osmanlı Arşivleri'ni incelemiştir. Ayrıca 180'i Ermeni asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan toplanı 190 kişi de, özellikle Ermeniler konusunda bu arşivlere giriş ve çalışma yapmıştır.

Binlerce yabancının bizzat belgeye ulaşarak yaptıkları çalışma yanında, Bu belgeler Türkçe ve İngilizce olarak da yayınlanmış ve araştırmacıların kullanımına sunulmuştur. Bunların yanı sıra, Genelkurmay Başkanlığı arşivindeki belgeler ATASE Başkanlığı'nca. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi adı altında orijinal ve günümüz Türkçe siyle yayınlanmakta ve satışa sunulmaktadır. Bu konuda hazırlanan bir başka yayın ise, Başbakanlık Yıldız Arşivinden yararlanılarak Osmanlıca ve günümüz Türk çesi ile İngilizce dillerinde sunulan 3 ciltlik yayındır. Tüm bazı gerçeklere rağmen, ya bilgisizliklerinden ya da kasıtlı olarak yerli ve yabancı bazı kişi ve kurumların Türkiye Cumhuriyeti'ni, "arşivleri incelemeye açmaktan kaçtığı' şeklinde suçladığı görülmektedir. Bu konuda verilecek cevabı okuyucuya bırakıyorum.

h. Soykırım İddialarına Karşı Bilim Adamlarının Tavrı ve Konunun Bilimsel Alanda Tartışma Durumu:

Tarihi, tarih biliminin ölçüleri ve ilkeleri doğrultusunda algılayan, kalemini kiraya, beynini sağlayacağı menfaatlere endekslenmemiş bilim adamları; "Soykırım" iddialarını bazı konuyu destek edip, siyasi ve mali kazanca dönüştüren bir grubun hezeyanı olarak görmektedirler.

Bu değerlendirmeyi yapan bilim adamları 1925 yılından bugüne kadar bu konudaki bilgi ve belgelerin orijinallerine ulaşmış, canlı şahitleri dinlemiş, olay yerlerinde bizzat gözlemde bulunmuş kişilerdir. Bunlar. 1925 yılından bu yana Osmanlı Arşivlerinin yabancı araştırmacılara açık olduğunu bilen ve belgelere bizzat ulaşan bilim adamlarıdır. Dolayısıyla kanaatleri hakkındaki yorumu veya karşı görüşü. Ancak onlar kadar konuyu derinlemesine bilenler yapabilecektir. Bu nedenle 69 Amerikalı Bilim Adamının konuyla ilgili olarak yayınladığı bildiriyi, değerlendirmeyi okuyucu yapsın diye belgeler arasına aldık. (Doküman 15)

Batı Avrupa Devletleriyle, Rusya destekli Ermeni iddiaları ve Ermenilerin ileri sürdükleri belgelerin doğuluk durumunu tartışmak üzere Türkiye Devleti tarafından değişik zamanlarda çağrılar yapılmıştır. Bu çağrılar doğrudan Ermeni bilim ada
mlarına yapıldığı gibi. Ermeniler adına onların propagandistliğini yapan şahıslara da yapılmıştır. Ancak Bunların önemli bir bölümünün bu toplantılara katılmaktan iddaaha ettikleri ve gerekçe göstermeden toplantıya katılmadıkları bilinmektedir. Bunun son örneği 1990 yılında XI.inci Türk Tarih Kongresinde yaşanmıştır. XI.nci Türk Tarih Kongresinde ilk defa olarak bir Ermeni Seksiyonu programlanmış ve bu Seksiyon'daki tartışmalara "Ermeni Davası Savunucusu" yabancı tarihçiler de davet edildiği halde, her biri çeşitli mazeretler ileri sürerek, bu bilimsel tartışmalara katılmaktan kaçınmışlardır. (Doküman 16)

ı. 1948 Tarihli Birleşmiş Milletler(BM) Soykırım Sözleşmesi Açısından Konuya Bir Bakış;

Soykırım kavramı: 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme ile tanımlanmıştır. Sözleşmenin 2.nci maddesine göre soykırım; ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle; Grup üyelerinin öldürülmesi, Grup üyelerinin Fizik ya da a
kıl bütünlüğnün ağır biçimde zedelenmesi, grubun fiziksel varlığının tümü ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu verecek yaşam koşulları içinde tutulması, grup içinde doğumları engelleyecek önlemler alınması, bir grup çocukların başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden herhangi birine başvurulmasını kapsamı içine alır. Soykırımda planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur.

