[Ana Sayfa] [Amaç] [Fotoğraflarla Gerçekler] [Çalışma Odası] [Strateji] [İletişim Odası]

ERMENİLERE GÖRE TARİHTE ERMENİLER/ Bir Ermeni araştırmacı

Ermenilerin Kökeni

Anadolu'nun bugün halen yaşayan en eski kavimlerinden biri olan Ermenilerin kökeni kimi kaynaklara göre Urartular'a kadar uzanır. Tarihçilerin üzerinde uzlaştığı temel görüşlerden biri ise, Ermenilerin, M.Ö. 700'lerde Fırat'ın doğusuna yerleşen Hint-Avrupa kökenli Phrygialılar'ın bir kolunun, bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve Kafkas kökenli halklarla karışmasından meydana geldiğidir.Çevreden gelen sürekli akınlarla yaşadıkları bölgede ayakta kalmaya çalışan Ermeniler'in tarihi, bitmek bilmeyen bir devlet kurma ve yitirme mücadelesini anlatır. Başta İranlılar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar ve çeşitli Türk Beylikleri olmak üzere pek çok ulusla savaşan, tarih boyunca çoğu zaman kendi toprakları üzerindeki egemenliklerini yitiren Ermeniler, buna rağmen dillerini ve kültürlerini yaşatmayı, kısaca var olmayı becerebildiler.

Hıristiyanlık ve Ermeniler
Ermeniler, Hıristiyanlık'la ilk olarak M.S. 1.yüzyılda tanıştı. İsa'nın havarilerinden
Aziz Tadeos, Aziz Bartolomeos ve takipçilerinin çabaları sayesinde o güne dek putperest olan geniş bir Ermeni topluluğu Hıristiyanlığı kabul etti. Romalılar'ın buna karşı çıkmasına, 197 ve 230 yıllarında, Anadolu'da yaşayan Hıristiyan Ermeniler'i kırımdan geçirmesine rağmen Hıristiyanlığın Ermeniler arasında yayılması durdurulamadı. Nihayet 301 yılında, Aziz Krikor'un önderliği sonucunda 3. Dırtad, Hıristiyanlığı Ermeni Krallığı'nın resmi dini olarak kabul etti.

Ku
tsal metinlerin Ermenice'ye çevirilmesi ihtiyacı, Aziz Mesrob'un 404 yılında Ermeni alfabesini yaratmasıyla sonuçlandı. Altın Çağ olarak adlandırılan bir kültürel devrimin kapılarını açan bu gelişme, Ermeni ulusunun ileride, çeşitli imkansızlıklar altında bile varlığını koruyabilmesini sağlayan en önemli unsur olacaktı.

451 yılında toplanan Kadıköy Konsili'nin kararlarını benimsemeyen ve o tarihten bu yana Hıristiyanlık içerisinde bağımsız bir kol olarak yaşamayı sürdüren
Ermeni Kilisesi, bugün sekiz milyonu aşkın üyesiyle, dünyada 50 milyondan fazla üyesi bulunan Kadim Ortodoks Kiliseler ailesine mensuptur.

Bizans Başkentinde Ermeniler
İstanbul Doğu Roma İmparatorluğu'nun merkezi olduktan sonra, 360 yılında Ermeni Katolikosu (Başpatrik) 1. Nerses'in Yassıada'ya sürüldüğü sırada başkentte küçük bir Ermeni cemaati zaten vardı. Bizans İmparatorları 6. ve 10. yüzyıllarda Ermeniler'in İstanbul'a göçünü teşvik ettiler.

Katolikos 2. Hovhannes (565-574), Persler'e karşı başarısız bir isyandan sonra, birçok Ermeni soylusunun refakatinde İstanbul'a sığındı. Ermeniler kendi dilleriyle ibadete başladılar, Bizans ordusunda paralı asker olarak görev yaptılar ve imparatorluk içinde yüksek makamlara eriştiler. İmparator Moris, Mezizios, İmparator Filipikos-Vartan, Ardavazd, Alexios Museles, Bardanes, Arsaber, Leo V, İmparator Makedonyalı Vasil, Romanos-Lekapenos gibi birçok Bizans yöneticisi, Sezar Bardas, Gramerci Ioannis, Fotios ve Filozof Leo gibi bilim adamları tamamen ya da kısmen Ermeni idi. Depremden zarar gören Aya Sofya'nın kubbesinin onarımını üstlenen mimar, Ani'li bir Ermeni'ydi ve Dırtad adını taşıyordu.

Osmanlı Döneminde İstanbul Ermenileri
Ermeni cemaati ile yakın ilişki içerisinde olan
Fatih Sultan Mehmet, Bizans döneminde Batı Anadolu, Trakya ve Balkanlar'daki Ermeniler üzerinde nüfuzu olan ve o tarihe dek Bursa'da bulunan Ruhani Reislik makamını 1461 yılında Patriklik seviyesine yükseltti. Müslüman bir Sultan'ın bir Hıristiyan Patrikliği'ni tesisi, daha önce benzeri görülmemiş bir olay olarak tarihe geçti.

15. ve 18. yüzyıllarda, Kırım, Doğu Anadolu, İran ve Kafkasya'dan birçok Ermeni İstanbul'a göç etti. Giderek genişleyen Osmanlı topraklarındaki tüm Ermeni cemaatleri İstanbul Ermeni Patriği'ni milletbaşı olarak tanıdılar.

İstanbul'daki ilk
Ermeni matbaası, bir din adamı olan Apkar Tıbir tarafından açıldı (1567). Bitlisli 9. Hovhannes Golod İstanbul Patriği seçilince (1715) Ermeni cemaatinin yaşamında kültürel bir rönesans başladı. Batı Ermenicesi grameri hazırlandı. Ruhbanlık dışı ilk Ermeni okulu Tıbranots Kumkapı'da öğretime açıldı (1790). İstanbullu'ların ilk Ermenice gazetesi, Lro Kir Medzi Derutyan Osmanyan (Büyük Osmanlı Devleti Gazetesi) yayımlanmaya başlandı (1832). İlk İstanbul Ermeni tiyatro kumpanyası Hasköy'de perdelerini açtı (1858). 1850'lerin sonunda, Ermeni okullarının sayısı yalnızca İstanbul'da 40'ı aşıyordu. Yayımlanan Ermenice gazete sayısı ise 20'yi buluyordu.


Ermeni Katolik cemaati özellikle
Fransız Elçisi'nin çabalarıyla 1831 yılında İstanbul'da resmen oluştu. Bu tarihten 20 yıl kadar sonra, 1853'te bu kez İngiliz Elçisi ile Amerikalı misyonerlerin çabaları sonucunda, Ermeni Protestan cemaati kuruldu.

Ermeni cemaati
15. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu'na sayısız devlet ve bilim adamı, pek çok değerli sanatçı verdi. Ermeni mimarlar başkent İstanbul'u camiler ve saraylar başta olmak üzere, birbirinden güzel yapılarla donattı. Bu yapıların pek çoğu bugün de ayakta duruyor ve kenti süslemeye devam ediyor.

Ermeni cemaatinin kendi
sosyal ve kültürel meselelerine ilişkin talepleri 1840'lı yıllardan başlayarak, çeşitli oluşumlarla Bab-ı Alî'den karşılık buldu. Sultan 1. Abdülmecit'in emriyle, Ermeni cemaatinin yönetimi için ilk resmi Ruhanî ve Cismanî Meclisler 1847 yılında oluşturuldu. Nizamname-i Millet-i Ermeniyân adını taşıyan cemaat tüzüğü ise 17 Mart 1863'te Sultan 1. Abdülaziz tarafından onaylandı. Halkın iradesine önem veren ve toplum yöneticilerini seçimle göreve getiren Nizamname, ülkemizdeki halkçılaşma sürecinin belki de ilk yazılı belgesi oldu.

19. yüzyılın sonlarına dek, İstanbul Ermeni Patrikliği'ne Orta Doğu'dan Avrupa'ya, Kuzey Afrika'dan ABD'ye çok geniş bir cemaat topluluğu bağlı bulunuyordu. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu artık
çözülme sürecine girmişti. Çeşitli milletler imparatorluktan ayrılıp, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Osmanlı Ermenileri'nin büyük çoğunluğu Osmanlı Devleti'nin geleceğine olan inancını sürdürüyordu, ancak bazıları, mevcut kargaşa ortamında can ve mal güvenliğinden endişe duyduğunu ifade ederken buna kültürel otonomi gibi taleplerini de ekliyordu. Küçük bir azınlık ise bağımsızlık kazanmanın peşindeydi. Büyük devletlerin de çabaları sonucunda, kadim Türk-Ermeni dostluğu yavaş yavaş yerini güvensizlik ortamına bıraktı. Ermeni literatürüne Medz Yeğern (Büyük Felâket) olarak geçen tehcirin sonuçları yıkıcı oldu (1915).

Cumhuriyet Döneminde Ermeniler
1923'te Mustafa Kemal Atatürk
'ün kurduğu yeni Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Osmanlı'daki çok milletli sistem kaldırılarak, ulus devlet ve vatandaşlık sistemi benimsendi. Ermeniler resmen azınlık statüsüne geçtiler. İstanbul Ermeni Patrikliği 1922-27 arasında 5 yıl patriksiz kaldıktan sonra Muşlu I. Mesrob Türkiye Ermenileri'nin 80. Patriği oldu.

Medeni Kanun'un kabulüyle birlikte Osmanlı döneminde uygulanan her cemaati kendi dini yasalarına göre yö
netme şekli ortadan kaldırıldı. Patrikler cemaatin dini ve sosyal kurumlarının ruhani gözetmeni sayıldı.

1935'te Vakıflar Kanunu Resmi Gazete'de yayımlandı. Kilise, okul, hastane, yetimhane gibi Ermeni kurumlarının bağlı olduğu tüm vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün denetimine geçirildi. 1942'de çıkartılan Varlık Vergisi Kanunu tüm diğer azınlıklar gibi Ermeniler üzerinde de yıkıcı etkiler yarattı.

Cumhuriyet döneminde açılan ilk ve tek ruhban okulu, Üsküdar'daki Surp Haç Tıbrevank Ruhban Okulu
oldu (1954). Ancak 1969'da okulun teoloji bölümü İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nce kapatıldı.

Ermeni cemaati Kurucu Meclis'e olduğu gibi, daha sonraki yıllarda T.B.M.M.'ye de
milletvekilleri gönderdi. Dr. Zakar Tarver ve Mıgırdiç Şellefyan'dan sonra, 1960 tarihinden itibaren ise Meclis'te hiçbir Ermeni milletvekili yer almadı.

Türkiye Ermenileri Patrikliği'nin 500. kuruluş yılı 1961 yılında kutlandı. Yetim bir tehcir çocuğu olan Yozgatlı Patrik I. Şnorhk, yurtdışında Türk diplomatlarına yönelen terörizmin giderek tırmandığı zorlu bir dönemde görev yaptı. Verdiği demeçlerde, diaspora Ermenileri'nin Türkiye aleyhtarı gösterilerini hiçbir zaman onaylamayacağını bildirdi. İlk kez bir Cumhuriyet çocuğu, İstanbullu II. Karekin, Türkiye Ermenileri 83. Patriği seçildi (1990). Cemaati 2000'li yıllara taşıyacak olan 84. Patrik ise İstanbullu II. Mesrob oldu (1998).

Bu topraklardaki geçmişi 2700'ü yılı aşan Türkiye Ermenileri, bugün 70 bini aşkın üyesiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük azınlık nüfusunu oluşturuyor. Büyük çoğunluğu İstanbul'da olmak üzere 33 kiliseye, ilk, orta ve lise derecesinde 20 eğitim kurumuna sahip olan
Türkiye Ermeni Cemaati ayrıca, hastane, vakıf, dernek gibi çeşitli cemaat kurumlarını da kendi bağışlarıyla ayakta tutuyor.

Ermeni Dili

Ermenice Hint-Avrupa dil ailesinde 38 harflik özel alfabesiyle bağımsız bir dal meydana getirmiştir.

Hint-Avrupa dillerinin doğuda bulunan son dallarından biri Ermenicedir. (yerli dilde: Hayeren ) Ermeniler Khaldes’lerden birçok kelimeyi ödünç almışlardır. Eyalet ve geniş ölçüde yer adlarının hepsi Urartu kökenlidir. “Er” , “ner” “iar” gibi Ortaçağ’da çok kullanıldıkları halde modern Ermenice’ye geçmiş sonekler yine Urartu Kökeni taşır.

Ermenice’nin Phygien (Friyka dili) ile ilişkisi : Eski coğrafyacı ve tarihçileri ile Bositonius (M.Ö. I yy. ) Ermeniler , Araplar ve Suriyeliler arasında dil, fiziksel yapı , örf ve adetler bakımından benzerlikler bulmuşlardır. Etienne de Byzance (VI yy.) Ermenice’yi Phrygien diline benzetirdi. Phrygien dili hakkında elde bulunan pek az bilgi Ermenice’nin , eskilerin dediği gib Phrygien bir çeşidi olduğuna dair düşünceyi ne red ne de kabul etmeye yeterlidir.

Dilcilerin Düşünceleri : Modern zamanlarda Lacrase (1661 – 1739) Ermenice’yi Medes’lerin dili ile birleştirmiştir. Daha başkaları ise , derin incelemeler sonucunda onu İran dilleri arasında tasnif etmişlerdir. Böylece Bopp ( 1791 – 1867 ) yazdığı Hint-Avrupa dilleri gramerinde ona ayrı bir yer vermiştir. Petermann ( 1801 – 1876 ) ve Windischmann ( 1811 – 1861 ) Ermeniceyi Hint-Avrupa dilleri arasına koymuştur. Daha sonra F.R. Müller ( 1823 – 1900 ) De La Zarte ( 1827 – 1894 ) ve daha başka dilciler bu düşünceyi paylaşarak araştırmalarını o yana doğru yönettiler. Bu bilginler Ermenice’yi İran grubuna sokuyorlardı çünkü İran yaylası Hint-Avrupalı milletlerin beşiği sayılmaktaydı.

Hübschmann Kuramı : İlk kez Hübschmann Ermenice’nin Hint-Avrupa dilleri ailesinde bağımsız ve ayrı bir dil olduğunu kanıtladı. ( 1875 ) Alman bilgini Ermenice’yi yabancı kelimelerden arındırdıktan sonra vokalizi ile Aryen dillerine değilde , Avrupa dillerine bağlandığı sonucuna varmıştır. Boylece bu dilin fonetik ve morfolojik karakterlerini ortaya çıkarmıştır. Hübschmann’ın kuramları dilcilerin büyük bir bölümü tarafından kabul edilmiştir.

Ermeniler’in Khaldes İmparatörluğunun göçünden sonra , Ermenice yeni gelenler kadar yerlilerin de ana dili oldu. Ermeniler kendi dillerini Khaldes’lere empoze ettiler. V. yüzyılın yazarlarınınbıraktığı eserlerden anlşılacağıgibi bu dil, yazınınbulunuşundan sonra gelişmemiş , dah aeskilerden gelişmiş olarak gelmiştir. V. yüzyıldan önceki tarihlerde halk tarafından olmasa bile sarayda , soylular ve ruhaniler arasında konuşulduğu düşünülebilir. V. yüzyılın başlarından başlayarak büyük bir gelişme gösterdi.

Ermenice Yunanca’dan , Latince’den , Asurca’dan ve özellikle Farsca’dan pek çok kelime almıştır. Daha sonraki devirlerde ise Arapça , Türkçe ve Fransızca’dan Ermenice’ye bazı kelimeler girmiştir. Bununla beraber Ermenice’nin kelime hazinesinde kökeni bilinmeyenlerin oranı %60’ın üstündedir. Ermenice Eski , Orta ve Yeni olamk üzere üç çağa ayrılır.

· Klasik Ermenice (yerli dilde Krapar ) : Çok eski ise de , ilk yazılı anıtı ( Kutsal Kitap çevirisi ) ancak V yüzyıldan kalmadır ; kendine özgü bir alfabesi vardır. Klasik Edebiyat dilidir. Aşağı yukarı VIII. Yüzyıldan beri ancak bir kilise ve bilginler dili halinde yaşamaktadır.

· Orta Ermenice (yerli dilde Miçin Hayeren ) XVII yüzyılda başlarve XV. Yüzyıla kadar kadar devam eder. Kilikya-Ermeni devleti belgeleriyle tanınmış olup ikinci bir ses değişikliğine uğramıştır.

· Yeni Ermenice (yerli dilde Aşkharapar ) İki grupta toplanan çeşitli lehçelerden meydana gelmiştir. Doğu Ermenice ( Ermenistan , İran , Hindistan ve Uzak Doğu) ve Batı Ermenice ( Türkiye Yakın Doğu , Avrupa , Afrika , Amerika ve Avusturalya’ya göç eden Ermeniler ) . Doğu Ermenicesi Ermenistan Cumhuriyeti’nin resmi dili olarak kullanılmaktadır. Bu iki Ermenice gramer bakımından birbiriden çok farklı değildir. Her dilde olduğu gibi Ermenice’de de lehçeler bulunmaktadır.

Ermeni Yazısı

Ermeni yazısı 412 yılında papaz Mesrob Maşdots tarafından birçok eski alfabeden yararlanılmak süretiye 36 harften oluşan bir sistem olarak türetilmiştir, Kilikya Devleti devrinde “O” ve “F” işaretleri eklenmiştir. Alfabedeki harf sırası ve harf adları Yunan alfabesinden uyarlanmıştır.

Ermeniler kendi dillerinin gelişimi süresince Fars’çadan ödünç aldıkları 1500 kök aracılığıyla Cagad ( alın ) , Baderazm ( Savaş ) , Aşkharh ( Dünya ) , Asbed ( Şövalye ) , Nakharar ( Bakan ) , Tas ( Ders ) , Tıbir ( Muganni ) , Aşagertd ( Öğrenci ) , Vartabed , Varjabed ( Öğretmen ) , Tasdiarag ( Eğitimci ) , Tahlic ( Bakanlar Kurulu , Kabine ) , Ampar ( Ambar , depo , ardiye ) , Abrank ( Mal ) vb. gibi 10 binden fazla kelime türetilmiştir. Aynı şekilde Yunanca’dan 700 kök (Pem , Tadron , Meğeti , Balad , Yebisgobos , Gatoğigos , Badriark , Yegeğetsi , Ganon vb ) , Asurcadan 200 kök ( Kahana , Apeğa , Gatsa , Şığta , karoz , Kura , Şuga , Khanut vb. ) almışlardır. Böylece ödünç alıp kendine mal ettiği ve özümlediği köklerle Ermenice , güçlü ve zengin bir dil olarak gelişebilmiştir.

İlk Ermeni matbaasını , kendine Meğabard yani “günahkar” unvanını veren Agop adında biri 1413 tarihinde Venedik’te Ermeni harfleri ile dört kitab basmıştır. Matbaanın mucidi olan Gütenberg in ilk eseri 1455 tarihinde basılmış olduğuna göre Matbaanın Ermeniler tarafından icadından 58 yıl sona icad edildiği görülmektedir.

Ermenice – Türkçe İlişkileri ve Ermenice’den Türkçe’ye Geçmiş Olan Kelimeler

Yapılan araştırmalar sonucunda , dunyamızda gerkese tarihte , gerekse tarih öncesi çağlarda başka ırklarla az çok karışmamış veya onlardan etkilenmemiş hiçbir ırkın mevcut olmadığı belirlenmiştir.

Ermenice nin Türkçeyle birkaç çeşit ilişkisi bulunmaktadır.

Eskiden kullanılan Ermenicede ve günümüz Ermenicesi lehçelerinde birçok Türkçe kelime ve deyimlere rastlanmaktadır. Bunlar Osmanlı egemenliğinin başlangıcından itibaren bu dile girmiş olanlardır.

Buna karşın son yüzyıllarda Türkçeye geçmiş olup halen kullanılmakta olan Ermenice kelimelere de rastlıyoruz. Uzunca süre aynı toprakları paylaşmış olan iki komşu halkın birbirinden kelime alışverişinden bulumuş olmaları pek doğaldır.

Ermenice’de ve Türkçe’de bazı benzeş kelimeler vardır. Bunlar Arapça ve özellikle Fars’ça gibi diğer müşterek kaynaklardan alınmadır.

Nihayet Ermenice ve Türkçede bazı kıyaslanabilir benzeş kelime ve deyimlere de rastlamak mümkün olabiliyor. Her iki dilin de yerlileri olma izlenimini veren bu kelime ve deyimlerin Ermenice ve Türkçeye nasıl girdikleri konusunda kesin bir karara varmak zordur. Bununla beraber bunların büyük bir ihtimalle Turani kökenli oldukları düşünülürse tarih öncesi çağlarda Ermenilerin yabancı bir Turani halka olan ilişkileri bir etkileşim söz konusu olabiliyor.

 

 

 

Istanbul Ermeni Kiliseleri

Istanbul Ermeni Patrikliği'nin kuruluşundan (1461) sonra 55 Ermeni Kilisesi inşa edilmiştir. Bunlardan 30 kadarı halen ibadete açıktır.

Halen ayakta kalan kiliselerin en eskileri, İstanbul'un fethinden sonra yerli Rum halkından alınarak Ermenilere verilen kiliselerdir. Bu kiliselerin başında Kumkapı'daki Surp Asdvadzadzin Patriklik, Samatya'daki Surp Kevork eski Patriklik ve Balat'taki Surp Hreşdagabed Kiliseleri gelir. İlk inşa tarihleri çok eski o
lmakla birlikte, ahşap ve az dayanıklı yapı malzemelerinden yapıldıklarından, deprem ve yangınlara karşı koyamamışlar, birçok kez farklı planlarla yeniden inşa edilmişlerdir.

Ermeni kiliselerinin çoğu 18-19. yy'larda inşa edilmiştir. Bugün yaşayan kilisel
erden 15'inin ilk tesisi bu döneme rastlar. Daha önce inşa edilen kiliseler de bu dönemde büyük onarımlar geçirmişlerdir.

Geleneksel mimari uyarınca, ibadethane bir haç planı üzerine oturur. Başka bir diğer plan şekli ise baziliktir. Bu yönden İstanbul'da
tipik Ermeni kilise mimari planına uygun bir kilise bulmak oldukça zordur. Yapının doğu ucunda sunak vardır. Çatı örtü sisteminde yaygın olan merkezi kubbedir. Osmanlı döneminde kubbe yapımına yazısız bir yasak olduğundan ya hiç uygulanmayarak bir tonozla geçiştirilmiş ya da Beşiktaş'taki Surp Asdvadzadzin Kilisesi'ndeki gibi kırma çatının altına dışardan görülmeyecek şekilde uygulanmış ya da Kuzguncuk'taki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi'nde olduğu gibi yalnızca bir kez uygulanmıştır.

Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet döneminde kilise yapımı yasaklanmıştır. İstisna olarak bu dönemde Karaköy'deki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi yeniden inşası dikkat çekicidir. Bir de Balıklı Ermeni Mezarlığı'ndaki Surp Sarkis Şapeli'nin yapımı kayda değer (1985).

İstanbul'da gü
nümüzde varlığını koruyan Ermeni kiliseleri şöyle sıralanabilir

Ermeni Katolik Kiliseleri:

Surp Hisus Pırgiç Kilisesi (Galata - 1834)
Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Ortaköy - 1839)
Surp Yerrortutyun Kilisesi (Beyoğlu 1857)
Anarad Hığutyun Kilisesi (Samatya 1857)
Surp Asdvadzadzin Verapohum Kilisesi (Büyükada 1858)
Surp Hovhan Vosgeperan Kilisesi (Taksim 1863)
Surp Hovhannes Mıgırdıç Kilisesi (Yeniköy 1866 )
Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Beyoğlu-Sakızağacı 1866)
Anarad Hığutyun Kilisesi (Pangaltı 1866)
Surp Andon Kilisesi (Tarabya 1871)
Surp Boğos Kilisesi (Büyükdere 1885)
Surp Levon Kilisesi (
Kadıköy 1711)
Surp Hovsep Kilisesi (Mardin 1894)


Ermeni Resuli Kiliseleri:

Surp Hovhannes Avedaraniç Kilisesi (Gedikpaşa),
Surp Tateos-Partoğomeos Kilisesi (Yenikapı),
Surp Hovhannes Avedaraniç Kilisesi (Narlıkapı),
Surp Nigoğayos Kilisesi (Topkapı),
Surp Hreşdagaberdatz Kilisesi (Balat),
Surp Yeğya Kilisesi (Eyüp-Nişanca),
Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Eyüp-İslambey),
Surp Pırgiç Şapeli (Yedikule),
Dzınunt Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Bakırköy),
Surp Harutyun Kilisesi (Kumkapı),
Surp Istepanos Kilisesi (
Yeşilköy),
Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Surp Istepanos Kilisesi ile-Karaköy),

Surp Yerrortutyun Kilisesi (Surp Minas Şapeli'ni kapsar-Beyoğlu),
Surp Asdvadzadzin Patriklik Kilisesi (Surp Toros Ayazması ile-Kumkapı),
Surp Kevork Kilisesi (Surp Hovhannes Mıgırdiç Ayazması ile-eski Patriklik-Samatya),
Surp Hagop Kılkhatir Kilisesi (Altımermer),
Surp Sarkis Şapeli (Balıklı),
Surp Harutyun Kilisesi (Taksim),
Surp Hripsimyantz Kilisesi (Büyükdere),
Surp Takavor Kilisesi (Kadıköy),
Surp Haç Kilisesi (Üsküdar-S
elamsız),
Surp Vartanantz Kilisesi (Feriköy),
Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Beşiktaş),
Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Ortaköy),
Yerevman Surp Haç Kilisesi (Kuruçeşme),
Surp Santuht Kilisesi (Rumelihisarı),
Surp Yeritz Mangantz Kilisesi (Boyacıköy),
Surp Asdvadz
adzin Kilisesi (Yeniköy),
Surp Garabet Kilisesi (Üsküdar-Yenimahalle),
Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Kuzguncuk),
Surp Yergodasan Arakelotz Kilisesi (Kandilli),
Surp Nigoğayos Kilisesi (Beykoz),
Surp Nişan Kilisesi (Kartal),
Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi
(Kınalıada).

Ermeni Protestan kiliseleri:

Avedaranagan Amenasurp Yerrortutyun Kilisesi (Aynalıçeşme-Beyoğlu),
Emanuel Kilisesi (Fincancılar-Eminonü),
Gedikpaşa Protestan Kilisesi,
Halıcıoğlu Protestan Kilisesi ve Üsküdar Şapeli vardır.

 

Ermenilerde Eğitim ve Kültür

Ermeni Kültür Kurumları Ermenilerde kültür kurumlarına ilk kez 17. yy'ın sonu ve 18. yy'ın başlarında rastlanır. Bu dönemdeki kurumlar "kardeşlik" adı altında daha çok dinsel ve hayırsever amaçlarla kurulmuşlardır. Ermeni kültür kurumları tarihsel olarak üç döneme ayrılırlar:

1) 1810 öncesi "eski dönem", genellikle "kardeşlik",

2) 1810-1908 arası "orta dönem", genellikle "kurum",

3) 1908 sonrası "yeni dönem", genellikle "dernek" adı altında toplanılır.

Yeni dönem öncesi kültür kurumları genel anlamda okullara yardım Mekhitarian Okulu etmek dışında, okul olmayan yörelerde okul açma çalışmalarında bulunur. Ermeni kültür yayılma dönemi Tanzimat'la (1839) başlar, 1880'li yıllarda son bulur. 1881'de okul ve dernek salonlarında toplantı ve konuşma düzenlemek yasaklanır. 1882'de Babıali tüm kültür kurumlarının listesini, amaçlarını ve maddi durum raporlarını ister. 1895-1908 arasında İstanbul'da kültür kurumlarının hayatı durmuştur.

19. yy'ın ikinci yarısında Galata'da 41, Pera'da (Beyoğlu) 84, Feriköy'de 10, Pangaltı'da 4, Dolapdere'de 2, Şişli'de 7, Sakızağacı'nda 1, Taksim'de 2, Beşiktaş'ta 21, Ortaköy'de 29, Kuruçeşme'de 3, Arnavutköy'de 5, Rumelihisar'da 9, Boyacıköy'de 6, İstinye'de 1 Yeniköy'de 2, Büyükdere'de 5, Sarıyer Yenimahalle'de 2, Beykoz'da 6, Kandilli'de 1, Kuzguncuk'ta 3, Üsküdar Selamsız'da 53, Üsküdar Yenimahalle'de 20, Üsküdar İcadiye'de 4, Haydarpaşa'da 1, Kadıköy'de 27, Kartal'da 2, Kınalıada'da 3, Tophane'de 1, Etmeydanı'nda 5, Hasköy'de 33, Eyüp'te 7, Balat'ta 20, Karagümrük'te 7, Salmatomruk'ta 10, Topkapı'da 14, Samatya'da (Kocamustafapaşa) 39, Narlıkapı'da 4, Samatya Yenimahalle'de 3, Gedikpaşa'da 17, Kumkapı'da 43, Kumkapı dışında 3, Makriköy'de (Bakırköy) 14, Yenikapı'da 21, Langa ve Musalla'da 10, Ayastefanos'ta (Yeşilköy) 2, Yedikule'de 1, Nişanca'da 1, Beşiktaş'ta 1 Kasımpaşa'da 1, semti saptanamayan 77 olmak üzere toplam 688 Ermeni kültür kurumu vardı.

Bu kültür kurumlarından bazıları günümüze ulaşabilmişlerdir. Bunlar ya kilise koroları (Tıbratz Tas) veya okullardan yetişenler dernekleridir (Sanutz Miutyun). İstanbul'daki Ermeni kültür kurumları içerisinde kilise korolarının yeri büyüktür. 18. yy'ın başında kurulan düzenli kilise koroları arasında ilkler Kumkapı'daki Surp Asdvadzadzin Patriklik, Samatya'daki Surp Kevork ve Balat Surp Hreşdagabed kiliseleri korolarıdır.

5 Şubat 1811'de Patrik XI. Hovhannes Çamaşırcıyan döneminde ilk Ermeni kilisesi koro tüzüğü yayımlanır. Surp Asdvadzadzin Basımevi'nde yayımlanan bu 9 maddelik tüzükten yaklaşık bir yüzıl sonra, Patrik I. Mağakya Ormanyan döneminde korolara önem verilerek yeni bir yönetmelik hazırlanır. 70 maddelik bu tüzük 5 Şubat 1904'te onaylanarak yayımlanır.

1906'da Kumkapı'daki Patriklik Kilisesi Korosu 70 kişilik bir grup kurarak Magar Yegmalyan'ın armonize ettiği üç sesli badarağı okur. 1906'da Galata Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi Korosu, Levon Çilingiryan'ın, Beşiktaş Surp Asdvadzadzin Kilisesi Korosu, Aram Pıjışgyan'ın Yenikapı Kilise Korosu ise Yegmalyan'ın faminör-karma armonizasyonlu badarağını öğretirler.

Bu çabalar sayesinde Ermeni Kilisesinin diğer bazı ayinleri de çoksesli olarak armonize edilerek uzun yıllar okunur. Bu korolar dinsel müzik dışında halk müziğini de başarı ile okuyup birçok konser düzenlerler.

Cumhuriyet'in ilanından hemen sonra kilise korolarında tekrar canlanma başlar. Yeni korolar kurulur, eskiler yenilenir. Cumhuriyet döneminde kurulan ilk kilise korosu, Kumkapı Patriklik Kilisesi Korosu üyelerinin bir kısmının kurduğu Koğtan Kilise Korosu'dur (1924). Operaya da birçok solistler yetiştiren kilise korolarının son yönetmelikleri 27 Aralık 1991'de Patriklik Ruhani Meclisi tarafından onaylanarak 1992'de yayımlanır. 1994'te İstanbul'da 20 kilise korosu faaliyettedir.

Günümüze değin yaşayan diğer kültür kurumları, okullardan yetişenler dernekleridir. Bunlar kültürel amaçlı konser, panel, açıkoturum, konferans, gösteri ve sergiler düzenlerler. 1994'te bu türden faaliyette bulunan dernek sayısı 25'tir.

Istanbul Ermeni Okulları

Mıkhitaryan Pangalti Ermeni Lisesi (Pangaltı)

Anarat Hıgutyun Ermeni İlkokulu (Koca Mustafa Paşa)
Anarat Hıgutyun Ermeni İlkokulu (Pangaltı)
Mıkhitaryan Ermeni İlkokulu (Bomonti)
Getronagan Ermeni Lisesi (Karaköy)

Esayan Ermeni Lisesi (Taksim)

Surp Khac Ermeni Lisesi (Üsküdar)
Sahakyan Nunyan Ermeni Lisesi (Koca Mustafa Paşa)
Bezciyan Ermeni Ortaokulu (Kumkapı)
Dadyan Ermeni Ortaokulu (Bakırköy)
Merhametciyan Ermeni Ortaokulu (Feriköy)
Aramyan Uncuyan Ermeni Ortaokulu (Kadıköy)
Levonyan Vartuhyan Ermeni İlkokulu (Topkapı)
Sahak Mesrop Ermeni İlkokulu (Yeşilköy)
Bezazyan Ermeni İlkokulu (Harbiye)
Karagözyan Yetimhanesi (Şişli)

Tarkmançats Ermeni İlkokulu (Ortaköy)

Kalfayan Yetimhanesi (Üsküdar)
Semerciyan Ermeni (Bağlarbaşı)
Istanbul Ermenilerde Spor Faaliyetleri

Bugün futbol ne denli popülerse, 20. yüzyılın başında İstanbul'da atletizm o denli yaygındı. Osmanlı döneminde henüz hiçbir jimnastik kulübünün varolmadığı zamanlarda, toplum doğal olarak spor kavramın dan da bihaberdi. Tarihçiler İstan­bul'un meşhur tulumbacılarını o dönemin en ünlü sporcuları olarak kaydetmişler, yangına koşan grupların atletizmin temelini attığını vurgula­mışlardır. Nitekim yangına ilk yetişen itfaiye takımı neredeyse lstanbul çapında isim yapıyordu. Tulumbacıların yanı sıra Galata Köprüsü'nden Boğaz'a giden gemileri koşarak izle­yen gazete dağıtıcılarının da sonrala­rı bazı uluslararası maratonlarda Türkiye'yi temsil ettikleri bilinmektedir.

Vahram Papazyan'ın hikâyesi bu durumun en belirgin örneği. Istanbul'un ilk atletizm ve jimnas­tik kulübü olan "Raffi", Mıgır Mıgıryan tarafından 1907'de Üsküdar'da kuruldu. Türkiye'ye jimnastiği getiren Selim Sırrı Tarcan bu tarihte he­nüz İsveç'te eğitim görmekteydi. "Dork" ( 1908-1912) atletizm kulübu ise Ermeniler'den kurulu ilk futbol takımı olarak biliniyor. Bu yıllarda ­Arak, Sasun, Ardavazt, Didan ve Ardziv adlı büyüklü, küçüklü kulüpler kurulmuştur. Selim Sırrı Tarcan 12 Mayıs 1916`da Türkiye'de ilk jim­nastik müsabakalarını düzenlediğin­de, Ermeniler'in kulüpleri yurtdışından davet ettikleri sporcularla sayısız mini olimpiyatlar düzenlemişlerdi bile. Bunlardan ilki 1911'de gerçekleşmiştir.

Vahram Papazyan efsanesi

Türk spor tarihinden bahseden an­siklopedik kaynakların hemen hepsinde, Vahram Papazyan'ın adı ve önemi kaydedilmiştir. 1912 Olimpiyat Oyunları'na kendi parasıyla gidip Türkiye'yi temsil e­den atlet her sabah koşarak Be­bek'ten Cağaloğlu'na gider, gazetele­ri alıp yine koşarak Bebek'e döner, gazeteleri babasının dükkanına bıra­kır ve öğrenimini yaptığı Robert Ko­lej'e koşardı. Gazetelerde Stock­holm'de yapılacak Olimpiyat Oyun­ları'na katılmak üzere heveskar genç­lerin arandığını yazan bir ilan görün­ce kendisine güvenip Olimpiyat Oyunları'nın kurucusu Baron Pierre de Coubertin'in şahsi temsilcisi olan Selim Sırrı Tarcan'a başvurdu. İstan­bullu Ermeniler'in Ardavazt Kulübü tarafından düzenlenen bir müsame­rede toplanan parayı, cep harçlığından biriktirdiği paraya ekleyip İs­veç'e gitti. Olimpiyatlara Türkiye'yi temsilen `komple atlet' olarak Mıgır Mıgıryan da katıldı. Papazyan katıla­cak ülkelerin bayrakları arasında Türk bayrağını görmeyince, olayı Türk Sefareti vasıtasıyla protesto et­ti: "Türk bayrağı çekilmezse koş­mam." Organizasyon komitesince Türk bayrakları temin edilip stada ve sokaklara diğer ülkelerin bayrakları yanına çekildi. Sefirenin kendi eliyle kırmızı atlet üzerine diktiği ay yıldız ile yarışlara katıldı. 1.500 metre yarı­şının son metrelerine kadar koşuyu önde götürdü, aşırı heyecandan ötü­rü fenalaşıp bayıldığından dereceye giremedi.

Papazyan 1922'de Kanada'ya yer­leşerek burada Ermeni Jimnastik Demeği'nin başına getirildi. 1912 Olimpiyat Oyunları'nda Türkiye'yi temsil eden atlet olmakla ömrünün sonuna kadar övünen Papazyan, sık sık Türkiye'ye geldi. 1970'li yıllara kadar bu gezileri sürdü, sonra kendi­sinden haber alınamadı.

Rupen Semerciyan

Aynı yıl Türkiye`de basketbolün sevilmesinde büyük pay sahibi olan Rupen Semerciyan isimli genç bir idealist, ilk basketbol milli takımını kuracak ve antrenörlüğünü üstlenecekti. 1930'lu yılların başında Beyoğlu Halkevi'nde gençleri basketbol sporu ile tanıştıran Rupen Semerciyan'ın özve­rili, gayretli çalışmaları sonucunda Türkiye Milli Spor Teşkilatı ilk

basketbol milli takımının kurulması görevini kendisine verir. Ancak federasyonun bütçesi olmadığından ilk milli maç için Yunanistan takımını kendı aralarında topladıkları paralar ile Is­tanbul'a getirir, ağırlar ve 43-12 yene­rek geri gönderirler. Bu başarı netice­sinde Milli Takım 1936 Berlin Olimpiyatlarına katılmaya da hak kazanır. Rupen Semerciyan görevini 1935-­1938 yılları arasında sürdürür.

`20 Kura' Kurbanları

1941'de "20 Kura Askerlik" uygulanmasıyla Nor Şişli'nin yöneticileri e bazı sporcuları da askere çağrılınca, bu olay kulübün sonunu hazırlar Yöneticiler askerlik dönüşü ne kulup binasını, ne de tek servetleri olan kupalarını yerinde bulurlar.

Bu olaydan sonra sportif faaliyetlerin Ermeni cemaatinde derneklere kaydığını görüyoruz. İstanbullu Ermeniler için okul ve mezunlar derneği bir bütündür. Okullardan mezun olan gençler dernekler bünyesinde kurdukları takımlar ile karşılaşmalar yaptılar. Bunlardan en güçlüsü olan Esayan takımı, o zamanlar Taksim. Stadyumu Müdüriyeti tarafından düzenlenen ve gayri Müslim takımların katıldığı tur­nuvalarda boy gösteriyordu.

'20 Kura' bir kulübün sonunu , bir diğerinin ise doğumunu ha­zırladı. Türkiye Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü uygulamanın kaldırılmasından sonra gayri Müslim kulüplerin Türk kulüplerle birleşebileceğini açıkladı. Bu karar üzerine Galatasa­ray'dan ayrılan sporcu ve yöneticilerin kurduğu Ateş-Güneş ile Nor Şişli ve Esayanlıların Kale kulüpleri birleşerek "Tak­simspor" adını aldılar. 1941­- 1942 sezonunda Futbol Federas­yonu tarafından 1. lige dahil edilen Taksimpor ve Beyoğlu s­por, birer averaj takımı olmaktan ile­riye gidemediler. Nitekim önce Be­yoğlu, ardından Taksim peş peşe ikinci lige düştü.

Nubarig, Diranig, Tenekeci Garbis ve uzun süre yeşil sahalara hizmet e­den Varujan Arslanyan bu dönemin isim yapmış futbol asları arasında yer aldılar. Bugün hala varlığını sürdürmekte olan bir başka Ermeni kulübü olan Şişlispor ise Nor Şişli'nin eski yöne­ticileri ile Taksimspor`dan ayrılan bazı idareciler tarafından 1946'da kuruldu. Kulübün kurucuları olarak Krikor Misakyan, Parseğ Gevrekyan ve Ara Aginyan'ın adı geçmektedir.

Halter, boks, güreş, futbol, voley­bol ve basketbol dallarında mücade­le eden Şişli, atletizm, bisiklet ve masa tenisi dallarında da bireysel ba­şarılara ev sahipliği etti. Ancak maddi imkansızlıklar ve insan kaynağı sorunu bu kulübümüzün de belini büktü. Şişli bugün sadece voleybol ve basketbol dallarında faaliyet gösteriyor.

Türkiye'de sporun tarihi, bireysel başarıların da tarihidir. Kulüpler temelinde gösterdikleri başarılar ka­dar, Ermeniler kişisel ilgi ve gayretieri­ni amatör ruh ile yoğurarak çeşitli spor dallarında kaydadeğer başarılara imza attılar.

Aşod Mamigonyan 1920'li yıllarda "Amilkar" marka otomobili ve "Nor­ton" marka motosikletiyle Türkiye ça­pında düzenlenen motokros yarışma­larına kendi imkânlarıyla katılıyor ve başarılı dereceler alıyordu. Mamigon­yan aynı zamanda Istanbul Motorize Emniyet Birliği'nde eğitmen olarak gö­revlendirilmiştir. Vahram Şirinyan teniste 1925'den 1936'ya kadar Türkiye şampiyonluklarında birinciliği kimseye kaptırmadı. 1930'da Atina'da düzenlenen Uluslararası Tenis Şampi­yonası'nda çiftlerde Türkiye'yi Vahram Şirinyan-Sedat Berkoğlu temsil etti. Teniste ayrıca Hanri Yelyan dört yıl peş peşe Türkiye erkekler birincisi oldu.

Hrant Arevyan-Kris Uncuyan çifti de 1939'dan itibaren on yıl süreyle çiftlerde "Türkiye Şampiyonu" unvanını korudular. 1966, 1960 ve 1972'de bu kez Vartan Tetikbaşı sahneye çı­kar. Istanbul ve Türkiye çapında aldığı başarılı neticelerin ödülü olarak, kendisine 1970'de "En lyi Türk Ra­ket" unvanı verildi.

Garbis Andonyan Nor Şişli forması ile 1932'de 1 dk. 40 sn dereceyle sırtüstü yüzmede Türkiye rekorunu kırdı. Harutyun Artan 5.000 ve 10.000 metre koşularında Bükreş (1937), Belgrad (1938) ve Atina (1939) Balkan Olimpiyatları'nda, Zareh Kalpakçıyan ise 1938 Belgrad'da düzenlenen Balkan Olimpiyatı'nda 400 metrede Türkiye'yi temsil etti. Hagop Yavruyan 1940 Balkan Olimpiyatında 14.49 metre derecesi ile Türkiye üç adım adım atlama rekorunu kırdı. Varak Poharyan Türkiye'de ilk olarak Futbol Nasıl Oynanır adlı kitabı yaz­mıştır. Ciritçi Poharyan 1943-44 döneminde Fenerbahçe Stadı'nda düzenle­nen "Türkiye Bölgeler Arası Birincilikle­ri"nde ciritte 53.73 metre derecesi ile birinci olmuştur.

Garbis Zakaryan boksa 1944'de ­başladı. Beyoğluspor, Taksimpor ve Galatasaray formalarını giydi. Istanbul ve Türkiye şampiyonalarında çeşitli birincilikleri bulunan Zakaryan, dört kıtada Türkiye'yi temsil etti. Boksu bıraktıktan sonra hem antrenörlüğünü, hem de menajerliğini üstlendiği Cemal Kamacı'yı ringlere kazandırdı.

Levon Cıknavoryan 1950'de Türkiye Golf Şampiyonluğu'nu kazandı. Şişli Spor Kulübü'nden Sarkis Güllap 1957'de ikinci kez kurulan Türk Halter Milli Takımı'nda yer aldı ve aynı yıl Tahran'da yapılan Dünya Halter Şampiyonasında ay yıldızlı mayoyu giydi. Ohannes Yeğikyan ve Boğos Kambur Türkiye'de halterin yaygınlaşmasında emeği geçmiş kişilerin başında gelmektedir. Şişli sporlu futbolcularından Corc Genç Milli Takım formasını giydi. Vartkes Şadyan ise 1951'de bisikletle Paris'e ulaştı. Arakel Partoğomyos ve Jilber Akkaranfil 1960'da Bük­reş'te düzenlenen "Balkan ve Adriatik Kupası"nda Türkiye Masatenisi Milli Takımında yer aldılar.

Okul Dernekleri

Pangalti Lisesinden Yetisenler Dernegi
Esayan Okulundan Yetisenler Dernegi
Getronagan Okulundan Yetisenler Dernegi
Tarkmançatz Okulunu Sevenler ve Yetişenler Derneği
Ferikoy Okulundan Yetisenler Dernegi
Karagozyan Yetisenler Dernegi
Aramyan Okulundan Yetisenler Dernegi
Bezciyan Okulundan Yetisenler Dernegi
Sahakyan Okulundan Yetisenler Dernegi
Bogosyan Varvaryan Okulundan Yetisenler Dernegi
Surp Hac Tibrevank Okulundan Yetisenler Dernegi
Semerciyan ve Nersesyan Okulundan Yetisenler Dernegi
Dadyan Okulundan Yetisenler Dernegi
Yesilkoy Okulundan Yetisenler Dernegi
Türkiye Ermeni Azınlık Okulları Oğretmenleri Dernegi

Ermeni Müziği

İstanbul'un çok renkli kültür evreninde kendine özgü tonlarıyla varlığını sürdüren Ermeni kültürünün en belirgin parçalarından bir mimari ise, diğeri de kuşkusuz musikidir. Dindışı kültürlerini Müslümanlar ve diğer azınlıklarla paylaşan Ermeniler, yüzlerce yıl dinsel kültürlerini dış etkilere karşı korumaya çalışmışlardır. Böylece Ermeni besteciler musiki etkinliklerini daha çok klasik Türk musikisi, 19. yy'ın ortalarından sonra da klasik Batı musikisi kulvarında sürdürmüşlerdir. Dinsel musikideki kapalılık ise yaklaşık 700 yıllık bir repertuvarın değişikliklere uğramadan yaşamasını sağlamıştır. Ancak, Ermeni musikisinin klasik Batı musikisi repertuvarı Türk musikisindekine oranla sınırlı kalır.

İstanbul dışında ise, hem Türk Musikisi, hem de geleneksel müzik türlerinde eserler veren çok sayıda aşuğ (Aşık) ve bestekarın adı, ünlü araştırmacı Kevork Pamukciyan'ın derlediği belgelerde zikredilmektedir. Ayrıca Zilciyan gibi Ermeni kökenli ailelerin ve ustaların geleneksel yöntemlerle ürettiği kimi enstrümanlar, halen dünya çapında tanınır ve kullanılır.

Dinsel Müzik
Ermeni Apostolik Kilisesi ilk dönemlerinde musikisini, alfabesini ve ayin kitaplarını aldığı Süryaniler ve Yunanlılarla sıkı bir ilişki kurdu. Ermeni kilisesinin bu bağımlılığı 5. yy'ın başlarında Surp Mesrop Maştotz'un Ermeni alfabesini geliştirerek Süryanice ve Yunanca yazılmış bir çok dinsel ve dindışı eserin çevirisini gerçekleştirmesiyle sona erdi.

Bu değişimler, Ermeni dinsel musiki tarihini kabaca şu üç döneme ayırır: 4-12. yy'lar arasında Süryani ve Yunan etkisi altındaki birinci dönem; 12. yy'dan 19. yy'ın sonuna kadarki, Ermeni halk musiki ile dinsel musikinin yakınlaştığı ve Ermeni liturji (ayin düzeni) musikisinin son şeklini aldığı ikinci dönem; 20. yy'ın başından günümüze kadarki, çoksesli musikinin kullanılmaya başlandığı üçüncü dönem.

Ermeni kilise musikisinde "şaragan", "meğeti", "yerk", "dağ", "gandz" gibi ilahi formlarının dışında "badarak" ve "dağavar" (büyük bayramlar) gibi daha büyük çaplı formlar da kullanılır. Hıristiyanlığın temel ibadet biçimlerinden biri olan ve "Hz. İsa'ının son akşam yemeği"nde ekmek ile şarabı kendi bedeni ve kanı olarak havarilerine sunuşunu anlatmak amacıyla düzenlenen komünyon ayini, Ermenice "badarak" (kurban) diye adlandırılır. 20. yy'ın başına kadar Ermeni kiliselerinde, "ana melodi" olarak adlandırılan bu badarak bestesi kullanılmışır. Teksesli makamsal ve anonim bir beste olan "ana melodi"nin ilk kullanılmaya başlandığı tarih kesin olarak bilinmiyor. Ancak son şeklini 12. yy'da aldığına inanılıyor. Badarak ayini 20. yy'ın başından itibaren çok sesli olarak icra edilmeye başlanmıştır. Badarak melodilerinin manevi önemi ve sayıca çoğalması dolayısıyla İstanbul Patriklik Ruhani Meclisi, düzenlediği Türkiye Ermeni Kilisesi Korolar Tüzüğü'nun 58. maddesiyle kilise korolarının aşağıdaki dokuz badarak melodisini kullanmalarına izin vermiştir: 1-Ana melodi (Mayr Yeğanag), 2- Gomidas melodisi, 3- Yegmalyan melodisi, 4- Çulhayan melodisi, 5- Çilingiryan meodisi, 6- Bartevyan melodisi, 7- Manasyan melodisi, 8- Atmacıyon melodisi, 9- Horenyan melodisi.

Ermeni kilisesi geleneksel musikisinde, Süryani ve Rum kiliselerinde olduğu gibi başlıca sekiz makam kullanılmaktadır. Bunlar sırasıyla, ayp tza, ayp gen, pen tza, pen gen, kim tza, kim gen, ta tza ve ta gen adlarını alan makamlardır. Her makam 8 sesten oluşur. Her makam dizisini bir bitiş -ya da başlangıç- (finalis) ve bir güçlü (dominant) notası belirler. Bu sekiz makam, klasik Türk musikisinde kullanılan heftgah, şedacem, hüseyni, acemaşiran, hicaz, saba, neva ve uşşak makamlarına denk düşer.

Şaraganlar her hafta ya da her gün sırayla yarı makamlardan okunur. Her yıl Paskalya günü birinci gün olarak kabul edilir ve şaraganlar birinci sıradaki makamdan okunmaya başlanır.

20. yy'ın başından itibaren çoksesli olarak, Batı nota yazım sistemiyle yazılmış badaraklar dışında kalan formların besteleri büyük ölçüde kulaktan kulağa aktarılarak günümüze ulaşmıştır. Kim tarafından ve hangi tarihte geliştirildiği bilinemeyen "Khaz" nota yazım sisteminin en eski örneğine 9. yy'dan kalma elyazmalarında rastlanır. Bu sistemde yaklaşık 26 işaretten başka Ermeni alfabesinin 12 ünsüzü de kullanılır. Kesin ses yüksekliğini (pitch) göstermeyen Khaz nota yazım sistimi makamsal sisteme göre belirlenmiş sınırlar içinde yorumda serbest çeşitlemelere izin verir. Khaz nota yazım sistemi 16. yy'dan itibaren daha karmaşık hale gelmiş ve sonunda kilise icraları için tam bir bilmeceye dönüşmüştür. Venedik St. Lazzaro'daki Ermeni Mekhitarist Manastırı 17. yy Vağarşabat geleneğine uygun Khaz nota yazım sistemini kullanan tek yer olma özellliğini taşır. Çok karışık ve öğrenilmesi güç olan eski sistem yerine seslerin ve sürelerin daha kesin işaretlerle gösterildiği, daha anlaşılır yeni bir nota yazım sistemi için çalışmalara başlayan Hampartzum Limoncuyan (1768-1839), 1813 dolaylarında kendi adını verdiği nota yazım sistemini geliştirdi. Hamparsum sistemi büyük ölçüde Khaz sistemindeki işaretlerden oluşmuştur. Ancak, bu işaretlerin Hamparsum sistemindeki anlamları farklıdır. İki oktavlık bir ses genişliği olan bu sistem, sesleri ve süreleri gösteren işaretlerle, diyez, sus, tekrar ve ölçü işaretlerinden oluşur. Bu işaretler hecelerin üzerine gelecek şekilde yerleştirilir. Hamparsum nota yazım sistemiyle yalnız Ermeni musikisi değil, birçok Türk musikisi eseri de notaya alınmış, böylece sayısız eser günümüze kadar ulaşabilmiştir. Eçmiyazdin Başpatrikliği ile Kudüs Patrikliği'nde hala Hamparsum sistemi kullanılmaktadır.

Ermeni Apostolik Kilisesi'nde öteki Ortodoks kiliselerinden farklı olarak insan sesinin yanısıra, varsa org veya armonyum da kullanılabilir. Org ilk defa 20. yy'ın başında Gomidas Soğomonyan (1869-1935) tarafından İstanbul'da kullanılmaya başlamış, daha sonra öbür kiliselere de yayılmıştır.

Geçmişi Hıristiyanlık öncesine kadar uzanan zil, hem dinsel, hem de dindışı musikide sıkça kullanılan bir vurma çalgıdır. Üç yüzyıldır bu işle uğraşan Zilciyan ailesi zil yapımcılığının en büyük ustalarından biridir. Org ve zil dışında yine öteki Ortadoks kiliselerinden farklı olarak, meleklerin kanat seslerini simgeleyen ve kşotz adı verilen, ucunda minik zillerin bulunduğu bir tür çalgıya da yer verilir.

Bir Ermeni araştırmacı tarafından yazılmıştır.

Kaynak: bolsohays.com

mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr