| [Ana Sayfa] | [Amaç] | [Fotoğraflarla Gerçekler] | [Çalışma Odası] | [Strateji] | [İletişim Odası] |
|
Arşİv Belgelerİne Göre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermenİ-RUS-FRANSIZ ZULÜMLERİ, KATLİAMI VE SOYKIRIMI (1906-1918) ERMENİ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞErmenilerin hangi ırka mensup oldukları ve hangi coğrafyada yaşadıkları
tartışma konusudur. Ermeniler, var oldukları tarihten itibaren daima başka devletlerin
yönetimi altında kalmışlar ve bağlı oldukları devletlerin hizmetinde
bulunmuşlardır. Daha sonraki yıllarda kiliseler, Ermeniler üzerinde söz sahibi olmuşlardır. 429'da ise, feodalite ile din büyüklerinin baskısı sonucu Arsaklı hanedanının hâkimiyetine son verilince, Sasanîlerin genel valileri tarafından yönetilen Ermeniler, kısa bir süre içerisinde tamamen İran hâkimiyeti altına girmişlerdir. Bu arada Ermeniler, İranlılarla Bizanslılar arasındaki savaşlara sebep olmuşlar ve üzerlerinde sıkça dinî baskılar uygulanmıştır. İslâm orduları, Kadisiye (636) ve Nihavend (640) zaferleri sonucu İranlıları kovarak Ermenilerin topraklarına yerleşmişlerdir. İslâm akınlarını durduramayan Ermeniler, Araplar ile antlaşma yaptılar. Araplar zamanında Ermeniler, genel valiler ile yönetilirdi. Ermeniler, Abbasilere tâbi oldukları dönemde isyanlar çıkarmışlardır. TÜRK - ERMENİ MÜNASEBETLERİ Türklerde millet olarak yaratılıştan var olan adilâne ve hoşgörülü davranma duygu ve düşüncesi, kurdukları devletlerin bünyesinde muhtelif din ve mezheplere mensup çeşitli milletlerin rahatça yaşamalarını sağlamıştır. Ermeniler, "Cihana hâkim olmak" mefkûresi ile hareket eden Türklerdeki bu toleranslı düşünceyi sezen ilk Hristiyan topluluk olmuştur. Ortodoks olan Bizanslşlar, Kafkaslarda küçük bir prenslik halinde yaşayan Ermenileri de kendi hâkimiyetleri ne almışlardır. Bizanslılar, idareleri altında yaşayan diğer milletleri zorla kendi dinlerine sokmaya çalışmışlardır. Bu sebeple, Gregoryan mezhebinde olan Ermenilere de büyük baskı yapmışlar ve onların Ortodoksluğa girmelerini istemişlerdir.Ortodoks Bizans'ın baskılarından bunalan Ermeniler, Müslüman Selçuklu Türklerinin toleranslı tutumlarını görür görmez, onların hakimiyetine girmeyi tercih etmişlerdir. 1015 yılında Çagrı Bey'in seferleri ile başlayan Ermeni-Türk münasebetleri, daha sonra düzenli fetih hareketleri ile daha da sıklasmıştır. Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın 1071 yılında Bizanslılara karşı kazandığı zafer, Anadolu'nun Türkleştirilmesi konusunda dönüm noktası olmuş ve dolayısıyla Ermeniler bu fetih hareketlerinden oldukça etkilenmişlerdir. Ermeniler, Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti ve Anadolu beylikleri olan Mengücoğulları, Saltukoğulları, Danişmendliler ve Artukoğulları, döneminde hiçbir zaman baskı ve zulme uğramamışlardır. Bu dönemde Ermeniler, Müslüman Türk devlet yapısının bariz vasıflarından olan örfî hukukun himayesi altında huzur içinde yaşamışlardır. Osmanlı Beyliği kısa sürede siyasî ve askerî gücünü artırıp, büyük ve güçlü bir cihan devleti haline gelmiş ve 1515-1517 yılları arasında bütün Doğu Anadolu bölgesini barışçı yollarla idaresi altına almıştır. Böylece Osmanlılar, Tebriz-Halep ve Tebriz-Bursa İpek Yolu'nu tam olarak kontrolleri altına almışlardır. Bu zafere rağmen Osmanlılarla Safevîler arasındaki mücadele, 1639'da IV. Murad döneminde Kasrı Şirin Muahedesi'nin imzalanmasına kadar devam etmiştir. İran ile 1723-1727 ve 1743-1746 tarihleri arasında savaşlar cereyan etmiş, fakat Kasrı Şirin hududu değişmeden kalmıştır. Bu dönemde Kırım Hanlığı, Osmanlı Devleti'ne hukuken bağlı; Karadeniz sahilleri ile Gürcistan ise Osmanlı yönetimine tâbi idi. Türk-İran savaşlarının bir kısmı Ermenilerin bulunduğu coğrafî bölge üzerinde cereyan etmiştir. Ancak, gerek Osmanlı, gerek İran tarihi bakımından bu bölgede o tarihte oturan Ermenilerin ismi geçmemektedir. |