Konuyu soykırım sözleşmesi açısından yorumladığımızda, tarihteki bazı olaylara değinmeden geçilemeyecekt
ir. Soykırım gibi vahim bir insanlık suçunun işlenebilmesi için o milletin tarihinde bu suça yatkınlık gerekir. Bir fert için suça eğilimlilik nasıl bir özellik ise, toplumlar için de öyledir. Türk tarihi incelendiğinde soykırıma ve asimilasyona rastlanamaz. Kısa bir tarih gezintisi yaparak, Osmanlının yayıldığı coğrafyayı hatırladığınızda Osmanlının; Avrupâ da Viyana önlerine kadar; Afrikâ da, Akdeniz'e sahil tüm Kuzey Afrikâyı; Ortadoğu'nun tamamını ve Arap yarımadasını uzun yıllar yönetimi altında tuttuğu görünür. Bu süre asgari 200-400 yıl arasıdır. Bu coğrafyadaki, hangi halkın yok edildiği söylenebilir? Anadolu'da şeri hükümlerin hakim olduğu dönemde, en eski Hıristiyanlık mezhebi Süryanilik, tavus kuşuna ateşe tapan Yezidilik gibi inançlar yaşatılırken, 1800'lü yıllarda şer hükümlere aykırı olmasına rağmen Anadolu'da kiliseler açılmıştır. Hatta kardeşlerden biri Osmanlı Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa iken, diğer kardeş Makarije Sırp Kilisesine Patrik tayini edilmiş ve Sırp halkını diriltmiştir. Avrupa'daki mezhepler mücadelesi döneminin soykırımlarını, uzak doğuda dili değişen halkları (Hindular-Peştun), komple dili ve dini değişen Afrikâyı, Güney Ameri-kâ'yı görürüz.

Türk yönetimi hakim olduğu yörelerde diğer kültür ve soylara sahip halklarla yaşamaya alışıktır. Belki de bu tari-hinde uzun süre farklı kültürlerle bir arada yaşamanın kazandırdığı bir özelliktir.

Türk devlet geleneğinde adalet vardır, kültürlerin yaşatılması vardır ancak, katliam ya da soykırım yoktur. Bu konuyu. Justin McCarthy'nin "Öl
üm ve Sürgün" isimli kitabı açıkça ortaya koyulmaktadır. Bu kitapta, Balkan ve Kafkas halklarının ölümden kurtulmak için Osmanlı yönetimine nasıl sığındıklarını görürüz Yine Osmanlı yönetimini soykırımla suçlayanlara sormak gerekir: 1469 yılında İspanya ve Portekiz'den Musevi ve Müslümanlar, 1680 yılında Tökeli İmre ve adamları Macaristan'dan. 1711 yılında Rakoczi Ferençh ve adamları, 1849 yılında Layoş Kosuth ve 2000 kişilik Macar grubu. İsveç Kralı Şarl ve 1500-2000 kişilik adamları. 1841 ve 1856 yıllarında Polonya'lı Prens Chartorski. 135 bin kişilik ordusuyla Ekim 1917'de Rus komutan Vrangel, hatta Troçki ölümden soykırımından kurtulmak için nereye sığındılar? Tabii ki Osmanlı ülkesine. 1915 yılında "Sözde Ermeni Soykırımı"nın yapıldığını iddia edenler, 1930'lu yıllardan itibaren Polonya ve Almanya kökenli Musevilerin Türkiye'ye sığındıklarını bilmiyorlar mı? Sözde Ermeni soykırımından 20-25 yıl gibi kısa bir süre geçmiş iken, soykırım yaptığı iddia edilen bir milleti kurtarıcı olarak görenler, neden Türki-ye'yi tercih etmişlerdir acaba?

Bugünkü insan hakları normlarını ihtiva eden 1478 tarihli Fermanı (Doküman 17) ile ülkesi insana sahip oldukları tüm değerleri yaşama, yaşatma ve yeni nesillere nakletme imkanı veren Osmanlı Padişahı Fatih'ten yaklaşık 550 yıl sonra Balkanlardaki soykırım ve asimilasyonları hatırlayalım. Bu ferman ile dili, dini, kilisesi, okulu vs. güvence altına alınan Balkan milletleri; homojen toplumlar oluşturma adına XXI.nci yüzyıla girildiği bir dönemde Boşnakları, Arnavut asıllı Müslümanları, Makedonları ve Bulgaristan Türklerini yurtlarından söküp atmışlardır. Bugün bizi soykırım ile suçlayanlar, aylarca süren katliamları görmezlikten gelmiş, ırzına geçilen her yaştaki kadının feryadına kulaklarını tıkamıştır. Balkan halkları ile, Batılı kimyasal silah üreticilerinden temin ettiği hardal gazı ile soykırıma kalkışan Saddam'ın elinden kaçan Irak halkı, yine Türkiye'ye sığınmıştır. Türk insanı sınırlı imkanlarına rağmen, ekmeğini paylaşmış, mazlum halklara tarihin her döneminde kucak açmıştır. Türk insanının, Osmanlının ve Türkiye Cumhuriyeti'nin diğer milletlere -Devletlere örnek olacak temiz sicili budur.

Prof. Justin McCarthy de ABD Temsilciler Meclisinde yaptığı SavunmaBilgilendirme konuşmasında, l.nci Dünya Savaşı'nda Türklerin d
e büyük acılar yaşadığını ancak bu acıları yüreğinde saklamayı tercih ettiğini şu sözlerle ifade etmiştir: "...Savaşlarda her şeylerini kaybedenlerin akıllarında intikam duygusu yer etmiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyetini bu duyguların yönetmesi halinde daha çok fazla ölüm olayı yaşanacaktı. Mustafa Kemal Atatürk hükümeti bu nedenle geçmişteki kayıpları görmezden gelen ve eski düşmanlarla barış imzalayan bir politika ortaya koymuştur. Türk hükümeti, Ermenilere ve diğerlerine karşı Türk davasında baskı yapılmasının eski nefretleri canlandıracağını ve savaşa davetiye çıkaracağını hissetmiştir. Bu yüzden Türkler dertleri ile ilgili hiçbir şey söylememişlerdir. Bu, o dönem için alınabilecek en doğru karardı. Hiç kimsenin Türkler adına konuşmaması ise bu noktadaki olumsuz sonucu oluşturmuştur... Yapmadıklarına inandıkları bir şeyden dolayı haksız yere eleştirilen Türklerin ne düşünmesi gerekiyor..."

Doküman 18'da sunduğumuz Justin McCarthy'nin konuşması karşısında, siyasi nedenlere dayalı tavırlarını değiştirmeyen A
BD'li Temsilciler Meclisi üyelerini ve ileride aynı şekilde hareket etmesi muhtemel diğer kişileri tarih hiçbir zaman affetmeyecektir. İnsanlık: elbet bir gün sağduyulu tarih yazarlarının gün ışığına çıkarıp sergileyeceği gerçeklerle aydınlanacaktır. Aksi takdirde Atatürk'ün dediği gibi "Değimeyen Hakikatler, İnsanlığı Şaşırtacak Bir Mahiyet Kazanacaktır".

Dipnotlar
37 . Başbakanlık Arşivi, Babıali-Dahiliye Nezareti-Emniyeti Umumiye Mü-diriyeti Kalemi, Dosya 52/96-98/ ayrıca Genelkurmay ATASE Arşivi. nu. 1/2 ,KIs. 401.dos.1580.Fih.9-3
38 . SÜSLÜ, Azmi Türk Tarihinde Ermeniler. S. 223-226
39 .
ATASE Arşivi Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi (3) Belge No 2048
40 . Dışişleri Bakanlığı arş. Hazine-i Evrak, Karton 178, dos. Ayrıca bkz. SÜSLÜ, Azmi Türk Tarihinde Ermeniler. S.237
41 .
BİLGİ Necdet, a.g.e
42 . Acquaintances, Oxford. U.P. 1967
43 .
Noter Onaylı Belge bkz. Belgeler bölümü
44 . Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi. Osmanlı Devri. Birinci Dünya Harbi, İdari Faaliyetler ve Lojistik. Xncu Cilt, Gnkur. ATASE Yayını. Ank. 1985
45 . ATASE Arşivi, nu. 1/2, Kls. 361. dos. 1445. fih. 15-22,23
46 . OREL, Şinasi, Yuca SÜREYYA, Ermanilerce Talat Paşa'ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, Türk Tarihi Kurumu Yayını Ank. 1983
47 . PRO.FO. 13 Temmuz 1921, 371 / 6504 / E.8519
48 . Foreign Office. 29 Temmuz 1921. 371 / 6504 / E.8745
49 .
Başbakanlık Osmanlı Arşivi HR. MİJ. 43/ 17
50 . ATASE Arşivi dolap no. 169. göz no. 3 kls. 23 dos. no. 1336/13-1 fih. 32-1.2.3
51 . Daha geniş bilgi için Ahmet Refik. Kafkas yollarında. Öncü Kitap. Ankara. 1992

SONSÖZ

Ermeni soykırımı iddiaları, Ermeni cinayetlerine sebep teşkil etmiştir. Bu uğurdaki çabaları hep kanlı olmuştur. Osmanlı Döneminde Anadolu'da binlerce Türk insanının ka-nını akıtan; Talat Paşa ile Cemal Paşa'yı katledenlerin kalın-tıları, l.nci Dünya Savaşı dönemindeki tavırlarını terk etmemiş, bilakis artırmıştır. 1973 yılından 1985 yılına kadar ASALA örgütü tarafından sürdürülen kanlı eylemlerde Türk Diplomatları, yurtdışındaki Türk işyerleri ve Tü
rkler hedef alınmıştır. Özgür dünya olarak bilinen ülkelerde, o ülkenin teminatı altındaki diplomatlarımızın ve vatandaşlarımızın can emniyeti ile Türk işadamlarının işyerleri korunmamıştır. Tüm bu olaylara karşı Batı dünyası anlaşılmaz biçimde ses-sizliğini sürdürmüş ve bu tavırları ile katillere moral destek sağlamışlardır.

Ermeni iddialarını analiz edersek 3 aşamalı bir hedefin varlığını görürüz. Bunlar;

a. Dünyada siyasi-ekonomik ve askeri güç durumundaki ülke yönetimlerine kendilerinin soykırıma uğramış olduklarını kabul ettirmek ve bu durumu merkezi ve mahalli yönetimlere tescil ettirmek,

b. Bu kararlara dayanarak tazminat talebinde bulunmak ve Türkiye Cumhuriyetini Osmanlı Devleti'nin devamı olarak göstermek suretiyle tazminatın tahsil edilmesini temin edcek baskıları yoğunlaştırmak,

c. Tazminatı aldıktan sonra uygun bir konjonktürde toprak talebini gündeme getirmektir.

Taşnaksutyun örgütünün gizli lideri KOÇERYAN Ermeni Devletinin başkanı olduktan sonra bu stratejinin uygulan-masına hız verilmiştir. Nihai hedef Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğüne yöneliktir ve onu parçalamayı hedeflen-mektedir. Bu strateji geçmişteki üç-beş Ermeni örgütünün hedefi olmaktan çıkmış Bugünkü Ermenistan'ın da ülküsü halini almıştır. Eğer bugünkü Ermenistan'ın e
n önemli üç belgesine bakarsak bu durumu açıkça görürüz. Bunlar Ba-ğımsızlık Bildirgesi, Bağımsızlık Kararı ve Anayasalarıdır. Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyetinin 23 Ağustos 1990 tarihli Bağımsızlık bildirisinin 12nci mad-desinde "Ermenistan Cumhuriyeti, 1915'te Osmanlı Türki-yesi ve Batı Ermenistan'da gerçekleştirilen soykırımın ulus-lararası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir" denilmektedir. Aynı konu Ermenistan Par-lamentosunun 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı bağımsızlık ka-rarında "Ermenistan Bağımsızlık Bildirisine sadık kalacağı-nı" beyan ve taahhüt edilmiş. 1995 yılında kabul edilen Ana-yasalarında ise Ermenistan'ın "bağımsızlık bildirisindeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı" bir anayasa hükmü haline getirilmiştir. Dolayısıyla olmayan bir soykırımın kabul ettiril-mesi ve Batı Ermenistan olarak nitelendirilen Türkiye'nin doğusundaki hak talebi gizli bir emel olmaktan çıkmış belki de bir başka ülke anayasasında rastlanılmayacak şekilde komşu ülkenin (Türkiye'nin) toprakları üzerindeki hedef ale-ni olarak dünyaya açıklanmıştır.

Konuyu bu açıdan genişletecek olursak. NATO ve AGİT' in anlaşma metinlerine bakmak gerekecektir. Her iki kuruluş ve bu kuruluşların temel mantığını oluşturan belgeler, üye devletlerin toprak bütünlüğünü teminat altına almaktadır.

Bilindiği üzere NATO bir Askeri Pakt' tır. Bu konuda açıkla-ma gereği olmadığını düşünüyorum. Ancak, AGİT' e temel teşkil eden Paris Şartı'na bakacak olursak: "...Birleşmiş Mil-letler Yasası ile yüklendiğimiz mükellefiyetler ve Helsinki Ni-hai Senedi'nin getirdiği taahhütlere uygun olarak, herhangi bir ülkenin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidin-de bulunmaktan ya da bu belgelerin ilke ve amaçlarıyla bağ-daşmayan bir tarzda eylemde Bulunmaktan sakınacağımız taahhüdünü tekrarlarız. Birleşmiş Milletler Yasası ile yükle-nilen mükellefiyetlere uymamanın, uluslararası hukukun ihlali olduğunu hatırlatırız..." hükmünü görürüz. Bu madde-de olduğu gibi, her iki organizasyonun mantığı açık iken, di-ğer tarafta "Türkiye'den toprak talep eden" ya da Türkiye toprağın "Batı Ermenistan" olarak yorumlayıp Anayasasına koyan bir ülkeye NATO ve AGİT üyelerinin tavrı tartışılmalı-dır. Uluslararası işbirliği tarafların karşılıklı hak ve menfaat-lerine saygıya dayalıdır. Bir tarafta her iki uluslararası ku-ruluşun üyesi olan Türkiye, diğer tarafta Türkiye'nin toprak-ları üzerinde hak iddia eden ve yayılmacı politika güden Ermenistan. Yorumu Türk ve dünya kamuoyunun sağduyusu-na bırakıyorum.

Önsözde belirttiğim gibi bugün 70 milyonluk genç nüfusu ile Türkiye, tarihin sararmış sayfalarında kalan acı günleri, kin ve husumetleri, unutup, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Mustafa kemal Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" i
lkesi doğrultusunda bütün komşuları ile barış içinde yaşamak arzusundadır.

"Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Anlaşmasıyla en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu."

Mustafa Kemal Atatürk
(11.3.1922, TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşması

Kaynak:Forsnet.

mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr