| [Ana Sayfa] | [Amaç] | [Fotoğraflarla Gerçekler] | [Çalışma Odası] | [Strateji] | [İletişim Odası] |
| ERMENİLERE GÖRE TARİHTE ERMENİLER/ Bir Ermeni
araştırmacı
Ermenilerin Kökeni
Anadolu'nun bugün halen yaşayan en eski kavimlerinden biri olan Ermenilerin kökeni kimi kaynaklara göre Urartular'a kadar uzanır. Tarihçilerin üzerinde uzlaştığı temel görüşlerden biri ise, Ermenilerin, M.Ö. 700'lerde Fırat'ın doğusuna yerleşen Hint-Avrupa kökenli Phrygialılar'ın bir kolunun, bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve Kafkas kökenli halklarla karışmasından meydana geldiğidir.Çevreden gelen sürekli akınlarla yaşadıkları bölgede ayakta kalmaya çalışan Ermeniler'in tarihi, bitmek bilmeyen bir devlet kurma ve yitirme mücadelesini anlatır. Başta İranlılar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar ve çeşitli Türk Beylikleri olmak üzere pek çok ulusla savaşan, tarih boyunca çoğu zaman kendi toprakları üzerindeki egemenliklerini yitiren Ermeniler, buna rağmen dillerini ve kültürlerini yaşatmayı, kısaca var olmayı becerebildiler.Hıristiyanlık ve Ermeniler Ermeniler, Hıristiyanlık'la ilk olarak M.S. 1.yüzyılda tanıştı. İsa'nın havarilerinden Aziz Tadeos, Aziz Bartolomeos ve takipçilerinin çabaları sayesinde o güne dek putperest olan geniş bir Ermeni topluluğu Hıristiyanlığı kabul etti. Romalılar'ın buna karşı çıkmasına, 197 ve 230 yıllarında, Anadolu'da yaşayan Hıristiyan Ermeniler'i kırımdan geçirmesine rağmen Hıristiyanlığın Ermeniler arasında yayılması durdurulamadı. Nihayet 301 yılında, Aziz Krikor'un önderliği sonucunda 3. Dırtad, Hıristiyanlığı Ermeni Krallığı'nın resmi dini olarak kabul etti. Kutsal metinlerin Ermenice'ye çevirilmesi ihtiyacı, Aziz Mesrob'un 404 yılında Ermeni alfabesini yaratmasıyla sonuçlandı. Altın Çağ olarak adlandırılan bir kültürel devrimin kapılarını açan bu gelişme, Ermeni ulusunun ileride, çeşitli imkansızlıklar altında bile varlığını koruyabilmesini sağlayan en önemli unsur olacaktı. 451 yılında toplanan Kadıköy Konsili'nin kararlarını benimsemeyen ve o tarihten bu yana Hıristiyanlık içerisinde bağımsız bir kol olarak yaşamayı sürdüren Ermeni Kilisesi, bugün sekiz milyonu aşkın üyesiyle, dünyada 50 milyondan fazla üyesi bulunan Kadim Ortodoks Kiliseler ailesine mensuptur. Bizans Başkentinde Ermeniler İstanbul Doğu Roma İmparatorluğu'nun merkezi olduktan sonra, 360 yılında Ermeni Katolikosu (Başpatrik) 1. Nerses'in Yassıada'ya sürüldüğü sırada başkentte küçük bir Ermeni cemaati zaten vardı. Bizans İmparatorları 6. ve 10. yüzyıllarda Ermeniler'in İstanbul'a göçünü teşvik ettiler. Katolikos 2. Hovhannes (565-574), Persler'e karşı başarısız bir isyandan sonra, birçok Ermeni soylusunun refakatinde İstanbul'a sığındı. Ermeniler kendi dilleriyle ibadete başladılar, Bizans ordusunda paralı asker olarak görev yaptılar ve imparatorluk içinde yüksek makamlara eriştiler. İmparator Moris, Mezizios, İmparator Filipikos-Vartan, Ardavazd, Alexios Museles, Bardanes, Arsaber, Leo V, İmparator Makedonyalı Vasil, Romanos-Lekapenos gibi birçok Bizans yöneticisi, Sezar Bardas, Gramerci Ioannis, Fotios ve Filozof Leo gibi bilim adamları tamamen ya da kısmen Ermeni idi. Depremden zarar gören Aya Sofya'nın kubbesinin onarımını üstlenen mimar, Ani'li bir Ermeni'ydi ve Dırtad adını taşıyordu. Osmanlı Döneminde İstanbul Ermenileri Ermeni cemaati ile yakın ilişki içerisinde olan Fatih Sultan Mehmet, Bizans döneminde Batı Anadolu, Trakya ve Balkanlar'daki Ermeniler üzerinde nüfuzu olan ve o tarihe dek Bursa'da bulunan Ruhani Reislik makamını 1461 yılında Patriklik seviyesine yükseltti. Müslüman bir Sultan'ın bir Hıristiyan Patrikliği'ni tesisi, daha önce benzeri görülmemiş bir olay olarak tarihe geçti. 15. ve 18. yüzyıllarda, Kırım, Doğu Anadolu, İran ve Kafkasya'dan birçok Ermeni İstanbul'a göç etti. Giderek genişleyen Osmanlı topraklarındaki tüm Ermeni cemaatleri İstanbul Ermeni Patriği'ni milletbaşı olarak tanıdılar. İstanbul'daki ilk Ermeni matbaası, bir din adamı olan Apkar Tıbir tarafından açıldı (1567). Bitlisli 9. Hovhannes Golod İstanbul Patriği seçilince (1715) Ermeni cemaatinin yaşamında kültürel bir rönesans başladı. Batı Ermenicesi grameri hazırlandı. Ruhbanlık dışı ilk Ermeni okulu Tıbranots Kumkapı'da öğretime açıldı (1790). İstanbullu'ların ilk Ermenice gazetesi, Lro Kir Medzi Derutyan Osmanyan (Büyük Osmanlı Devleti Gazetesi) yayımlanmaya başlandı (1832). İlk İstanbul Ermeni tiyatro kumpanyası Hasköy'de perdelerini açtı (1858). 1850'lerin sonunda, Ermeni okullarının sayısı yalnızca İstanbul'da 40'ı aşıyordu. Yayımlanan Ermenice gazete sayısı ise 20'yi buluyordu. Fransız
Elçisi'nin çabalarıyla 1831 yılında İstanbul'da resmen oluştu. Bu tarihten 20 yıl
kadar sonra, 1853'te bu
kez İngiliz Elçisi ile Amerikalı misyonerlerin çabaları sonucunda, Ermeni Protestan cemaati kuruldu. |
| Ermeni Dili Ermenice Hint-Avrupa dil ailesinde 38 harflik özel alfabesiyle bağımsız bir dal meydana getirmiştir. Hint-Avrupa dillerinin doğuda bulunan son dallarından biri Ermenicedir. (yerli dilde: Hayeren ) Ermeniler Khaldes’lerden birçok kelimeyi ödünç almışlardır. Eyalet ve geniş ölçüde yer adlarının hepsi Urartu kökenlidir. “Er” , “ner” “iar” gibi Ortaçağ’da çok kullanıldıkları halde modern Ermenice’ye geçmiş sonekler yine Urartu Kökeni taşır. Ermenice’nin Phygien (Friyka dili) ile ilişkisi : Eski coğrafyacı ve tarihçileri ile Bositonius (M.Ö. I yy. ) Ermeniler , Araplar ve Suriyeliler arasında dil, fiziksel yapı , örf ve adetler bakımından benzerlikler bulmuşlardır. Etienne de Byzance (VI yy.) Ermenice’yi Phrygien diline benzetirdi. Phrygien dili hakkında elde bulunan pek az bilgi Ermenice’nin , eskilerin dediği gib Phrygien bir çeşidi olduğuna dair düşünceyi ne red ne de kabul etmeye yeterlidir.Dilcilerin Düşünceleri : Modern zamanlarda Lacrase (1661 – 1739) Ermenice’yi Medes’lerin dili ile birleştirmiştir. Daha başkaları ise , derin incelemeler sonucunda onu İran dilleri arasında tasnif etmişlerdir. Böylece Bopp ( 1791 – 1867 ) yazdığı Hint-Avrupa dilleri gramerinde ona ayrı bir yer vermiştir. Petermann ( 1801 – 1876 ) ve Windischmann ( 1811 – 1861 ) Ermenice ’yi Hint-Avrupa dilleri arasına koymuştur. Daha sonra F.R. Müller ( 1823 – 1900 ) De La Zarte ( 1827 – 1894 ) ve daha başka dilciler bu düşünceyi paylaşarak araştırmalarını o yana doğru yönettiler. Bu bilginler Ermenice’yi İran grubuna sokuyorlardı çünkü İran yaylası Hint-Avrupalı milletlerin beşiği sayılmaktaydı.Hübschmann Kuramı : İlk kez Hübschmann Ermenice’nin Hint-Avrupa dilleri ailesinde bağımsız ve ayrı bir dil olduğunu kanıtladı. ( 1875 ) Alman bilgini Ermenice’yi yabancı kelimelerden arındırdıktan sonra vokalizi ile Aryen dillerine değilde , Avrupa dillerine bağlandığı sonucuna varmıştır. Boylece bu dilin fonetik ve morfolojik karakterlerini ortaya çıkarmıştır. Hübschmann’ın kuramları dilcilerin büyük bir bölümü tarafından kabul edilmiştir. Ermeni ler’in Khaldes İmparatörluğunun göçünden sonra , Ermenice yeni gelenler kadar yerlilerin de ana dili oldu. Ermeniler kendi dillerini Khaldes’lere empoze ettiler. V. yüzyılın yazarlarınınbıraktığı eserlerden anlşılacağıgibi bu dil, yazınınbulunuşundan sonra gelişmemiş , dah aeskilerden gelişmiş olarak gelmiştir. V. yüzyıldan önceki tarihlerde halk tarafından olmasa bile sarayda , soylular ve ruhaniler arasında konuşulduğu düşünülebilir. V. yüzyılın başlarından başlayarak büyük bir gelişme gösterdi.Ermenice Yunanca’dan , Latince’den , Asurca’dan ve özellikle Farsca’dan pek çok kelime almıştır. Daha sonraki devirlerde ise Arapça , Türkçe ve Fransızca’dan Ermenice’ye bazı kelimeler girmiştir. Bununla beraber Ermenice’nin kelime hazinesinde kökeni bilinmeyenlerin oranı %60’ın üstündedir. Ermenice Eski , Orta ve Yeni olamk üzere üç çağa ayrılır.· Klasik Ermenice (yerli dilde Krapar ) : Çok eski ise de , ilk yazılı anıtı ( Kutsal Kitap çevirisi ) ancak V yüzyıldan kalmadır ; kendine özgü bir alfabesi vardır. Klasik Edebiyat dilidir. Aşağı yukarı VIII. Yüzyıldan beri ancak bir kilise ve bilginler dili halinde yaşamaktadır. · Orta Ermenice (yerli dilde Miçin Hayeren ) XVII yüzyılda başlarve XV. Yüzyıla kadar kadar devam eder. Kilikya-Ermeni devleti belgeleriyle tanınmış olup ikinci bir ses değişikliğine uğramıştır. · Yeni Ermenice (yerli dilde Aşkharapar ) İki grupta toplanan çeşitli lehçelerden meydana gelmiştir. Doğu Ermenice ( Ermenistan , İran , Hindistan ve Uzak Doğu) ve Batı Ermenice ( Türkiye Yakın Doğu , Avrupa , Afrika , Amerika ve Avusturalya’ya göç eden Ermeniler ) . Doğu Ermenicesi Ermenistan Cumhuriyeti’nin resmi dili olarak kullanılmaktadır. Bu iki Ermenice gramer bakımından birbiriden çok farklı değildir. Her dilde olduğu gibi Ermenice’de de lehçele r bulunmaktadır.Ermeni Yazısı
Ermeniler kendi dillerinin gelişimi süresince Fars’çadan ödünç aldıkları 1500 kök aracılığıyla Cagad ( alın ) , Baderazm ( Savaş ) , Aşkharh ( Dünya ) , Asbed ( Şövalye ) , Nakharar ( Bakan ) , Tas ( Ders ) , Tıbir ( Muganni ) , Aşagertd ( Öğrenci ) , Vartabed , Varjabed ( Öğretmen ) , Tasdiarag ( Eğitimci ) , Tahlic ( Bakanlar Kurulu , Kabine ) , Ampar ( Ambar , depo , ardiye ) , Abrank ( Mal ) vb. gibi 10 binden fazla kelime türetilmiştir. Aynı şekilde Yunanca’dan 700 kök (Pem , Tadron , Meğeti , Balad , Yebisgobos , Gatoğigos , Badriark , Yegeğetsi , Ganon vb ) , Asurcadan 200 kök ( Kahana , Apeğa , Gatsa , Şığta , karoz , Kura , Şuga , Khanut vb. ) almışlardır. Böylece ödünç alıp kendine mal ettiği ve özümlediği köklerle Ermenice , güçlü ve zengin bir dil olarak gelişebilmiştir.İlk Ermeni matbaasını , kendine Meğabard yani “günahkar” unvanını veren Agop adında biri 1413 tarihinde Venedik’te Ermeni harfleri ile dört kitab basmıştır. Matbaanın mucidi olan Gütenberg in ilk eseri 1455 tarihinde basılmış olduğuna göre Matbaanın Ermeniler tarafından icadından 58 yıl sona icad edildiği görülmektedir. Ermenice – Türkçe İlişkileri ve Ermenice’den Türkçe’ye Geçmiş Olan Kelimeler Yapılan araştırmalar sonucunda , dunyamızda gerkese tarihte , gerekse tarih öncesi çağlarda başka ırklarla az çok karışmamış veya onlardan etkilenmemiş hiçbir ırkın mevcut olmadığı belirlenmiştir. Ermenice nin Türkçeyle birkaç çeşit ilişkisi bulunmaktadır. Eskiden kullanılan Ermenicede ve günümüz Ermenicesi lehçelerinde birçok Türkçe kelime ve deyimlere rastlanmaktadır. Bunlar Osmanlı egemenliğinin başlangıcından itibaren bu dile girmiş olanlardır. Buna karşın son yüzyıllarda Türkçeye geçmiş olup halen kullanılmakta olan Ermenice kelimelere de rastlıyoruz. Uzunca süre aynı toprakları paylaşmış olan iki komşu halkın birbirinden kelime alışverişinden bulumuş olmaları pek doğaldır. Ermenice’de ve Türkçe’de bazı benzeş kelimeler vardır. Bunlar Arapça ve özellikle Fars’ça gibi diğer müşterek kaynaklardan alınmadır. |
| Nihayet Ermenice ve Türkçede bazı kıyaslanabilir benzeş kelime ve deyimlere de rastlamak mümkün olabiliyor. Her iki dilin de yerlileri olma izlenimini veren bu kelime ve deyimlerin Ermenice ve Türkçeye nasıl girdikleri konusunda kesin bir karara varmak zordur. Bununla beraber bunların büyük bir ihtimalle Turani kökenli oldukları düşünülürse tarih öncesi çağlarda Ermenilerin yabancı bir Turani halka olan ilişkileri bir etkileşim söz konusu olabiliyor. |
Istanbul Ermeni Kiliseleri
Istanbul Ermeni Patrikliği'nin kuruluşundan (1461) sonra 55 Ermeni Kilisesi inşa
edilmiştir. Bunlardan 30 kadarı halen ibadete açıktır.
Halen ayakta kalan kiliselerin en eskileri, İstanbul'un fethinden sonra yerli Rum
halkından alınarak Ermenilere verilen kiliselerdir. Bu kiliselerin başında
Kumkapı'daki Surp Asdvadzadzin Patriklik, Samatya'daki Surp Kevork eski Patriklik ve
Balat'taki Surp Hreşdagabed Kiliseleri gelir. İlk inşa tarihleri çok eski olmakla birlikte, ahşap ve az
dayanıklı yapı malzemelerinden yapıldıklarından, deprem ve yangınlara karşı
koyamamışlar, birçok kez farklı planlarla yeniden inşa edilmişlerdir.
Ermeni kiliselerinin çoğu 18-19. yy'larda inşa edilmiştir. Bugün yaşayan kiliselerden 15'inin ilk tesisi bu döneme
rastlar. Daha önce inşa edilen kiliseler de bu dönemde büyük onarımlar
geçirmişlerdir.
Geleneksel mimari uyarınca, ibadethane bir haç planı üzerine oturur. Başka bir diğer
plan şekli ise baziliktir. Bu yönden İstanbul'da tipik Ermeni kilise mimari planına uygun bir kilise
bulmak oldukça zordur. Yapının doğu ucunda sunak vardır. Çatı örtü sisteminde
yaygın olan merkezi kubbedir. Osmanlı döneminde kubbe yapımına yazısız bir yasak
olduğundan ya hiç uygulanmayarak bir tonozla geçiştirilmiş ya da Beşiktaş'taki Surp Asdvadzadzin
Kilisesi'ndeki gibi kırma çatının altına dışardan görülmeyecek şekilde
uygulanmış ya da Kuzguncuk'taki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi'nde olduğu gibi
yalnızca bir kez uygulanmıştır.
Cumhuriyet Dönemi
Cumhuriyet döneminde kilise yapımı
yasaklanmıştır. İstisna olarak bu dönemde Karaköy'deki Surp Krikor Lusavoriç
Kilisesi yeniden inşası dikkat çekicidir. Bir de Balıklı Ermeni Mezarlığı'ndaki
Surp Sarkis Şapeli'nin yapımı kayda değer (1985).
İstanbul'da günümüzde
varlığını koruyan Ermeni kiliseleri şöyle sıralanabilir
Ermeni Katolik Kiliseleri:
Surp Hovhannes Avedaraniç Kilisesi (Gedikpaşa),
Surp Tateos-Partoğomeos Kilisesi (Yenikapı),
Surp Hovhannes Avedaraniç Kilisesi (Narlıkapı),
Surp Nigoğayos Kilisesi (Topkapı),
Surp Hreşdagaberdatz Kilisesi (Balat),
Surp Yeğya Kilisesi (Eyüp-Nişanca),
Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Eyüp-İslambey),
Surp Pırgiç Şapeli (Yedikule),
Dzınunt Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Bakırköy),
Surp Harutyun Kilisesi (Kumkapı),
Surp Istepanos Kilisesi (Yeşilköy),
Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Surp Istepanos Kilisesi ile-Karaköy),
Surp Yerrortutyun Kilisesi (Surp Minas Şapeli'ni kapsar-Beyoğlu),
Surp Asdvadzadzin Patriklik Kilisesi (Surp Toros Ayazması ile-Kumkapı),
Surp Kevork Kilisesi (Surp Hovhannes Mıgırdiç Ayazması ile-eski Patriklik-Samatya),
Surp Hagop Kılkhatir Kilisesi (Altımermer),
Surp Sarkis Şapeli (Balıklı),
Surp Harutyun Kilisesi (Taksim),
Surp Hripsimyantz Kilisesi (Büyükdere),
Surp Takavor Kilisesi (Kadıköy),
Surp Haç Kilisesi (Üsküdar-Selamsız),
Surp Vartanantz Kilisesi (Feriköy),
Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Beşiktaş),
Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Ortaköy),
Yerevman Surp Haç Kilisesi (Kuruçeşme),
Surp Santuht Kilisesi (Rumelihisarı),
Surp Yeritz Mangantz Kilisesi (Boyacıköy),
Surp Asdvadzadzin
Kilisesi (Yeniköy),
Surp Garabet Kilisesi (Üsküdar-Yenimahalle),
Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Kuzguncuk),
Surp Yergodasan Arakelotz Kilisesi (Kandilli),
Surp Nigoğayos Kilisesi (Beykoz),
Surp Nişan Kilisesi (Kartal),
Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Kınalıada).
Ermeni Protestan kiliseleri:
Avedaranagan Amenasurp Yerrortutyun Kilisesi (Aynalıçeşme-Beyoğlu),
Emanuel Kilisesi (Fincancılar-Eminonü),
Gedikpaşa Protestan Kilisesi,
Halıcıoğlu Protestan Kilisesi ve Üsküdar Şapeli vardır.
Ermeni Kültür Kurumları Ermenilerde kültür kurumlarına ilk kez 17. yy'ın sonu ve 18. yy'ın başlarında rastlanır. Bu dönemdeki kurumlar "kardeşlik" adı altında daha çok dinsel ve hayırsever amaçlarla kurulmuşlardır. Ermeni kültür kurumları tarihsel olarak üç döneme ayrılırlar:
1) 1810 öncesi "eski dönem", genellikle "kardeşlik",
2) 1810-1908 arası "orta dönem", genellikle "kurum",
3) 1908 sonrası "yeni dönem", genellikle "dernek" adı altında toplanılır.
Yeni dönem öncesi kültür kurumları genel anlamda okullara yardım Mekhitarian Okulu etmek dışında, okul olmayan yörelerde okul açma çalışmalarında bulunur. Ermeni kültür yayılma dönemi Tanzimat'la (1839) başlar, 1880'li yıllarda son bulur. 1881'de okul ve dernek salonlarında toplantı ve konuşma düzenlemek yasaklanır. 1882'de Babıali tüm kültür kurumlarının listesini, amaçlarını ve maddi durum raporlarını ister. 1895-1908 arasında İstanbul'da kültür kurumlarının hayatı durmuştur.
19. yy'ın ikinci yarısında Galata'da 41, Pera'da (Beyoğlu) 84, Feriköy'de 10, Pangaltı'da 4, Dolapdere'de 2, Şişli'de 7, Sakızağacı'nda 1, Taksim'de 2, Beşiktaş'ta 21, Ortaköy'de 29, Kuruçeşme'de 3, Arnavutköy'de 5, Rumelihisar'da 9, Boyacıköy'de 6, İstinye'de 1 Yeniköy'de 2, Büyükdere'de 5, Sarıyer Yenimahalle'de 2, Beykoz'da 6, Kandilli'de 1, Kuzguncuk'ta 3, Üsküdar Selamsız'da 53, Üsküdar Yenimahalle'de 20, Üsküdar İcadiye'de 4, Haydarpaşa'da 1, Kadıköy'de 27, Kartal'da 2, Kınalıada'da 3, Tophane'de 1, Etmeydanı'nda 5, Hasköy'de 33, Eyüp'te 7, Balat'ta 20, Karagümrük'te 7, Salmatomruk'ta 10, Topkapı'da 14, Samatya'da (Kocamustafapaşa) 39, Narlıkapı'da 4, Samatya Yenimahalle'de 3, Gedikpaşa'da 17, Kumkapı'da 43, Kumkapı dışında 3, Makriköy'de (Bakırköy) 14, Yenikapı'da 21, Langa ve Musalla'da 10, Ayastefanos'ta (Yeşilköy) 2, Yedikule'de 1, Nişanca'da 1, Beşiktaş'ta 1 Kasımpaşa'da 1, semti saptanamayan 77 olmak üzere toplam 688 Ermeni kültür kurumu vardı.
Bu kültür kurumlarından bazıları günümüze ulaşabilmişlerdir. Bunlar ya kilise koroları (Tıbratz Tas) veya okullardan yetişenler dernekleridir (Sanutz Miutyun). İstanbul'daki Ermeni kültür kurumları içerisinde kilise korolarının yeri büyüktür. 18. yy'ın başında kurulan düzenli kilise koroları arasında ilkler Kumkapı'daki Surp Asdvadzadzin Patriklik, Samatya'daki Surp Kevork ve Balat Surp Hreşdagabed kiliseleri korolarıdır.
5 Şubat 1811'de Patrik XI. Hovhannes Çamaşırcıyan döneminde ilk Ermeni kilisesi koro tüzüğü yayımlanır. Surp Asdvadzadzin Basımevi'nde yayımlanan bu 9 maddelik tüzükten yaklaşık bir yüzıl sonra, Patrik I. Mağakya Ormanyan döneminde korolara önem verilerek yeni bir yönetmelik hazırlanır. 70 maddelik bu tüzük 5 Şubat 1904'te onaylanarak yayımlanır.
1906'da Kumkapı'daki Patriklik Kilisesi Korosu 70 kişilik bir grup kurarak Magar Yegmalyan'ın armonize ettiği üç sesli badarağı okur. 1906'da Galata Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi Korosu, Levon Çilingiryan'ın, Beşiktaş Surp Asdvadzadzin Kilisesi Korosu, Aram Pıjışgyan'ın Yenikapı Kilise Korosu ise Yegmalyan'ın faminör-karma armonizasyonlu badarağını öğretirler.
Bu çabalar sayesinde Ermeni Kilisesinin diğer bazı ayinleri de çoksesli olarak armonize edilerek uzun yıllar okunur. Bu korolar dinsel müzik dışında halk müziğini de başarı ile okuyup birçok konser düzenlerler.
Cumhuriyet'in ilanından hemen sonra kilise korolarında tekrar canlanma başlar. Yeni korolar kurulur, eskiler yenilenir. Cumhuriyet döneminde kurulan ilk kilise korosu, Kumkapı Patriklik Kilisesi Korosu üyelerinin bir kısmının kurduğu Koğtan Kilise Korosu'dur (1924). Operaya da birçok solistler yetiştiren kilise korolarının son yönetmelikleri 27 Aralık 1991'de Patriklik Ruhani Meclisi tarafından onaylanarak 1992'de yayımlanır. 1994'te İstanbul'da 20 kilise korosu faaliyettedir.
Günümüze değin yaşayan diğer kültür kurumları, okullardan yetişenler dernekleridir. Bunlar kültürel amaçlı konser, panel, açıkoturum, konferans, gösteri ve sergiler düzenlerler. 1994'te bu türden faaliyette bulunan dernek sayısı 25'tir.
Istanbul Ermeni Okulları
Mıkhitaryan Pangalti Ermeni Lisesi (Pangaltı)
Anarat Hıgutyun Ermeni İlkokulu (Koca Mustafa
Paşa)
Anarat Hıgutyun Ermeni İlkokulu (Pangaltı)
Mıkhitaryan Ermeni İlkokulu (Bomonti)
Getronagan Ermeni Lisesi (Karaköy)
Surp Khac Ermeni Lisesi (Üsküdar)
Sahakyan Nunyan Ermeni Lisesi (Koca Mustafa Paşa)
Bezciyan Ermeni Ortaokulu (Kumkapı)
Dadyan Ermeni Ortaokulu (Bakırköy)
Merhametciyan Ermeni Ortaokulu (Feriköy)
Aramyan Uncuyan Ermeni Ortaokulu (Kadıköy)
Levonyan Vartuhyan Ermeni İlkokulu (Topkapı)
Sahak Mesrop Ermeni İlkokulu (Yeşilköy)
Bezazyan Ermeni İlkokulu (Harbiye)
Karagözyan Yetimhanesi (Şişli)
Tarkmançats Ermeni İlkokulu (Ortaköy)
Kalfayan Yetimhanesi (Üsküdar)
Semerciyan Ermeni (Bağlarbaşı)
Bugün futbol ne denli popülerse, 20. yüzyılın başında İstanbul'da atletizm o denli yaygındı. Osmanlı döneminde henüz hiçbir jimnastik kulübünün varolmadığı zamanlarda, toplum doğal olarak spor kavramın dan da bihaberdi. Tarihçiler İstanbul'un meşhur tulumbacılarını o dönemin en ünlü sporcuları olarak kaydetmişler, yangına koşan grupların atletizmin temelini attığını vurgulamışlardır. N
itekim yangına ilk yetişen itfaiye takımı neredeyse lstanbul çapında isim yapıyordu. Tulumbacıların yanı sıra Galata Köprüsü'nden Boğaz'a giden gemileri koşarak izleyen gazete dağıtıcılarının da sonraları bazı uluslararası maratonlarda Türkiye'yi temsil ettikleri bilinmektedir.Vahram Papazyan'ın hikâyesi bu durumun en belirgin örneği. Istanbul'un ilk atletizm ve jimnastik kulübü olan "Raffi", Mıgır Mıgıryan tarafından 1907'de Üsküdar'da kuruldu. Türkiye'ye jimnastiği getiren Selim Sırrı Tarcan bu tarihte henüz İsveç'te eğitim görmekteydi. "Dork" ( 1908-1912) atletizm kulübu ise Ermeniler'den kurulu ilk futbol takımı olarak biliniyor. Bu yıllarda Arak, Sasun, Ardavazt, Didan ve Ardziv adlı büyüklü, küçüklü kulüpler kurulmuştur. Selim Sırrı Tarcan 12 Ma
yıs 1916`da Türkiye'de ilk jimnastik müsabakalarını düzenlediğinde, Ermeniler'in kulüpleri yurtdışından davet ettikleri sporcularla sayısız mini olimpiyatlar düzenlemişlerdi bile. Bunlardan ilki 1911'de gerçekleşmiştir.Vahram Papazyan efsanesi
Türk spo
r tarihinden bahseden ansiklopedik kaynakların hemen hepsinde, Vahram Papazyan'ın adı ve önemi kaydedilmiştir. 1912 Olimpiyat Oyunları'na kendi parasıyla gidip Türkiye'yi temsil eden atlet her sabah koşarak Bebek'ten Cağaloğlu'na gider, gazeteleri alıp yine koşarak Bebek'e döner, gazeteleri babasının dükkanına bırakır ve öğrenimini yaptığı Robert Kolej'e koşardı. Gazetelerde Stockholm'de yapılacak Olimpiyat Oyunları'na katılmak üzere heveskar gençlerin arandığını yazan bir ilan görünce kendisine güvenip Olimpiyat Oyunları'nın kurucusu Baron Pierre de Coubertin'in şahsi temsilcisi olan Selim Sırrı Tarcan'a başvurdu. İstanbullu Ermeniler'in Ardavazt Kulübü tarafından düzenlenen bir müsamerede toplanan parayı, cep harçlığından biriktirdiği paraya ekleyip İsveç'e gitti. Olimpiyatlara Türkiye'yi temsilen `komple atlet' olarak Mıgır Mıgıryan da katıldı. Papazyan katılacak ülkelerin bayrakları arasında Türk bayrağını görmeyince, olayı Türk Sefareti vasıtasıyla protesto etti: "Türk bayrağı çekilmezse koşmam." Organizasyon komitesince Türk bayrakları temin edilip stada ve sokaklara diğer ülkelerin bayrakları yanına çekildi. Sefirenin kendi eliyle kırmızı atlet üzerine diktiği ay yıldız ile yarışlara katıldı. 1.500 metre yarışının son metrelerine kadar koşuyu önde götürdü, aşırı heyecandan ötürü fenalaşıp bayıldığından dereceye giremedi.Papazyan 1922'de Kanada'ya yerleşerek burada Ermeni Jimnastik Demeği'nin başına getirildi. 1912 Olimpiyat Oyunları'nda Türkiye'yi temsil eden atlet olmakla ömrünün sonuna kadar övünen Papazyan, sık sık Türkiye'ye geldi. 1970'li yıllara kadar bu gezileri sürdü, sonra kendisinden haber alınamadı.
Rupen Semerciyan
Aynı yıl Türkiye`de basketbolün sevilmesinde büyük pay sahibi olan Rupen Semerciyan isimli genç bir idealist, ilk basketbol milli takımını kuracak ve antrenörlüğünü üstlenecekti. 1930'lu yılların başında Beyoğlu Halkevi'nde gençleri basketbol sporu ile tanıştıran Rupen Semerciyan'ın özverili, gayretli çalışmaları sonucunda Türkiye Milli Spor Teşkilatı ilk
ba
sketbol milli takımının kurulması görevini kendisine verir. Ancak federasyonun bütçesi olmadığından ilk milli maç için Yunanistan takımını kendı aralarında topladıkları paralar ile Istanbul'a getirir, ağırlar ve 43-12 yenerek geri gönderirler. Bu başarı neticesinde Milli Takım 1936 Berlin Olimpiyatlarına katılmaya da hak kazanır. Rupen Semerciyan görevini 1935-1938 yılları arasında sürdürür.`20 Kura' Kurbanları
1941'de "20 Kura Askerlik" uygulanmasıyla Nor Şişli'nin yöneticileri e bazı sporcuları da askere çağrılınca, bu olay kulübün sonunu hazırlar Yöneticiler askerlik dönüşü ne kulup binasını, ne de tek servetleri olan kupalarını yerinde bulurlar.
Bu olaydan sonra sportif faaliyetlerin Ermeni cemaatinde derneklere kaydığını görüyoruz. İstanbullu Ermeniler için okul ve mezunlar derneği bir bütündür. Okullardan mezun olan gençler dernekler bünyesinde kurdukları takımlar ile karşılaşmalar yaptılar. Bunlardan en güçlüsü olan Esayan takımı, o zamanlar Taksim. Stadyumu Müdüriyeti tarafından düzenlenen ve
gayri Müslim takımların katıldığı turnuvalarda boy gösteriyordu.'20 Kura' bir kulübün sonunu , bir diğerinin ise doğumunu hazırladı. Türkiye Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü uygulamanın kaldırılmasından sonra gayri Müslim kulüplerin Türk kulüplerle birleşebileceğini açıkladı. Bu karar üzerine Galatasaray'dan ayrılan sporcu ve yöneticilerin kurduğu Ateş-Güneş ile Nor Şişli ve Esayanlıların Kale kulüpleri birleşerek "Taksimspor" adını aldılar. 1941- 1942 sezonunda Futbol Federasyonu tarafından 1. lige
dahil edilen Taksimpor ve Beyoğlu spor, birer averaj takımı olmaktan ileriye gidemediler. Nitekim önce Beyoğlu, ardından Taksim peş peşe ikinci lige düştü.Nubarig, Diranig, Tenekeci Garbis ve uzun süre yeşil sahalara hizmet eden Varujan Arslanyan bu dönemin isim yapmış futbol asları arasında yer aldılar. Bugün hala varlığını sürdürmekte olan bir başka Ermeni kulübü olan Şişlispor ise Nor Şişli'nin eski yöneticileri ile Taksimspor`dan ayrılan bazı idareciler tarafından 1946'da kuruldu. Kulübün kurucu
ları olarak Krikor Misakyan, Parseğ Gevrekyan ve Ara Aginyan'ın adı geçmektedir.Halter, boks, güreş, futbol, voleybol ve basketbol dallarında mücadele eden Şişli, atletizm, bisiklet ve masa tenisi dallarında da bireysel başarılara ev sahipliği etti. Ancak maddi imkansızlıklar ve insan kaynağı sorunu bu kulübümüzün de belini büktü. Şişli bugün sadece voleybol ve basketbol dallarında faaliyet gösteriyor.
Türkiye'de sporun tarihi, bireysel başarıların da tarihidir. Kulüpler temelinde gösterdikleri başarılar kadar, Ermeniler kişisel ilgi ve gayretierini amatör ruh ile yoğurarak çeşitli spor dallarında kaydadeğer başarılara imza attılar.
Aşod Mamigonyan 1920'li yıllarda "Amilkar" marka otomobili ve "Norton" marka motosikletiyle Türkiye çapında düzenlenen motokros yarışmalarına kendi imkânlarıyla katılıyor ve başarılı dereceler alıyordu. Mamigonyan aynı zamanda Istanbul Motorize Emniyet Birliği'nde eğitmen olarak görevlendirilmiştir. Vahram Şirinyan teniste 1925'den 1936'ya kadar Türkiye şampiyonluklarında birinciliği kimseye kaptırmadı. 1930'da Atina'da düzenlenen Uluslararası Tenis Şampiyonası'nda çiftlerde Türkiye'yi Vahram Şirinyan-Sedat Berkoğlu temsil etti. Teniste ayrıca
Hanri Yelyan dört yıl peş peşe Türkiye erkekler birincisi oldu.Hrant Arevyan-Kris Uncuyan
çifti de 1939'dan itibaren on yıl süreyle çiftlerde "Türkiye Şampiyonu" unvanını korudular. 1966, 1960 ve 1972'de bu kez Vartan Tetikbaşı sahneye çıkar. Istanbul ve Türkiye çapında aldığı başarılı neticelerin ödülü olarak, kendisine 1970'de "En lyi Türk Raket" unvanı verildi.Garbis Andonyan
Nor Şişli forması ile 1932'de 1 dk. 40 sn dereceyle sırtüstü yüzmede Türkiye rekorunu kırdı. Harutyun Artan 5.000 ve 10.000 metre koşularında Bükreş (1937), Belgrad (1938) ve Atina (1939) Balkan Olimpiyatları'nda, Zareh Kalpakçıyan ise 1938 Belgrad'da düzenlenen Balkan Olimpiyatı'nda 400 metrede Türkiye'yi temsil etti. Hagop Yavruyan 1940 Balkan Olimpiyatında 14.49 metre derecesi ile Türkiye üç adım adım atlama rekorunu kırdı. Varak Poharyan Türkiye'de ilk olarak Futbol Nasıl Oynanır adlı kitabı yazmıştır. Ciritçi Poharyan 1943-44 döneminde Fenerbahçe Stadı'nda düzenlenen "Türkiye Bölgeler Arası Birincilikleri"nde ciritte 53.73 metre derecesi ile birinci olmuştur.Garbis Zakaryan
boksa 1944'de başladı. Beyoğluspor, Taksimpor ve Galatasaray formalarını giydi. Istanbul ve Türkiye şampiyonalarında çeşitli birincilikleri bulunan Zakaryan, dört kıtada Türkiye'yi temsil etti. Boksu bıraktıktan sonra hem antrenörlüğünü, hem de menajerliğini üstlendiği Cemal Kamacı'yı ringlere kazandırdı.Levon Cıknavoryan 1950'de Türkiye Golf Şampiyonluğu'nu kazandı. Şişli Spor Kulübü'nden
Sarkis Güllap 1957'de ikinci kez kurulan Türk Halter Milli Takımı'nda yer aldı ve aynı yıl Tahran'da yapılan Dünya Halter Şampiyonasında ay yıldızlı mayoyu giydi. Ohannes Yeğikyan ve Boğos Kambur Türkiye'de halterin yaygınlaşmasında emeği geçmiş kişilerin başında gelmektedir. Şişli sporlu futbolcularından Corc Genç Milli Takım formasını giydi. Vartkes Şadyan ise 1951'de bisikletle Paris'e ulaştı. Arakel Partoğomyos ve Jilber Akkaranfil 1960'da Bükreş'te düzenlenen "Balkan ve Adriatik Kupası"nda Türkiye Masatenisi Milli Takımında yer aldılar.Okul Dernekleri
| Pangalti Lisesinden Yetisenler Dernegi |
| Esayan Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Getronagan Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Tarkmançatz Okulunu Sevenler ve Yetişenler Derneği |
| Ferikoy Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Karagozyan Yetisenler Dernegi |
| Aramyan Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Bezciyan Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Sahakyan Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Bogosyan Varvaryan Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Surp Hac Tibrevank Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Semerciyan ve Nersesyan Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Dadyan Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Yesilkoy Okulundan Yetisenler Dernegi |
| Türkiye Ermeni Azınlık Okulları Oğretmenleri Dernegi |
Ermeni Müziği
İstanbul'un çok renkli kültür evreninde kendine özgü tonlarıyla varlığını sürdüren Ermeni kültürünün en belirgin parçalarından bir mimari ise, diğeri de kuşkusuz musikidir. Dindışı kültürlerini Müslümanlar ve diğer azınlıklarla paylaşan Ermeniler, yüzlerce yıl dinsel kültürlerini dış etkilere karşı korumaya çalışmışlardır. Böylece Ermeni besteciler musiki etkinliklerini daha çok klasik Türk musikisi, 19. yy'ın ortalarından sonra da klasik Batı musikisi kulvarında sürdürmüşlerdir. Dinsel musikideki kapalılık ise yaklaşık 700 yıllık bi
r repertuvarın değişikliklere uğramadan yaşamasını sağlamıştır. Ancak, Ermeni musikisinin klasik Batı musikisi repertuvarı Türk musikisindekine oranla sınırlı kalır.İstanbul dışında ise, hem Türk Musikisi, hem de geleneksel müzik türlerinde eserler veren çok sayıda aşuğ (Aşık) ve bestekarın adı, ünlü araştırmacı Kevork Pamukciyan'ın derlediği belgelerde zikredilmektedir. Ayrıca Zilciyan gibi Ermeni kökenli ailelerin ve ustaların geleneksel yöntemlerle ürettiği kimi enstrümanlar, halen dünya çapında tanını
r ve kullanılır.Dinsel Müzik
Bu değişimler, Ermeni dinsel musiki tarihini kabaca şu üç döneme ayırır: 4-12. yy'lar arasında Süryani ve Yunan etkisi altındaki birinci dönem; 12. yy'dan 19. yy'ın sonuna kadarki, Ermeni halk musiki ile dinsel musikinin yakınlaştığı ve Ermeni liturji (ayin düzeni) musikisinin son şeklini aldığı ikinci dönem; 20. yy'ın başından günümüze kadarki, çoksesli musikinin kullanılmaya başlandığı üçüncü dönem.
Ermeni kilise musikisinde "şaragan", "meğeti", "yerk", "dağ", "gandz" gibi ilahi formlarının dışında "badarak" ve "dağavar" (büyük bayramlar) gibi daha büyük çaplı formlar da kullanılır. Hıristiyanlığın temel ibadet biçimlerinden biri olan ve "Hz. İsa'ının son akşam yemeği"nde ekmek ile şarabı kendi bedeni ve kanı olarak havarilerine sunuşunu anlatmak amacıyla düzenlenen komünyon ayini, Ermenice "badarak" (kurban) diye adlandırılır. 20. yy'ın başına kadar Ermeni kiliselerinde, "ana me
lodi" olarak adlandırılan bu badarak bestesi kullanılmışır. Teksesli makamsal ve anonim bir beste olan "ana melodi"nin ilk kullanılmaya başlandığı tarih kesin olarak bilinmiyor. Ancak son şeklini 12. yy'da aldığına inanılıyor. Badarak ayini 20. yy'ın başından itibaren çok sesli olarak icra edilmeye başlanmıştır. Badarak melodilerinin manevi önemi ve sayıca çoğalması dolayısıyla İstanbul Patriklik Ruhani Meclisi, düzenlediği Türkiye Ermeni Kilisesi Korolar Tüzüğü'nun 58. maddesiyle kilise korolarının aşağıdaki dokuz badarak melodisini kullanmalarına izin vermiştir: 1-Ana melodi (Mayr Yeğanag), 2- Gomidas melodisi, 3- Yegmalyan melodisi, 4- Çulhayan melodisi, 5- Çilingiryan meodisi, 6- Bartevyan melodisi, 7- Manasyan melodisi, 8- Atmacıyon melodisi, 9- Horenyan melodisi.Ermeni kilisesi geleneksel musikisinde, Süryani ve Rum kiliselerinde olduğu gibi başlıca sekiz makam kullanılmaktadır. Bunlar sırasıyla, ayp tza, ayp gen, pen tza, pen gen, kim tza, kim gen, ta tza ve ta gen adlarını alan makamlardır. Her makam 8 sesten oluşur. Her makam dizisini bir bitiş -ya da başlangıç- (finalis) ve bir güçlü (dominant) notası belirler. Bu sekiz makam, klasik Türk musikisinde kullanılan heftgah, şedacem, hüseyni, acemaşiran, hicaz, saba, neva ve uşşak makamlarına denk düşer.
Şaraganlar her hafta ya da her gün sırayla yarı makamlardan okunur. Her yıl Paskalya günü birinci gün olarak kabul edilir ve şaraganlar birinci sıradaki makamdan okunmaya başlanır.
20. yy'ın başından itibaren çoksesli olarak, Batı nota yazım sistemiyle yazılmış badaraklar dışında kalan formların besteleri büyük ölçüde kulaktan kulağa aktarılarak günümüze ulaşmıştır. Kim tarafından ve hangi tarihte geliştirildiği bilinemeyen "Khaz" nota yazım sisteminin en eski örneğine 9. yy'dan kalma elyazmalarında rastla
nır. Bu sistemde yaklaşık 26 işaretten başka Ermeni alfabesinin 12 ünsüzü de kullanılır. Kesin ses yüksekliğini (pitch) göstermeyen Khaz nota yazım sistimi makamsal sisteme göre belirlenmiş sınırlar içinde yorumda serbest çeşitlemelere izin verir. Khaz nota yazım sistemi 16. yy'dan itibaren daha karmaşık hale gelmiş ve sonunda kilise icraları için tam bir bilmeceye dönüşmüştür. Venedik St. Lazzaro'daki Ermeni Mekhitarist Manastırı 17. yy Vağarşabat geleneğine uygun Khaz nota yazım sistemini kullanan tek yer olma özellliğini taşır. Çok karışık ve öğrenilmesi güç olan eski sistem yerine seslerin ve sürelerin daha kesin işaretlerle gösterildiği, daha anlaşılır yeni bir nota yazım sistemi için çalışmalara başlayan Hampartzum Limoncuyan (1768-1839), 1813 dolaylarında kendi adını verdiği nota yazım sistemini geliştirdi. Hamparsum sistemi büyük ölçüde Khaz sistemindeki işaretlerden oluşmuştur. Ancak, bu işaretlerin Hamparsum sistemindeki anlamları farklıdır. İki oktavlık bir ses genişliği olan bu sistem, sesleri ve süreleri gösteren işaretlerle, diyez, sus, tekrar ve ölçü işaretlerinden oluşur. Bu işaretler hecelerin üzerine gelecek şekilde yerleştirilir. Hamparsum nota yazım sistemiyle yalnız Ermeni musikisi değil, birçok Türk musikisi eseri de notaya alınmış, böylece sayısız eser günümüze kadar ulaşabilmiştir. Eçmiyazdin Başpatrikliği ile Kudüs Patrikliği'nde hala Hamparsum sistemi kullanılmaktadır.Ermeni Apostolik Kilisesi'nde öteki Ortodoks kiliselerinden farklı olarak insan sesinin yanısıra, varsa org veya armonyum da kullanılabilir. Org ilk defa 20. yy'ın başında Gomidas Soğomonyan (1869-1935) tarafından İstanbul'da kullanılmaya başlamış, daha sonra öbür kiliselere de yayılmıştır.
Geçmişi Hıristiyanlık öncesine kadar uzanan zil, hem dinsel, hem de dindışı musikide sıkça kullanılan bir vurma çalgıdır. Üç yüzyıldır bu işle uğraşan Zilciyan ailesi zil yapımcılığının en büyük ustalarından biridir. Org ve zil dışında yine öteki Ortadoks kiliselerinden farklı olarak, meleklerin kanat seslerini simgeleyen ve kşotz adı v
erilen, ucunda minik zillerin bulunduğu bir tür çalgıya da yer verilir.Bir Ermeni araştırmacı tarafından yazılmıştır.
Kaynak: bolsohays.com
mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr